<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168</id><updated>2012-03-16T11:54:22.956+02:00</updated><category term='Hüsnü Şenlendirici'/><category term='Erdal Güney'/><category term='Brazzaville'/><category term='Cazyapjazz'/><category term='Aylin Aslım'/><category term='Mircan Kaya'/><category term='Güldünya şarkıları'/><category term='Marsis'/><category term='Yoca Lodi'/><category term='Replikas'/><category term='Ciara'/><category term='Istanbul Arabesque Project'/><category term='Öykü Berk'/><category term='Deledap'/><category term='Grup Kibele'/><category term='MGMT'/><category term='Luxus'/><category term='Trio Chios'/><category term='Nazan Öncel'/><category term='Mustafa Özarslan'/><category term='Jazmine Sullivan'/><category term='Nil'/><category term='Cartel'/><category term='Erol Köker'/><category term='Madita'/><category term='Bengi Bağlama Üçlüsü'/><category term='Fairuz Derin Bulut'/><category term='Shantel'/><category term='Oğuz Büyükberber'/><category term='Sıla'/><category term='Gani Pekşen'/><category term='Orient Expressions'/><category term='Göksel'/><category term='Marianne Faithfull'/><category term='The Last Shadow Puppets'/><category term='Sumru Ağıryürüyen'/><category term='Sabahat Akkiraz'/><category term='Bajar'/><category term='Baba Zula'/><category term='Cem Adrian'/><category term='İncesaz'/><category term='Leonard Cohen'/><category term='Kings of Leon'/><category term='Müslüm Gürses'/><category term='The Do'/><category term='Barış Güney'/><category term='Işın Karaca'/><category term='The Ting Tings'/><category term='Bonnie Prince Billy'/><category term='Jehan Barbur'/><category term='Kul Ahmet'/><category term='Brenna MacCrimmon'/><category term='Kardeş Türküler'/><category term='The Lost Fingers'/><category term='Manic Street Preachers'/><category term='Alp Ersönmez'/><category term='Ayo'/><category term='Keşfedilecek plaklar'/><category term='2010'/><category term='Gevende'/><category term='Hüsnü Arkan'/><category term='Yakaza Ensemble'/><category term='Cengiz Özdemir'/><category term='Barana Quintet'/><category term='Oi Va Voi'/><category term='Patricia Kaas'/><category term='Carla Bruni'/><category term='Okay Temiz'/><category term='Lisa Ekdahl'/><category term='Babylon'/><category term='Elif Çağlar'/><category term='Funda Arar'/><category term='Ayça Şen'/><category term='Erdal Erzincan'/><category term='Lusavoriç Korosu'/><category term='Efsun'/><category term='Sonbahar film müzikleri'/><category term='Arcade Fire'/><category term='The Dead Weather'/><category term='Miles Davis'/><category term='Alev Lenz'/><category term='Franz Ferdinand'/><category term='Natacha Atlas'/><category term='Karmate'/><category term='Senor Coconut'/><category term='Doublemoon Remixed 2'/><category term='Adnan Karaduman'/><title type='text'>Sükût, sesten gelir.</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>86</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-5085082627893169498</id><published>2012-02-22T09:23:00.001+02:00</published><updated>2012-02-22T10:12:27.881+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erdal Güney'/><title type='text'>Kıyıdaki yalnız şarkılar</title><content type='html'>Erdal Güney’i dinlemek, kendimizi bile bile yiyip bitirdiğimiz bir devirde oturup soluklanacağımız sınırlı/mucizevi anlardan. Dışarıdaki keşmekeşe ve şamataya inat ruhu demlendiren, nefesini notalarla temizleyen bir müzik onunkisi. Kimi şarkıları, kendi kasabasında teknesiyle balığa çıkan bir adamın mutluluğuna benziyor. Kimi şarkıları da köhne bir bodrum katında ölümü bekleyen yaşlı amcanın hüznüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızdır Güney’in şarkıları. Terk etmemiştir; ama terk edilmiştir. Kendi ifadesiyle ‘Issız bir adada beklenen haberler gibidir şarkılar, bir kıyıdan beklenirler…’ Kıyıdadır Güney’in şarkıları. Kenardan, olan biteni izler. Şaşırır, bu maskeli baloya. O yüzden çıplaktır şarkılar. Arınmıştır her şeyden. Masumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-7halFie5yeg/T0SX5U57cDI/AAAAAAAAArI/d2str-bZEQs/s1600/Erdal%2BG%25C3%25BCney.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-7halFie5yeg/T0SX5U57cDI/AAAAAAAAArI/d2str-bZEQs/s320/Erdal%2BG%25C3%25BCney.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Güney’in 1997 yılındaki ilk albümünden beri çıkardığı albümleri alt alta toplasak, bir elin parmaklarını geçemeyiz. Piyasa mantığına göre rasyonel kararlar veren iktisat mezunu biri olmadığı, apaçık ortada. Müziği, ticari kaygılardan öte aşk ile yapan değerli biri Erdal Güney. Sevda ile çıktığı bu zahmetli yolda, ona övgüler düzmemize vesile olan albümü “Bir Kıyıdan”ı, çok geç de kalsak ağırlıyoruz naçizane sayfamızda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denize açılmayı bekleyen bir teknenin süslediği albüm kapağı, mavi sularda salınan birinin çizildiği albüm kartoneti, girizgâhı özetleyen en güzel ve kısa yol. 12 sabırlı şarkı yer alıyor çalışmada. El emeği göz nuruyla yazılmış dizeleri ete kemiğie büründüren, şarkılara can veren ekip ise bir hayli kalabalık. (Elbet burada adını unuttuğumuz isimler olacaktır. Özrü bir borç biliriz onlara.) Şarkılar genelde Mustafa Nuhut ile birlikte yazılmış. ‘Rüyamsın görmediğim’ ne güzel bir sözdür öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lP7r6-VtX1Q/T0SX92PxVaI/AAAAAAAAArU/Jh189ayjKpU/s1600/Erdal%2BG%25C3%25BCney%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="297" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-lP7r6-VtX1Q/T0SX92PxVaI/AAAAAAAAArU/Jh189ayjKpU/s320/Erdal%2BG%25C3%25BCney%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Güney’in duru sesinden sonra albümde insanı yakalayan seda, Sıla Erol’a ait. Vokallerde ismini sıkça gördüğümüz bu ismi, bir kenara not ettik. Sonbahar filminin son sahnesiyle yürek dağlayan Ayşenur Kolivar, yaklaşık 7 dakika süren “Denizin Çocukları”nda da başrolde. ‘Zor Yıllar’, ‘Rüyamsın’, ‘Hüzn-ü Kâr’ şarkılarında ise dizilerin görünmeyen kahramanı Eylem Aktaş, ninni edasındaki sesi ile sahne alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paylaşılmaz denilen yalnızlığı, bir nebze olsun paylaşmak için kıyıda bekleyen şarkılar olduğunu unutmayalım. Gün gelir, çekilmek isteriz bir kıyıya. O kıyıda, bizi yıllardır bekleyen şarkılar var. Hatırlayalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-5085082627893169498?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/5085082627893169498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/02/kydaki-yalnz-sarklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5085082627893169498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5085082627893169498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/02/kydaki-yalnz-sarklar.html' title='Kıyıdaki yalnız şarkılar'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-7halFie5yeg/T0SX5U57cDI/AAAAAAAAArI/d2str-bZEQs/s72-c/Erdal%2BG%25C3%25BCney.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-5219982709378902855</id><published>2012-02-16T09:47:00.003+02:00</published><updated>2012-02-16T10:14:25.022+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Işın Karaca'/><title type='text'>Arabesk olunmaz, arabesk doğulur</title><content type='html'>Işın Karaca’nın güçlü sesine laf edecek değilim. Hatta normal şartlar altında bu yazı yazılmayacaktı. Ama sanatçının Hürriyet’te yayınlanan söyleşisini okuyunca (http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/18289468.asp) ‘vazcaydım’ kararımdan. Yazayım dedim bir iki kelam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabesk, bir ‘proje’ değildir. ‘Faydalanılacak bir müzik’ ise hiç değildir. Onu ‘araç’ olarak kullanınca elbette 40 yıllık arabesk, olur ‘Arabesque’. Henüz bunu sindiremeden 1 yıl sonra da ‘Arabesque II’ olur. Konumuz Işın Karaca ise de meşhur arabesk furyasını bu 2 albümle sınırlamak, indirgemeci bir yaklaşıma denk düşer. Bu yaklaşımın pek sağlıklı ve nesnel olmadığı da şüphesiz doğru bir tespittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-sXvzAiNS96k/Tzy0N1Yd01I/AAAAAAAAAqQ/IH_Yc-8A0l0/s1600/I%25C5%259F%25C4%25B1n%2BKaraca%2B%25282%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="318" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-sXvzAiNS96k/Tzy0N1Yd01I/AAAAAAAAAqQ/IH_Yc-8A0l0/s320/I%25C5%259F%25C4%25B1n%2BKaraca%2B%25282%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Daha önceden söylendiği gibi Müslüm Baba’nın yeniden keşfi ile fitili ateşlenen süreç, Fazıl Say’ın ‘arabesk yavşaklığından utanıyorum’ sözleriyle başka bir boyuta taşınmış; Şevval Sam’ın, Işın Karaca’nın albümleri vesilesiyle tartışmanın dumanı her daim tütmüş; en son Ayşe Özyılmazel’in pop temalı, arabesk sözlü şarkısıyla gündeme tekrar gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qxW2Faa5W-o/Tzy0V7pOqsI/AAAAAAAAAqc/MV58D3-L8gU/s1600/I%25C5%259F%25C4%25B1n%2BKaraca%2B2011%2B%25284%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="196" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-qxW2Faa5W-o/Tzy0V7pOqsI/AAAAAAAAAqc/MV58D3-L8gU/s320/I%25C5%259F%25C4%25B1n%2BKaraca%2B2011%2B%25284%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;En kestirme/kolay yoldan ‘kırdan kente göç eden kitlelerin müziği’ şeklinde tarif edilen arabeski, tarihsel/toplumsal bağlamından koparıp içi boş ve çiğ bir ‘arabesk’ kavramına vurgu yapmak sanırım bu tartışmaların noksan tarafı. Bir kuşağa damga vurmuş arabeskin esas kahramanlarını/hikâyelerini ve onların yaşam ile kurduğu maddi/manevi ilişkiyi kapı dışarı edip içine her şeyi doldurabileceğimiz hayali arabesk teması, acısıyla tatlısıyla yaşanmış (yaşanan) bir döneme yapılacak en büyük kötülüklerin başında gelir. Zorunluluğun ve şansın; umudun ve umutsuzluğun; derdin ve dermanın iç içe geçtiği karmaşık ve melez bir arabeski ‘beyazlaştırmak’, onu ‘projelendirmek’ ister istemez insanı üzüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-X-ieqfN958E/Tzy0d1D0x4I/AAAAAAAAAqo/AsOfVH_jotY/s1600/I%25C5%259F%25C4%25B1n%2BKaraca%2B2011%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="214" src="http://2.bp.blogspot.com/-X-ieqfN958E/Tzy0d1D0x4I/AAAAAAAAAqo/AsOfVH_jotY/s320/I%25C5%259F%25C4%25B1n%2BKaraca%2B2011%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Işın Karaca, ‘geçmiş bize yakışıyor’ mottosuyla piyasaya sürdüğü albümdeki şarkıları muhteşem okumuş olabilir. Hadi ileri gidelim: yıllardır dinlediğimiz isimlerden daha iyi söylemiş de olabilir. Ve/fakat bu, geçmişin bize yakıştığı anlamına gelmez ki. Gelmemeli de. Simsiyah elbiseleri ve yağlı elleriyle Şişli’den Örnektepe’ye yürüyen biri ‘Ben İnsan Değil miyim’ şarkısının ne kadar güzel söylendiğine bakmaz. Bu şarkının remix’lendiğine inanmak bile istemez. Çünkü o şarkının hatırası, kötü söylese de İbrahim Tatlıses’in sesinde saklı. Çünkü o sesteki yaşanmışlığın dinleyici tarafında hissedilen bir duygusu var. Çünkü o seste her şey kitabına göre dört dörtlük değil. Çünkü o seste, üstümüzden başımızdan dökülen lekelerin izi bulunuyor. Her şey teknolojinin yardımıyla yapay ve saydam değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-V6nWAvnP6Lo/Tzy0lngYDII/AAAAAAAAAq0/gcPVXJ-LO1M/s1600/I%25C5%259F%25C4%25B1n%2BKaraca%2B2011.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="214" src="http://1.bp.blogspot.com/-V6nWAvnP6Lo/Tzy0lngYDII/AAAAAAAAAq0/gcPVXJ-LO1M/s320/I%25C5%259F%25C4%25B1n%2BKaraca%2B2011.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Başta yazdığım gibi Işın Karaca’nın taşı çatlatabilecek kalitedeki sesine saygı duyuyorum. Her ne kadar popüler bir iş yapmadığını söylese de ‘Arabesque II’ gayet popüler bir iştir. Sadece bunu belirtmek istiyordum. Ayrıca: her sağlam sesi olan, her şarkıyı yorumlama hakkını görmemeli kendinde. Arabesk, arabesk kalmalı. Lütfen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-5219982709378902855?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/5219982709378902855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/02/arabesk-olunmaz-arabesk-dogulur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5219982709378902855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5219982709378902855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/02/arabesk-olunmaz-arabesk-dogulur.html' title='Arabesk olunmaz, arabesk doğulur'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-sXvzAiNS96k/Tzy0N1Yd01I/AAAAAAAAAqQ/IH_Yc-8A0l0/s72-c/I%25C5%259F%25C4%25B1n%2BKaraca%2B%25282%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-3247761755098555086</id><published>2012-02-09T17:36:00.001+02:00</published><updated>2012-02-09T17:39:01.767+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nazan Öncel'/><title type='text'>'Eğriyim büğrüyüm' ama gene de 'doğru giderim'</title><content type='html'>2000’lere sadece 1 sene kala ‘Sokarım Politikana’ diyebilmiş kişi de Nazan Öncel, son günlerde topa tutulan Tuğba Ekinci’ye şarkı vermiş kişi de. Aslında ne ‘Sokarım Politikana’ şarkısı aykırıydı, ne de ‘Yanma Demezler’ şarkısı sıradandı. Hem ‘aykırı’ ve ‘sıradan’ farklı dünyaların ayrı kavramları değil; tam aksine aynı dünyanın farklı kavramlarıdır. İlk zamanlardaki Nazan Öncel, muhalif ve sokak kızıydı; son zamanlardaki Nazan Öncel ise ‘yazlık’ şarkılar yapandı! İşin kolayına kaçmak bu değilse nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-eZZ8qjSg73Q/TzPntNTjETI/AAAAAAAAApg/_msyO6aJAC4/s1600/Nazan%2B%25C3%2596ncel%2B%25282%2529.bmp" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="216" src="http://1.bp.blogspot.com/-eZZ8qjSg73Q/TzPntNTjETI/AAAAAAAAApg/_msyO6aJAC4/s320/Nazan%2B%25C3%2596ncel%2B%25282%2529.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sorular sorup cevaplar veren, karşı koyma ve kabul etme çelişkilerini aynı anda taşıyan, bunlarla birlikte hem kendisini hem de yeşerdiği alanı değiştiren/dönüştüren, şarkılarıyla hayata geniş perspektiften bakan çok az insandan biri Nazan Öncel. Popüler kültür içinde yükselip popüler kültürün birbirini iten ve çeken tüm kutuplarını 20 yıl önce de taşıyordu, şimdi de taşıyor. 90’larda -görece- çevreden yürüyen popüler kültür, 2000’lerde merkezden yürüyorsa; burada eleştirilecek nokta sadece Nazan Öncel değil; hepimizin az ya da çok etkile(n)diği popüler kültür ve onun ekonomi politiğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-RjQFIvbOl4U/TzPn0xYM0YI/AAAAAAAAAps/0YwaY5r2ANc/s1600/Nazan%2B%25C3%2596ncel.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="245" src="http://1.bp.blogspot.com/-RjQFIvbOl4U/TzPn0xYM0YI/AAAAAAAAAps/0YwaY5r2ANc/s320/Nazan%2B%25C3%2596ncel.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Turuncu saçlar, Axl Rose’un hediye ettiği gitar, ‘orantısız’ makyaj, gözleri yoran renkli fotoğraflar, albümün adı (Hayvan) gibi hususlar, hakikaten hem ilgi çekici hem de sinir edici. Şarkıların isim ya da sözlerine bakıp onları toplumsal bağlamından koparırsak, üretim ve alımlama süreçlerini göz ardı edip şarkıların sadece tüketim boyutuna odaklanırsak ve üstüne de yukarıdaki saydıklarımızı eklersek elbette amacın ticari kaygılar olduğunu söyleriz. Bunları bir bütün içinde okumaktır, asıl önemli olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 şarkı ve 1 versiyon olmak üzere toplamda 11 parça bulunuyor, Nazan Öncel’in henüz yeni albümü Hayvan’da. Tahmin edeceğiniz gibi tüm şarkıların söz ve müzikleri ona ait. Söz patlamasının yaşandığı devirlerde bile istikrarını koruması, hep belli bir seviyenin üstünde söz yazması en büyük artılarından. Öncel’in ‘kafasını kurcalayan bir şey var’ hissindeki şüpheli ve ağır sesi gene başat rolde. Birkaç şarkıda vitesi yükseltse de çok hızlı tempoda gitmiyor albüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5AdRmXQvvdc/TzPn6EVQUDI/AAAAAAAAAp4/fWzyufFENtg/s1600/Nazan%2B%25C3%2596ncel%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="286" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-5AdRmXQvvdc/TzPn6EVQUDI/AAAAAAAAAp4/fWzyufFENtg/s320/Nazan%2B%25C3%2596ncel%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Açılış şarkısı ‘Normal’de geçiyor hayvan kelimesi. Hareketli gibi dursa da ‘gözü arkada kalan’ bir şarkı bu. O yüzden biraz can acıtıyor, hele de ‘bir kuş girerse odana / kanadı kırık bırakma kurtar’ derken. Ardı sıra gelen ‘Bebek Sevgilim’ ise klasik Nazan Öncel şarkısı. Biraz kadere sitem, çokça sevgiliye özlem. Ferrari’sini Satan Bilge’ye, ‘spor olsun diye konuşanlara’ çok pis ayar veriyor ‘Canım Bir Yanlış Yapmak İstiyor’ parçası. İstemekle kalmayalım, yanlış yapalım. Nitekim yanlış yapa yapa değişir, bazı doğru sandığımız şeyler. ‘Korkunun Üstüne Yürüyorum’ ise Hayvan’ın açık ara önde gideni. Melodisi kırık, duygusu ağır, sözleri çarpıcı. Diğer şarkılar ise tıpkı bu albümün Nazan Öncel diskografisinde konumlanacağı yer olan ortalarda bir yerlerde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-3247761755098555086?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/3247761755098555086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/02/egriyim-bugruyum-ama-gene-de-dogru.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/3247761755098555086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/3247761755098555086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/02/egriyim-bugruyum-ama-gene-de-dogru.html' title='&apos;Eğriyim büğrüyüm&apos; ama gene de &apos;doğru giderim&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-eZZ8qjSg73Q/TzPntNTjETI/AAAAAAAAApg/_msyO6aJAC4/s72-c/Nazan%2B%25C3%2596ncel%2B%25282%2529.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-4999171820633723886</id><published>2012-01-27T20:03:00.003+02:00</published><updated>2012-01-27T20:40:11.338+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kardeş Türküler'/><title type='text'>Güneşli günler göremeyen güzel çocuklar</title><content type='html'>Çocuklarımızı öldürüyoruz. Koyun otlatırken bombalarla paramparça ediyoruz geleceklerini. Dershaneye giderken pusu kuruyoruz hayallerine. Otobüsteyken diri diri yakıyoruz yüzlerini, ellerini. Bir akşam vakti, sofrasından kalkıp kapıyı açtıklarında kurşun yağdırıyoruz minicik bedenlerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların öldüğü yerde hiç kimse masum değildir. Ve çocukların öldüğü yerde, çocuklar da sıraya girer öldürmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bebekten katil yarattık biz. Bir katili kahraman yaptık içimiz sızlamadan. Bir katilin beresini taktık gururla. Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadık hiç. Hrant, yırtık ayakkabısıyla yüzükoyun öylece yatarken biz, çocuklarımızı katil yapmaya ve katletmeye devam ettik. Suçumuz büyük, yükümüz ağır, vicdanımız yaralı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-eXZNATTtvlE/TyLmUN2WV8I/AAAAAAAAAoY/kLFZsPz3hoM/s1600/Karde%25C5%259F%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-eXZNATTtvlE/TyLmUN2WV8I/AAAAAAAAAoY/kLFZsPz3hoM/s320/Karde%25C5%259F%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir bebekten katil yaratan güzel ve yalnız ülkemde ‘acıların değil çocukların büyümesi’ adına Kardeş Türküler söz aldı. 6 yıllık aranın ardından, çocukların sesini duyurdukları ‘Çocuk (H)aklı’ albümünü görücüye çıkardılar. Hem de ‘Arto Tunçboyacıyan’ ile birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40 simsiyah günün sonrasında, Hrant Dink’i anma gecesinde, ‘Arto Tunçboyacıyan’ gibi bir ustayla yan yana gelir Kardeş Türküler. Kıvılcımın çaktığı ilk an, ilk yer burası olur. Beraber Açıkhava’da konser verilir, Almanya’da Süryani ve Ermeni gençlerden müteşekkil bir koro ile atölye çalışmaları yapılır, şarkılar söylenir. Yeni bir albümün temelleri de atılmış olur, tüm bunlar yaşanırken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan kimi grup üyeleri, 95 ila 2010 arasında hiç boş durmadı. Vedat Yıldırım ‘Bajar’ projesiyle “Fırat suyunu Marmara’ya karıştırdı”. Feryal Öney 2. solo albümü ‘Bulutlar Geçer’i yayınladı. Fehmiye Çelik ve Ayhan Akkaya ikilisinin önayak olduğu ‘Gayda İstanbul’ da buram buram Balkanlar kokan ilk göz ağrılarını hediye etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-xav83eFz13M/TyLuUDN-IYI/AAAAAAAAApU/qe7LrSAG7xA/s1600/Karde%25C5%259F%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler%2B%25282%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-xav83eFz13M/TyLuUDN-IYI/AAAAAAAAApU/qe7LrSAG7xA/s320/Karde%25C5%259F%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler%2B%25282%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tunçboyacıyan ‘İşlevim yön göstermek değil’ diye açıklıyor Çocuk (H)aklı’daki varlığını. Albümü dinleyince daha iyi anlaşılıyor üstadın ne söylemek istediği. Kimse kimseye ‘yol’ göstermemiş. Çünkü bu albümde herkes yolcu. Çünkü bu albümün bizatihi kendisi yol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Her çocuk biraz eşkıya, biraz umuttur yakından baktığında’ diyen ‘Pakrat Estukyan’ın sesiyle açılıyor albüm. İlk 30 saniyesiyle bizi bambaşka dünyalara götüren ‘1-0’da, Hekîm'in hikâyesi anlatılıyor. Doğu’dan İstanbul’a göç eyleyen, midye satan, pilav arabasını zabıtadan kaçıran, polisten korkan Hekîm umutlu ve inatçı. İnanıyor yediği golden fazlasını atacağına. Ve inanıyor Tarlabaşı’nda, köhne bir apartmanın merdiven altında midye hazırlayan anaların gün yüzü göreceğine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LN3W7VgNy9g/TyLnfiyAtiI/AAAAAAAAApI/V46zoHsJRvU/s1600/Karde%25C5%259F%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="288" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-LN3W7VgNy9g/TyLnfiyAtiI/AAAAAAAAApI/V46zoHsJRvU/s320/Karde%25C5%259F%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Nükleer karşıtlarının dikkate alınmadığı şu günlerde Aydan Saraç’ın söylediği ‘Oi Oi!’ horonu belki kulağımıza küpe olur: ‘Dinle dere sesini / Sanki bir şey der gibi / Akardı gürül gürül / Şimdi oldi çöl gibi’. Arto Tunçboyacıyan imzalı ‘Yolculuk’tan sonra ‘Sevdayla Uslandı Gönlüm’ü söylüyor Feryal Öney. Çocuk (H)aklı’nın diğer Kardeş Türküler albümlerinden farkı ortaya çıkıyor yavaş yavaş. Eski şeyleri çok güzel söylemek yerine; yeni şeyleri, kendi bestelerini söylemek. Bu şarkı güzel bir örneği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış Güney’i yakından tanıyanların muhakkak dikkatini çekecektir ‘Derdo Derdo’. Sözlerini Ozan Rençber’in yazdığı, düzenlemesini Güney’in yaptığı, ‘Selda Öztürk’ün de ne güzel yorumladığı eser, benim başucumdan esirgemediğim ilk şarkı. ‘Damohk’ ile Kardeş Türküler’in ilk kez Çeçence bir şarkı söylediğine tanık oluyoruz. Dahası anavatanlarından koparılan, asimile edilen halkların gözyaşlarını görüyoruz. Geçmişin örtüsünü kaldırmalıyız hakikatlerin üstünden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ENccp6UxcRw/TyLmuHczBoI/AAAAAAAAAow/Q5sq3IY_opM/s1600/Karde%25C5%259F%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler%2BEski%2BFotolar%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="213" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-ENccp6UxcRw/TyLmuHczBoI/AAAAAAAAAow/Q5sq3IY_opM/s320/Karde%25C5%259F%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler%2BEski%2BFotolar%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kocani Orkestar’ın enerjisi yetmiyor ‘Nazar’da bizi neşelendirmeye. Nasıl yetsin ki! Nazar, ‘Kentsel Dönüşüm’ sebebiyle Karagümrük’e gönderilen, ninesiyle yaşayan, annesi Kürt, babası Roman henüz 6 yaşında bir çocuk. Nazar’ın masum sesi kaybolup gidiyor hayat gailesinin arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvercinler ‘Yoyo’ bıraksın Filistin semalarından yerdeki çocuklara. Yoyo, bir oyuncak. Bir topaç. Lakin bu coğrafya kanlı. Bu coğrafyada çocuklar oyuncakla değil misket bombalarıyla oynar. Bu coğrafyada çocuklar taş atar, hapse düşer. Bu coğrafyada bir anne, kızının kemiklerini toplar eteğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müziği Ara Dinkjian’a ait ‘Zamanın Bahçesinde’ usul usul demlendiriyor Vedat Yıldırım. ‘Güldaniyem’de iç geçiriyor Fehmiye Çelik. Annesine, babasına soğuk su getirmek için dağa çıkan, pınarın başındayken vurulan küçük bir Ermeni çocuğu ‘Haydo’ ile yüreklerimizi dağlıyor Arto Tunçboyacıyan. Çocuklar ölür dağda, evde, sokakta. 1 dakika süren ‘Öcü’yü dinliyoruz hemen arkasından. ‘Zêrê Zer’, yani ‘Sarı Zêrê’de halaya duruyoruz Kurmancî sözler eşliğinde. Halaya dururken dâhi ‘gönül yarası dinmez’ diyoruz. Neşemizde bile acının izleri var. Sondan bir önceki ‘Kofi İlahi’sinde, Ezidiler’in ritüellerine ortak olma çabasındayız. Kapanışı ise ‘Herkes Kendi Gördüğüne Doğru Der Ya’ eseriyle yapıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim çocuklarımız, güzel günler göremedi. Yaşları büyütülüp asıldı. Bizim çocuklarımız, motorları maviliklere süremedi. Öz babaları tarafından tecavüze uğradı. Bizim çocuklarımız, peri masalı dinleyemedi geceleri; ışıklı caddelereden geçemedi gündüzleri. 7 yaşında çöp toplamaya başladılar, 8’inde tinere bulaştılar, birkaç ay sonra da hırsızlık yaptılar. Bizim çocuklarımız, haftada bir kez et yedi. Bizim çocuklarımız, işten eve sapsarı iskelet gibi geldi. Bizim çocuklarımız, çocuk olamadı hiçbir zaman.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-4999171820633723886?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/4999171820633723886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/01/gunesli-gunler-goremeyen-guzel-cocuklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4999171820633723886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4999171820633723886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/01/gunesli-gunler-goremeyen-guzel-cocuklar.html' title='Güneşli günler göremeyen güzel çocuklar'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-eXZNATTtvlE/TyLmUN2WV8I/AAAAAAAAAoY/kLFZsPz3hoM/s72-c/Karde%25C5%259F%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler%2B%25281%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-2817440763073449057</id><published>2012-01-24T16:31:00.001+02:00</published><updated>2012-01-24T16:32:17.458+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alp Ersönmez'/><title type='text'>Söz uçar 'yazısız' kalır</title><content type='html'>Caz semalarında iyi şeylerin dolaştığı, bulutların kenara çekilip güneşin ağır ağır açtığı ayan beyan ortada. Kendi yağında kavrulan, biraz da ketum duran caz, son zamanlarda, üstündeki ölü toprağını atmaya başladı. Tabii kabuğundan çıkması, derisini değiştirmesi kolay değil. Konser ve festivaller, yeni albüm ve isimler rehberliğinde cazın nicel bir sıçrama yaptığından söz edebiliriz. Bu nicel sıçramanın nitel bir dönüşüme evrilmesi elbette uzun sürecek, meşakkatli olacak. Ve/fakat eninde sonunda caz, daha geniş alanlarda yeşerip büyüyecek. Büyümeli de… Belki hatırlarsınız, kısa bir süre önce Elif Çağlar’a değinmiştik burada. Şimdi de Alp Ersönmez ve yegâne albümü “Yazısız”ı ağırlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-xPik2nbgldU/Tx6_-LTMOdI/AAAAAAAAAn0/iVJe4MAPsSk/s1600/Alp%2BErs%25C3%25B6nmez.tif" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="213" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-xPik2nbgldU/Tx6_-LTMOdI/AAAAAAAAAn0/iVJe4MAPsSk/s320/Alp%2BErs%25C3%25B6nmez.tif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Orta sahanın dinamosu’ tabirini rahatlıkla kullanabiliriz Alp Ersönmez için. Akla gelebilecek çoğu ismin albümünde yeteneğini, basgitarını konuşturduğu bir sır değil. Hangi tür olursa olsun (pop, caz, punk…) sahaya çıkıp elinden gelenin en iyisini yaptığını biliyoruz. Çalıştığı birkaç isim, belki zihnimizi aydınlatabilir: İlhan Erşahin, Tarkan, Nil Karaibrahimgil, Athena… Esas olarak da Kangroove.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-y6uVgUuUgyI/Tx7AqHIELGI/AAAAAAAAAoA/bzEuVp_5J2E/s1600/Alp%2BErs%25C3%25B6nmez%2B%25281%2529.tif" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="213" src="http://1.bp.blogspot.com/-y6uVgUuUgyI/Tx7AqHIELGI/AAAAAAAAAoA/bzEuVp_5J2E/s320/Alp%2BErs%25C3%25B6nmez%2B%25281%2529.tif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Pozitif’ etiketiyle Şubat sonlarına doğru görücüye çıkan albümünde, rakibi karşılamaktan çok oyunu kurma pozisyonuna geçmiş başarılı basçı. Ne de güzel etmiş. Gerektiğinde öne çıkıp 90 dakika oyunda kalan, üstüne düşen görevi abartmadan yapan, sıkışık anlarda sorumluluk alan, her daim rakibe saygı duyan lider bir oyuncu kimliğinde sanatçı. Gündemden uzak takriben 45 dakika geçirebileceğimiz ilk ve tek albümünde, kendisiyle birlikte takımını da belli seviyede oynatmış Ersönmez. Tozu dumana katmadan, kafaları da patlatmadan dinlenilecek sakin bir çalışma diyebiliriz ‘Yazısız’ için. Albümde, 2008 yılında kaybettiğimiz Tanju Duru’nun ışığıyla aydınlanan 7 eser var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1GLzTsksAbE/Tx7AwEZ_qtI/AAAAAAAAAoM/s9lskuIQ0jQ/s1600/Alp%2BErs%25C3%25B6nmez%2BYaz%25C4%25B1s%25C4%25B1z.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-1GLzTsksAbE/Tx7AwEZ_qtI/AAAAAAAAAoM/s9lskuIQ0jQ/s320/Alp%2BErs%25C3%25B6nmez%2BYaz%25C4%25B1s%25C4%25B1z.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. albümü ‘In Between’i henüz yeni çıkaran Fransız trompetçi Erik Truffaz’lı ‘SFG’ (yani SağlamFaydalıGüzel) ile açılıyor albüm. Peşinden, bu toprakların başına gelebilecek en güzel şeylerden ak saçlı, mah cemalli Erkan Oğur’u duyuyoruz. Üstadın alâmetifarikası olan perdesiz gitar sahneye çıkıyor ‘Burada Yaralı Biri Var’ parçasında. Küçük bir çocuğun ‘başla’ komutuyla gardını alan, Sibel Köse’nin yorgun sözleriyle dikkat çeken ‘Beşik’te hiçbir şey yapmadan oturmak istiyoruz. Uzay çağının siber parçası ‘Suni Peyk’, İmer Demirer’li ‘Yüzler’, akabindeki ‘Zorla Güzellik’ ve kapanıştaki ‘Karşı’ eserleriyle de albümü bitiriyoruz. Hayırlı uğurlu ola.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-2817440763073449057?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/2817440763073449057/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/01/soz-ucar-yazsz-kalr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2817440763073449057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2817440763073449057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/01/soz-ucar-yazsz-kalr.html' title='Söz uçar &apos;yazısız&apos; kalır'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-xPik2nbgldU/Tx6_-LTMOdI/AAAAAAAAAn0/iVJe4MAPsSk/s72-c/Alp%2BErs%25C3%25B6nmez.tif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-2306986324593049593</id><published>2012-01-13T10:27:00.003+02:00</published><updated>2012-01-13T10:29:55.697+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Funda Arar'/><title type='text'>'Kazanan yok aslında, kaybeden var'</title><content type='html'>Elbette öncesi de var; ama zannedersem ‘Funda Arar’ ve onu sevenler için ‘2002’ milattı. Arar’ın kendinden emin dik duruşu; sert ve heybetli görünümü başlı başına etkileyiciydi. Bunların üstüne kulaklarımızın pasını alan leziz albümü de eklenince, sanatçının rüştünü ispatlaması zor olmadı. Funda Arar’ın ‘Alagül’ albümü, ender gelişen Osasuna ataklarını izlediğimiz müzik camiasında 90’a atılan goldü. Erkin Koray’dan duymaya alıştığımız ‘Arapsaçı’ yorumu ile sözleri Burcu Tatlıses’e ait, albümle aynı adı taşıyan Alagül şarkısı, Arar’ın yıldızını o dönem iyice parlattı. Peki biz niye çok sevdik Funda Arar’ı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yrSqJY--MvE/Tw_qjoO-g6I/AAAAAAAAAm4/SWjQljIH4X0/s1600/Funda%2BArar%2B%25285%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="215" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-yrSqJY--MvE/Tw_qjoO-g6I/AAAAAAAAAm4/SWjQljIH4X0/s320/Funda%2BArar%2B%25285%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin kabul ettiği üzere sesi güzeldi. Diğer güzel seslerden farkı, kanımca sesinin güçlü olmasıydı. Kavga eder gibi şarkı söylüyordu. Karşısındakini hizaya çeken, onu hemen yakalayan cesur bir yorumu vardı. Asla plastik ve yapay değildi. Aksine biraz kirliydi, sahiciydi. Hiçbir altyapıya, enstrümana gerek duymadan, zincirlerinden kurtulmuş biri misali dolu dolu şarkı söyleyebilirdi. (Ebru Gündeş için de benzer şeyleri yazabiliriz) Neden sonra biz sıkıldık aynı sesten?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8BcQXv7nysg/Tw_rDQQDI-I/AAAAAAAAAno/0L5xCKDuWaM/s1600/Funda%2BArar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="180" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-8BcQXv7nysg/Tw_rDQQDI-I/AAAAAAAAAno/0L5xCKDuWaM/s320/Funda%2BArar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebepleri fazla. Hem bizden, hem de Funda Arar’dan kaynaklanan bazı yapısal sorunlar var. Kendimden yola çıkarsam, artık ‘ağır’ gelmeye başladı Funda Arar. Maddi/manevi çok yorulduk bu hayatta. Minibüse binerken, maça giderken, işten çıkarken, kısacası her zaman; yolda, bayramda, düğünde, kısacası her yerde ayakta kalmak için büyük çaba sarf etmek gerekiyor. Yani şartlar zaten hırpalıyor bizi, Funda Arar’ın sesine gerek kalmıyor ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoş, Funda Arar da Türk pop müziğine yeni kanallar açabilecek bir yıldız iken, hazır böyle bir fırsatı da varken çabuk tüketti kendini. Yetenekli olmasına yetenekliydi; lakin her şeyi yapmaya çalıştı. Türk futbolcusundaki (ya da hepimizdeki) tipik hastalığa yakalandı. Kıraç ile birlikte TRT için ‘Gölgeler’ programını hazırladı. Programda kâh Orhan Gencebay şarkılarını, kâh Ferdi Tayfur klasiklerini, kâh Neşet Ertaş türkülerini yorumladı. ‘Arapsaçı’nda yakaladığı başarıyı arabesk/türkü sularında sürdüremedi. Gitgide ‘cover’ sanatçısı kimliği kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-S1URwm844Zg/Tw_qvDON5nI/AAAAAAAAAnQ/HLPEAEebyU0/s1600/Funda%2BArar%2B%25282%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-S1URwm844Zg/Tw_qvDON5nI/AAAAAAAAAnQ/HLPEAEebyU0/s320/Funda%2BArar%2B%25282%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl biz ondan yeni şeyler beklerken o bize, eski şeyleri yeniymişçesine sunmaya başladı. Hakkını yemeyelim, arada iyi işler de çıkmıyor değildi hani. Örnek: 2006’daki ‘Benim İçin Üzülme’ yorumu. Sonra 2008’de Türk Sanat Müziği eserlerinden müteşekkil ‘Rüya’ albümünü yayınladı. Nihayet o mecraya da girdi böylece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Aşkın Masum Çocukları’, Şubat’ta yayınlanan son çalışması Arar’ın. Albümün adı, bünyeye kâbus gibi çöküyor. Ama kapaktaki Funda Arar fotoğrafı, saçı, saçındaki kurdeleler fena değil. Önceki albüm kapaklarına nazaran -hele de Rüya ile kıyaslarsak- bu şekil/şema huzur verici.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-stu_cXrXj6g/Tw_q0NXil-I/AAAAAAAAAnc/Po66ozLBfxw/s1600/Funda%2BArar%2BA%25C5%259Fk%25C4%25B1n%2BMasum%2B%25C3%2587ocuklar%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-stu_cXrXj6g/Tw_q0NXil-I/AAAAAAAAAnc/Po66ozLBfxw/s320/Funda%2BArar%2BA%25C5%259Fk%25C4%25B1n%2BMasum%2B%25C3%2587ocuklar%25C4%25B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkılar ise yukarıda anlatmaya çalıştığımız çerçevenin dışına çık(a)mıyor. Üstelik albüm, Aysel Gürel’in sözlerini, Cem Karaca’nın müziğini, Nazım Hikmet’in şiirini içermesine rağmen. Evet, albümdeki ‘Erite Erite’ ve ‘İkimiz’ şarkılarının sözleri Aysel Gürel’e ait. Düzenlemeler, eşi Febyo Taşel’in. Nazım’ın dizelerini Cem Karaca’nın müziğiyle süslediği ‘Herkes Gibisin’ de vasat maalesef. Ben sadece ‘Gül Döşek’ şarkısının ilk 1 dakikasına vuruldum. Gerisi, bildiğimiz gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-2306986324593049593?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/2306986324593049593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/01/kazanan-yok-aslnda-kaybeden-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2306986324593049593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2306986324593049593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2012/01/kazanan-yok-aslnda-kaybeden-var.html' title='&apos;Kazanan yok aslında, kaybeden var&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-yrSqJY--MvE/Tw_qjoO-g6I/AAAAAAAAAm4/SWjQljIH4X0/s72-c/Funda%2BArar%2B%25285%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1345899279922634363</id><published>2011-12-13T12:12:00.002+02:00</published><updated>2011-12-13T12:16:40.622+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cartel'/><title type='text'>'Yıllar ikimizden de çok şeyler götürmüş'</title><content type='html'>“80’lerin sonunda, 90’ların başında çocuk olmak” nostaljisinin büyük ayrıcalıklarındandı ‘Cartel’ ile tanışmak. Şimdilerde “iddaa”nın reklam sloganı için kullandığı o meşhur söz, 90’ların unutulmaz anılarından, en saf mutluluklarından sadece biriydi: “gel gel gel Cartel’e gel”… Henüz Ceza’yı ve Sagopa Kajmer’i dinlememiş nesil için bambaşka bir gruptu Cartel. Rüya gibiydiler. Giyim kuşamları değişikti, tarzları farklıydı, saçları uzundu. Sert mizaçları vardı, şahin gibi bakıyordu gözleri. Yumruk atarcasına şarkı söylüyorlardı, bazen ne dedikleri anlaşılmıyordu, ekseriyetle çok hızlı dökülüyordu sözler. Kısacası o dönemin efsanesiydi Cartel. Tartışmasız. Ne ki grup iki/üç senelik konser programının sonrasında sessizce kabuğuna çekildi; işte o vakit çocukluk anılarımız, kalbimizin tozlu sayfalarında kalakaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-AObYenc-nTE/TuckxPAtgEI/AAAAAAAAAl8/vxZmBsAIzdU/s1600/Cartel%2B%25283%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="264" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-AObYenc-nTE/TuckxPAtgEI/AAAAAAAAAl8/vxZmBsAIzdU/s320/Cartel%2B%25283%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan 15 yıl geçti. Biz büyüdük. Belki adam olamadık; ama 90’larda çocuk olduk. Dünya kirlendi. Barış için bile savaş yapıldı. Teknoloji her şeyi altüst etti. Mektuplar yerini mail’lere bıraktı; ‘walkman’ gitti, ‘ipod’ geldi; gazozuna maçlar bitip ‘PES’ turnuvaları başladı. Her geçen gün insan olmaktan biraz daha uzaklaşıp mekanik bir robot hâline dönüştük. Hayallerimiz, dışarıdaki gerçekliğe yenik düştü… Sonra, tarihin yaprağı 2011’i gösterdi. ‘Cartel’ döndü. “Bugünkü Neşen Cartel’den” diyerek bize, bazı şeylerin unutulmayacağını tekrar hatırlattı. İnsan, her şeyi unutur; ama çocukluğunu asla unutmaz. Çünkü çocuklar, çocukluklarını akıllarına değil kalplerine gömerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JE9SjEhDKZI/Tuck5bYQLfI/AAAAAAAAAmI/Nf0FTRaaNn0/s1600/Cartel%2B%25282%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="296" src="http://3.bp.blogspot.com/-JE9SjEhDKZI/Tuck5bYQLfI/AAAAAAAAAmI/Nf0FTRaaNn0/s320/Cartel%2B%25282%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;95’te 7 kişiyken 2011’de 5 kişi Cartel. Kabus Kerim ve İnceEfe artık yok. (Bir araya gelme fikrine başta, Kabus Kerim olumlu yaklaşmış. Hazırlık aşamasından sonra eski havanın yakalanamadığını düşünüp olaya nokta koymuş.) 95’te Cartel elemanları ‘kapüşonlu’ giyerken 2011’de siyah takım elbise var üzerlerinde. Afili siyah gözlükler de cabası. 95’te koşan Cartel, 2011’de yürüyor. Ağır ağır ve dikkatli konuşup özenle seçiyorlar kelimeleri. TRT’ye çıkıp vakur bir duruş sergiliyorlar. Hayatlarının eskisi gibi deli dolu devam etmediğini dile getirip artık yaşamlarına bir nizamın oturduğunu söylüyorlar. Olgunlaştıklarını belirtip şu andaki müziklerinin, hayatlarına paralel frekansta gittiği notunu düşüyorlar. Sözün özü: Mazi iyi/hoş/güzeldi amma velakin adı üstünde ‘maziydi’, demek istiyorlar. Sosyal ağlardaki sitemin çıkış noktası da bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-zDx9fH1gQnU/TuclAAHPcvI/AAAAAAAAAmU/iDwUjViD-_A/s1600/Cartel.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-zDx9fH1gQnU/TuclAAHPcvI/AAAAAAAAAmU/iDwUjViD-_A/s320/Cartel.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiyi arıyoruz, zamanı/mekânı unutup geçmişi aynen istiyoruz. İstediğimiz gerçekleşmeyince de burukluk yaşıyoruz. Aynı nehirde iki kez yıkanmaz, giden Cartel aynen gelmez. Hem biz aynı mıyız da onlar aynı olsun! Bazı şeyleri kabullenmek gerekir. Gelen Cartel, giden Cartel değil. Ama şöyle bir gerçek var: Ekranda söylediklerinin aksi yönde albümdeki sözler. ‘Zırdeliyiz’, ‘bu grup kuduruk’ vb. birçok şey söylüyor şarkılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berlin’de klibi çekilen ‘Bir Oluruz’ ile açılışı yaptı ilk göz ağrımız. Bu gece eğlenmek istiyorsak kendimizi şarkıya vermeliyiz, “Fırlatın ‘C’leri Havaya”nın mesajı. “Evde 5, arabada 15”in rap kardeşi ‘Bu Gece Bize Gel’. Benim en beğendiğim ‘Birlik’ şarkısında biraz kendilerini övüyor grup. Soruyorlar ‘var mı bizim kadar ezberi bozan?’ diye. E haklılar tabii. ‘Mi Casa Su Casa’, yani benim evin senin evi. İlginç bir Almanca-Türkçe denemesi ‘Fazla Takma’. Ferman Akgül’ün sesiyle renklendirdiği ‘Sen’, güzel plase. Her şeyiyle sıradan bir çalışma ‘Devam Et Yoluna’. Daha önce bu sayfada ağırladığımız büyülü ses Efsun ile yapılan “Kutsal Damlalar”ı beğenmemek mümkün değil. Mesaj net, ‘son durak değil bu dünya’. Tam Cartel’e yakışır bir şarkı ‘Gang Bang’; sert, dağınık. Hafif ‘trip-hop’ sularında yüzen “Değiştiremez Kaderini Hiç Kimse”nin puslu sözlerine dikkat…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-pt8dOwspwA8/TuclvJgH84I/AAAAAAAAAms/W_YI3kj-OJE/s1600/Cartel%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="192" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-pt8dOwspwA8/TuclvJgH84I/AAAAAAAAAms/W_YI3kj-OJE/s320/Cartel%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkılar biter, hayat devam eder. Umarım bizi, kısacık hayatımızda bir 15 yıl daha bekletmez Cartel.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1345899279922634363?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1345899279922634363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/12/yllar-ikimizden-de-cok-seyler-goturmus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1345899279922634363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1345899279922634363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/12/yllar-ikimizden-de-cok-seyler-goturmus.html' title='&apos;Yıllar ikimizden de çok şeyler götürmüş&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-AObYenc-nTE/TuckxPAtgEI/AAAAAAAAAl8/vxZmBsAIzdU/s72-c/Cartel%2B%25283%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1661812869386983058</id><published>2011-12-07T10:51:00.002+02:00</published><updated>2011-12-07T10:56:25.048+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elif Çağlar'/><title type='text'>Cazın gelişine mükemmel bir şut</title><content type='html'>Bilahare yazmak üzere kısaca değinmiştik Elif Çağlar’a. Geçtiğimiz günlerden araklarsak, parantezi şöyle açmışız: “Elif Çağlar da cazın resmiyetine vole vuruyor. Çağlar’ın yepyeni albümü ‘M-u-s-i-c’ takım elbiseli, siyah, cool değil. Ruhu dinlendiren, şarap eşliğinde yudumlanan da değil. Bol eğlenceli, çok hareketli, fena dalgalı. Kadro zenginliği açısından da Beşiktaş’la yarışacak kalitede. Caza mesafeli duranların bile seveceğini tahmin ettiğim çok fırlama bir çalışma.” İçini doldurma vakti parantezin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-XtZFv9ozBEY/Tt8oRHqqwxI/AAAAAAAAAk0/BWisl2QoRUM/s1600/Elif%2B%25C3%2587a%25C4%259Flar%2B%25283%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="213" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-XtZFv9ozBEY/Tt8oRHqqwxI/AAAAAAAAAk0/BWisl2QoRUM/s320/Elif%2B%25C3%2587a%25C4%259Flar%2B%25283%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Kimdir Elif Çağlar? Ne yer, ne içer?’ sorusuna verdiği cevabı almak için çıtı pıtı kalemiyle karaladığı, tatlı mı tatlı bloğuna bağlanıyoruz: “Elif Çağlar-Muslu. Müzisyen. Her tür müziği sever ama caz ilk göz ağrısıdır. Türkiye’de caz yapmak biraz da baş ağrısıdır, ama olsun(dur). Evlidir, mutludur, arada yazar, arada çizer, yuvarlanıp gider…” Kırmızılar içindeki şirin bloğunu elifmusic.blogspot.com adresinden takip edebilir, yüzünüzde çileklerin açmasına vesile olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-S47HWF5uAIY/Tt8oXgiUtaI/AAAAAAAAAlA/foyBODZYPzw/s1600/Elif%2B%25C3%2587a%25C4%259Flar%2B%25282%2529.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-S47HWF5uAIY/Tt8oXgiUtaI/AAAAAAAAAlA/foyBODZYPzw/s320/Elif%2B%25C3%2587a%25C4%259Flar%2B%25282%2529.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü menşeli Elif Çağlar. Öğrencilik hayatında cazın dev isimleriyle çalıştı. Bir yandan ‘caz kompozisyonu’ hakkında eğitim aldı, diğer yandan da Klasik Türk Müziği dalında Timur Selçuk usta ile çalıştı, ‘kompozisyon teknikleri’ üzerine. 2000’lerin başında ‘Bağdat Avenue’ ile ‘01/10’ albümünü yayınladı. Peşi sıra ise ‘master’ için New York’un tozlu yollarını tuttu. Akademik hayatının üstüne yeni şeyler koyarak, hatırı sayılır mekânlarda irili ufaklı konserlerin tecrübesini yanına alarak ve ‘Claire Bennett Moringiello 72’ ödülünü de heybesine koyarak 2006’da yurda dönüş yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ckzv6lBiJkg/Tt8otimTj-I/AAAAAAAAAlY/2AzyBJ_98q4/s1600/Elif%2B%25C3%2587a%25C4%259Flar%2B%25284%2529.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="240" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-ckzv6lBiJkg/Tt8otimTj-I/AAAAAAAAAlY/2AzyBJ_98q4/s320/Elif%2B%25C3%2587a%25C4%259Flar%2B%25284%2529.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Memleketteki müzik ahvalinde kadro dışı bırakılan caz, Elif Çağlar’ın canını sıksa da karamsarlığa kapılmadı kendisi. Dişiyle tutup tırnağıyla çekti. Ne de olsa soyadı ‘Çağlar’ idi. Er ya de geç çağlayacaktı ‘Çağlar’. Sahip olduğu bilgi birikimini paylaşma adına caz vokal dersleri verdi, çeşitli projelerde yer aldı, birçok festivalde boy gösterdi. Nihayetinde toprağa ektiği tohumlar yeşerdi ve nur topu gibi kıvırcık saçlı ‘M-u-s-i-c’ albümünü hediye etti bizlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene Elif Çağlar’a bağlanıyoruz: “Benim dünyamda, caz ile soul, rock ile pop, folk ile bossa birbirlerini sayarlar, severler, isterler ki herkes gönlüyle dinlesin kendilerini, isterler ki ‘içtenlik’ yatsın özlerinde. Onlar için gerisi önemsizdir.’ Açık ve net ya da kısa ve öz, budur olay. Yaptığı, melez bir müzik. Cazın hem içinde hem dışında; ne içinde ne dışında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-gA7vC6Ogk3s/Tt8pTaYqMbI/AAAAAAAAAlw/8_NDAU-oCuw/s1600/Elif%2B%25C3%2587a%25C4%259Flar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-gA7vC6Ogk3s/Tt8pTaYqMbI/AAAAAAAAAlw/8_NDAU-oCuw/s320/Elif%2B%25C3%2587a%25C4%259Flar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tamamı kendi yazdığı İngilizce sözlerden müteşekkil 11 şarkı yer alıyor albümde. Tamamı gol çizgisini geçip ağlarla buluşuyor. 1 saate varan sınırlı zaman aralığında, sınırsız zamanın kapısı, albüme adını veren ‘M-u-s-i-c’ ile açılıyor. Albümün hayattan kopuk yapay düzlemde gitmediği, steril ortamlara kendini hapsetmediği ta en başından belli oluyor desem, abartmış sayılmam. Çok katmanlı, frekansı geniş, algıları açık, inişli/çıkışlı çenebaz bir albüm. Kendini sevdiriyor. İlk 11’i helalinden hak eden şarkılar arasından Bilal Karaman’lı ‘Jamaica’, Ferhat Öz’le verkaç yapılan ‘Should I Trust You?’, İmer Demirer’in asist hanesine yazılan ‘Everybody is an Artist in New York’ öne çıktı iki adım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ligin tepesinde gözükmese de, taraftar sayısı ‘Çarşı’ kadar olmasa da son zamanlardaki atağı sürüyor cazın. Kadrosuna kattığı yeni/genç isimler, oynadıkları güzel oyun, sergiledikleri etkili performans eninde sonunda hak ettiği değeri görecek. İşte o an, biz daha çok sevineceğiz, Elif (Messi) Çağlar’ı 10 numaralı formasıyla eskiden beri izleyip dinlediğimiz için.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1661812869386983058?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1661812869386983058/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/12/cazn-gelisine-mukemmel-bir-sut.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1661812869386983058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1661812869386983058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/12/cazn-gelisine-mukemmel-bir-sut.html' title='Cazın gelişine mükemmel bir şut'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-XtZFv9ozBEY/Tt8oRHqqwxI/AAAAAAAAAk0/BWisl2QoRUM/s72-c/Elif%2B%25C3%2587a%25C4%259Flar%2B%25283%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-5502582636179220963</id><published>2011-12-01T11:57:00.000+02:00</published><updated>2011-12-01T11:57:10.788+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Efsun'/><title type='text'>'Hepimiz eksik, her şey yarım'</title><content type='html'>İlk albüm 2006’daki ‘Duy Sesimi’, ikinci albüm 2011’deki ‘Sessiz Olmalıyım’. Sadece isimlerden gidelim. ‘Duy sesimi’ ile ‘sessiz olmalıyım’ arasında bir yerde Efsun: Sesini duyurmak istiyor; ama susuyor. Konuşacak gibi olup vazgeçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QOQzFh-mTdI/TtdPRkEKRSI/AAAAAAAAAkc/z5W0HdXSNzU/s1600/Efsun.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="201" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-QOQzFh-mTdI/TtdPRkEKRSI/AAAAAAAAAkc/z5W0HdXSNzU/s320/Efsun.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kararsız biri nasıl şarkı söylerse, tereddüt hâlinde insanın sesi nasıl çıkarsa Efsun da öyle. Gitmek isteyip kalmak zorundaysan, kalmak isteyip gitmek mecburiyetindeysen Efsun sana göre. Hareket edecek takatin yoksa; ama sana durmak zor geliyorsa Efsun ilacın. Ortada bir yerde olsun deyip arada buluyorsan kendini ‘Efsun’ derim. İstemediklerini yapmıyorsun, fakat istediklerini de yapamıyorsun. E gene Efsun dinlemelisin... Liste uzamasına uzar, biz sözü Efsun’a bırakalım: “Kendimizden geçip ayakta kalabiliyorsak” Efsun’la tanışmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Rock müziğini Türk tınılarıyla harmanlayan, gelenekten kopmadan geleceğe eklemlenen’ ezber kalıbını yapmak çok ucuz. Yukarısı bundan daha şık durdu kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qgpqSD6WcAM/TtdPbFYL9UI/AAAAAAAAAko/UnyiXARaIMA/s1600/Efsun%2BAlb%25C3%25BCm%2BKapa%25C4%259F%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-qgpqSD6WcAM/TtdPbFYL9UI/AAAAAAAAAko/UnyiXARaIMA/s320/Efsun%2BAlb%25C3%25BCm%2BKapa%25C4%259F%25C4%25B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Efsun’u anlatmak hakikaten zor. ‘Mayışmak’ kelimesinin müzikteki karşılığı desek, hiç de yanlış olmaz. Bıkkın, bezgin ses. Yorgun sözler. Ümitsiz gelecek. Karamsarlık. Dert, tasa. Cevapsız sorular. Olmayan cevaplar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurtlar Vadisi’nin ‘Cendere’ müziğini anımsatsa da “Benim Sonum Nerede”nin girişi, cd kapağında “James Bond”vari pozu olsa da, fotoğraflarında sert bakış fırlatsa da ‘Kimseye Hayrım Yok Benim’ diyen bir albüm ‘Sessiz Olmalıyım’. Kimseye hayrı olmayanların ve ‘yarını’ hiç önemsemeyenlerin şerefine. Sen söyle Efsun, biz dinleriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-5502582636179220963?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/5502582636179220963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/12/hepimiz-eksik-her-sey-yarm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5502582636179220963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5502582636179220963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/12/hepimiz-eksik-her-sey-yarm.html' title='&apos;Hepimiz eksik, her şey yarım&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-QOQzFh-mTdI/TtdPRkEKRSI/AAAAAAAAAkc/z5W0HdXSNzU/s72-c/Efsun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-6544726123938665615</id><published>2011-11-16T19:23:00.001+02:00</published><updated>2011-11-16T19:27:16.944+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gevende'/><title type='text'>'Seyir var seyir içinde'</title><content type='html'>Biz balığız. Suyun içindeyken suya hasret yaşarız. Suda yaşadığımızı; ancak sudan çıktıktan sonra anlarız. Ne kadar ahmakça değil mi! Hafızamız yoktur, o yüzden çabuk unuturuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz balık değiliz. Suyun içinde değil, kavganın ortasında yaşarız. Acı, gözyaşı çıkmaz sokağımızdır. Ne kadar kötü değil mi! Hafızamız kuvvetlidir, o yüzden hiç unutmayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-PEGSDa2Tgrs/TsPw-ktlq5I/AAAAAAAAAjs/KrqafynVVAc/s1600/Gevende%2BSen%2BBal%25C4%25B1k%2BDe%25C4%259Filsin%2Bki%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="298" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-PEGSDa2Tgrs/TsPw-ktlq5I/AAAAAAAAAjs/KrqafynVVAc/s320/Gevende%2BSen%2BBal%25C4%25B1k%2BDe%25C4%259Filsin%2Bki%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Biz neyiz, kimiz? Suyun içindeki insanlar mıyız yoksa karadaki balıklar mıyız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sen balık değilsin ki’ büyük usta Oktay Rifat’ın dizesi. Ve artık Gevende’nin albüm adı. TDK’nın sitesinde bulunmuyor “gevende”nin kelime anlamı. Beynelmilel’i izleyenler hatırlar, sokak çalgıcılarıdır ‘gevende’. Düğünlerde filan boy gösterirler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bizim ‘Gevende’ kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-uwNPY5Vk6P4/TsPxKugdizI/AAAAAAAAAj4/Hq-b-YRPsKI/s1600/Gevende.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-uwNPY5Vk6P4/TsPxKugdizI/AAAAAAAAAj4/Hq-b-YRPsKI/s320/Gevende.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Öğrencilerin yaşayabileceği en güzel şehirde, Eskişehir’de kurulur Gevende. Milenyumda ete kemiğe bürünen grup Barışarock, Roxy Müzik Günleri, Zeytinli Rock ve caz festivalleri gibi birçok yerde/organizasyonda sahne alır. Karelerin içi yavaş yavaş dolar, merak(lı)lar çoğalır, kulaktan kulağa isimleri yayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006’da, yani kurulduktan tam 6 yıl sonrasında ilk albümleri ‘Ev’ çıkar. Ticari kaygılardan uzak kotardıkları albüm, popüler müzik gündemine bomba gibi düşmez elbette. Lakin azınlığın kalbini çoktan fethetmiştir. Çoğunluk dinlemese de gitmese de orada ‘müthiş güzel’ bir albüm durmaktadır. Ev.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarpık kapitalistleşmenin en mikro temsilcisi gecekondudan Balkanlar'a, oradan Uzakdoğu’ya gitarla, neyle, davulla göç eder uçuk kaçık fırlama albüm. Her yeni şarkı farklı enlem ve boylam üzerinden seslenir, her melodi değişik koordinatlara tekabül eder. Caz, folk, avangart. Sonrasında upuzun seyahatler başlar: Katmandu’ya, İngiltere’ye, Fransa’ya. Ve her Türk gencinin yapmakla yükümlü olduğu askerlik gelir çatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-OAUvXgIiY8Q/TsPxTxy5NBI/AAAAAAAAAkE/fK0PGt3RasQ/s1600/Gevende%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="230" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-OAUvXgIiY8Q/TsPxTxy5NBI/AAAAAAAAAkE/fK0PGt3RasQ/s320/Gevende%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mevsimler değişir, sene 2011 olur. İkinci albüm ‘Sen Balık Değilsin ki’ yayınlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte neler olup bittiğini her gün yeniden anımsayanlar; hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edenler… Yaşamak için hatırlayanlar, unutmak için yaşayanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık geçmişin, kör topal ilerleyen hayatın, seviyesiz siyasetin, çarpık kentleşmenin, arada kalmış kültürün gerilimleriyiz her birimiz. Hem karanlığız, hem aydınlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albüm de böyle. Unutmaya çalıştığımız hatıralar gibi. Hatırlamaya çalıştığımız anılar gibi. En masum anlarımızdaki suçluluğumuz gibi. Kuyuya atılan Yusuf, kardeşini öldüren Kâbil, yardım eden melek. Bunların hepsi. Ya da hiçbiri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz tekinsiz, çoğu vakit güvenilir. Ama duygu dolu; fakat sert. Bazen hızlı, kimi zaman ağır. Bunların hepsi. Ya da hiçbiri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-WP2pTF8vuds/TsPxjt9ERSI/AAAAAAAAAkQ/FrJTb9PB6-s/s1600/Gevende%2B%25282%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-WP2pTF8vuds/TsPxjt9ERSI/AAAAAAAAAkQ/FrJTb9PB6-s/s320/Gevende%2B%25282%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Sen Balık Değilsin ki’ çok marjinal bir iş. Kesinlikle. Eivind Aarset gibi bir gitar büyücüsünün de gruba eşlik etmesi, albümün aykırılığını tavana çıkartıyor. Açılıştaki ‘Vigeland’, son 1,5 dakikasını susarak geçiren ‘Sessizlik’, Ermeni halk türküsünden esinlenilen ‘Beboyi Yerki’ ve nicesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçeküstü tekniklerle müziğin sınırlarına vurulan fırça darbesi. Birkaç kez dinlemenin mecburi olduğu; her dinlemede yeni imgeler keşfettiğimiz 1 saatlik ayin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-6544726123938665615?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/6544726123938665615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/11/seyir-var-seyir-icinde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6544726123938665615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6544726123938665615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/11/seyir-var-seyir-icinde.html' title='&apos;Seyir var seyir içinde&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-PEGSDa2Tgrs/TsPw-ktlq5I/AAAAAAAAAjs/KrqafynVVAc/s72-c/Gevende%2BSen%2BBal%25C4%25B1k%2BDe%25C4%259Filsin%2Bki%2BKapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-575596208891604838</id><published>2011-11-07T10:47:00.003+02:00</published><updated>2011-11-07T12:46:29.524+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hüsnü Arkan'/><title type='text'>Siz gittikten sonra biz hiç gülmedik</title><content type='html'>‘Herkes kendi geçmişini özler. Bu sabittir.’ der yokluğuyla halayı yarım bırakan Evrim Alataş. Şayet o geçmişin bir yerlerine ‘Ezginin Günlüğü’ gizlenmişse özlemler artık daha büyük, daha sancılı. Bu da sabittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cepteki hacıyatmazlarla bir gece vakti geçilen ‘Düşler Sokağı’, biraz gerçek biraz hülya ‘Ebruli’, sabah uyanırken karşımıza çıkan ‘Dargın mıyız?’, rüzgâr esince dağılıp giden ‘Zerdaliler’, sigara dumanına sarılan ‘1980’, ateşe bacanın kitaba hocanın bu geceye de kocanın lazım olduğu ‘Kanto’…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Fk6Id_uTXts/TreazhceRiI/AAAAAAAAAjU/8RBtAIPQZZc/s1600/H%25C3%25BCsn%25C3%25BC%2BArkan%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="214" src="http://2.bp.blogspot.com/-Fk6Id_uTXts/TreazhceRiI/AAAAAAAAAjU/8RBtAIPQZZc/s320/H%25C3%25BCsn%25C3%25BC%2BArkan%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hüsnü Arkan yoluna tek devam etme kararı aldığından beri burun direklerimiz ne çok sızlıyor Ezginin Günlüğü’nden söz açılınca. İş bu özlemler/sitemler eşliğinde dinledik güzel insanın güzel albümünü. Hüsnü Arkan’ın “Solo”sunu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girişi “Baba Zula”yı anımsattıran pek neşeli ‘Ayar’ ile açılıyor albüm. Şarkının sözleri “İki bilet aldık gitçez İstanbul”dan ‘Biz vazgeçtik kalcez İstanbul’a evriliyor. Ardından, buralarda varlığı ile yokluğu muamma ‘Hürriyet’ geliyor. ‘Günahsız insan yok’ cümlesini not ederken Birsen Tezer’in sesini duyuyoruz ‘Hoş Geldin’ şarkısında. Bülent Ortaçgil’in gitarları çaldığı, Gürol Ağırbaş’ın düzenlemesini yaptığı şarkı, bence açık ara albümün favorisi. Sözleri de çarpıcı. ‘Sen bana yangın ol efendim, ben sana rüzgâr / Sen bana geç geldin, ben sana erken’.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-B8uLVQmZA98/Trea7yGOLHI/AAAAAAAAAjg/4h4cF4RYMCw/s1600/H%25C3%25BCsn%25C3%25BC%2BArkan%2BSolo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="297" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-B8uLVQmZA98/Trea7yGOLHI/AAAAAAAAAjg/4h4cF4RYMCw/s320/H%25C3%25BCsn%25C3%25BC%2BArkan%2BSolo.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ve başlığın kahramanı ‘Adile Hanım’. ‘Bir gün döner diye beklediğimiz, ne yapsak da yerini dolduramadığımız’ Hafize Ana’ya saygı duruşu. ‘Senin Gibi’ ile “Solo”nun ilk bölümünü bitirip şiir faslına geçiyoruz. Arka arkaya 4 şiir: Can Yücel’in “Sol Yanım”ı, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “Önce Sen Sonra Sen”i, Orhan Veli’nin “İhtiyarlık”ı ve Nazım Hikmet’in “Anılar Yüzünden”i. Notayla mısranın, müzikle edebiyatın dansı. Sonra kapanış yapılıyor ‘Saki’ ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi bu kadar. Ilık bir yaz akşamında çiseleyen yağmur misali abartısız, telaşsız. Sabırlı, vakur. Bazen dertli, bazen iyimser. Son söz: Başlayan her şey biter diyorlar; ama sen gene de Ezginin Günlüğü’nden ayrılmasaydın be güzel abim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-575596208891604838?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/575596208891604838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/11/siz-gittikten-sonra-biz-hic-gulmedik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/575596208891604838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/575596208891604838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/11/siz-gittikten-sonra-biz-hic-gulmedik.html' title='Siz gittikten sonra biz hiç gülmedik'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Fk6Id_uTXts/TreazhceRiI/AAAAAAAAAjU/8RBtAIPQZZc/s72-c/H%25C3%25BCsn%25C3%25BC%2BArkan%2B%25281%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-7860418484048777942</id><published>2011-10-22T10:35:00.003+03:00</published><updated>2011-11-04T11:22:56.025+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010'/><title type='text'>Usta, bana bol müzikli karışık 2010 yap</title><content type='html'>‘Ana muhalefet lideriyim, ana muhalefet lideri kalırım’ Deniz Baykal, mahremiyetinin açığa çıkması sebebiyle Cumhuriyet Halk Fırkası’nın koltuğundan inmek zorunda kalırken yerine halkçı, kasketli, mavi gömlekli; oyunu kullanamadığı için de ‘ti’ye alınan Kemal Kılıçdaroğlu geçti. Meksika Körfezi, tarihin en büyük çevre felaketlerinden birini yaşarken Türkiye, 12 Eylül referandumundan çıkan nur topu gibi yüzde 52, yüzde 48 rakamlarıyla gazını/gardını aldı. Başbakan’a 01.06.2010’da “Türkiye’nin dostluğu ne kadar kıymetli ise düşmanlığı da o kadar şiddetlidir.” sözünü söylettiren Mavi Marmara baskınını saymazsak aslında 'flaş flaş, şok şok' bir sene geçirmiyorduk. Aşk-ı Memnu’nun bitmesi, Ezel’in tavan yapması, Bursa’nın şampiyonluğu, Murat Murathanoğlu-İhsan Bayülken ikilisinin ‘Kerem Tunçeri, kazandık, Kerem Tunçeri, kazandık, Kerem Tunçeri, kazandık’ solosu ve de Semih’in blokları dışında anormal bir vaka yaşanmadı. Ta ki 2010’un sonlarına doğru. Ne olduysa oldu, sene sonunda kayışlar koptu, şalterler attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vkNkIgFezzI/TqJwj6b7kgI/AAAAAAAAAho/CYd90WwV-V4/s1600/Ezel.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="213" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-vkNkIgFezzI/TqJwj6b7kgI/AAAAAAAAAho/CYd90WwV-V4/s320/Ezel.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasım’ın 29’unda dünya, milenyumun siber korsanı, iyilerin dostu kötülerin düşmanı ‘Julian Assange’ ve ekibinin bardaktan boşalırcasına ifşa ettiği belgelerle açma germe hareketleri yaptı. Güzel ve yalnız memleketim ise Fehmi Koru olayı hariç bu sarsıntıyı hissetmedi. Çünkü biz o sıralar, Öğrenci Kollektifleri’nin elinde devrimci kimliğe bürünen “anarşik yumurta”yı konuştuk. Dünya Kupası’nda De Jong’un Xabi Alonso’ya attığı tekmenin benzerlerini Dolmabahçe’de polisler öğrencilere attı. ’68 hiç olmadığı kadar sık telaffuz edildi. Benzin zamlandı, metrobüs şaha kalktı. Anguslar geldi, Barça büyüledi… İşte böyle hâlimize ahvalimize Kadir İnanır bakışı attığımız girizgâhtan sonra esas gündem maddemize geliyoruz ve yerli müzik endüstrisinin tozunu almak için klavyemize yanaşıyoruz. Tanrı bizi korusun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TZioyKYPcek/TqJxLtvm8GI/AAAAAAAAAh0/fcj4psu1GKU/s1600/%25C3%2596%25C4%259Frenci%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="240" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-TZioyKYPcek/TqJxLtvm8GI/AAAAAAAAAh0/fcj4psu1GKU/s320/%25C3%2596%25C4%259Frenci%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kuşkusuz 2010’un yıldızı “Benim adım korken / Senin adın buz mu?” diyen, olmayan saçını klibinde traş eden, Çin malı değil yurdum malı imitasyonları piyasaya çıkan Soner Sarıkabadayı oldu. 'Çifte Kavrulmuş', 'Sallana Sallana', 'İki Medeni İnsan', 'Buz', 'Pas' altına imzasını attığı şarkılardan sadece birkaçı. Gene Soner Sarıkabadayı’nın el vermesi, yengesi Nil’in de katkısıyla ‘Rengarenk’ Sertab Erener rüzgârı esti kumsalda, plajda. Şarkıda da söylediği gibi ‘Eskiden bambaşkaydı’ Sertab. Bizim için ‘Rüya’ idi, ‘Koparılan Çiçekler’ değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-I6RREcvPQSM/TqJxYcEOHRI/AAAAAAAAAiA/uiN5RhPusNw/s1600/Soner.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="254" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-I6RREcvPQSM/TqJxYcEOHRI/AAAAAAAAAiA/uiN5RhPusNw/s320/Soner.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olağan sıcak yaz aylarının gönüllü albüm çıkarıcıları Serdar Ortaç ve Demet Akalın, gene bizi o müthiş(!) şarkılarından mahrum bırakmadı. Süpermarket reyonlarını tüketen Hande Yener, gerisin geri "Bodrum"daki bakkalına döndü. Candan Erçetin asilliğini hiç bozmadan "Kırık Kalpler Durağı”nda bekledi, Ajda Pekkan şarkıları yerine giydiği konser kıyafetleriyle gündeme oturdu, Sezen Aksu referandumda ‘evet’ diyeceğini deklare etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-3cPqg8LkLBU/TqJxpoMmIJI/AAAAAAAAAiY/u1RUMYHzK2k/s1600/Demet%2BAkal%25C4%25B1n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-3cPqg8LkLBU/TqJxpoMmIJI/AAAAAAAAAiY/u1RUMYHzK2k/s320/Demet%2BAkal%25C4%25B1n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum’ açıklamasıyla kocaman bir torpili patlattı Fazıl Say. Kızkaçıranlar, maytaplar, arabesk albümler peşi sıra geldi. Işın Karaca, Şevval Sam damardan topa girerken Müslüm Baba ise çoktan arabesk limanını terk etmişti. İsmail YK da her zamanki gibi boşluğu çok iyi görüp aralara sızdı. Hip-hop, arabesk, acı tatlı, toz toprak, kazma kürek ne varsa koydu albümüne. Facebook’tan sonra Twitter’a ulaşması an meselesidir bu gidişle. Kötü bir Lady Gaga fotokopisi Gülşen, Nail Dilmener’in beğenmediği albümle geldi, Bengü seksi kız oldu. ‘Kahraman’ Hadise, bu seneyi biraz durgun mutsuz geçirdi, Manga Eurovision sonrası ününe ün kattı. Demet Evgar’ın şirin mi şirin dansıyla renklendirdiği ‘Çıbık’ videosu ve Multitap öne çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-QrdzF3Q3W5g/TqJxypxOXaI/AAAAAAAAAik/qE1EB97lGNA/s1600/Faz%25C4%25B1l%2BSay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="160" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-QrdzF3Q3W5g/TqJxypxOXaI/AAAAAAAAAik/qE1EB97lGNA/s320/Faz%25C4%25B1l%2BSay.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Köprüden geçti gelin”i dinlemiş olmalılar ki U2, siyasilerle bir kıtadan bir kıtaya göç etti. Kalktı göç eyledi Avşar elleri. Aradığı, beklediği kalabalığı göremeyen Bono uğultulara, protestolara maruz kaldı. Bob Dylan ise sessizce geldi geçti. İnönü’den, önce metal sesleri; sonra Grup Yorum’un marşları, en sonra da bozulan zeminin dezavantajını yaşayan Beşiktaş’ın puan kayıpları yükseldi arşa doğru. Uyuşturucudan gözaltına alına Tarkan, ‘Adımı Kalbine Yaz’ ile aslına rücu etti. Sezen Aksu-Tarkan verkaçının ağlara gönderdiği top, bu kez gol olarak değer kazandı. Üç puan Tarkan’ın hanesine yazıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-B4epqFsTyM4/TqJx7196xGI/AAAAAAAAAiw/DqYHT4r_TWQ/s1600/Tarkan%2B%25283%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="278" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-B4epqFsTyM4/TqJx7196xGI/AAAAAAAAAiw/DqYHT4r_TWQ/s320/Tarkan%2B%25283%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son olarak Ahmet Kaya’nın uçurtması tellere takıldı. Biri saksısını çiğnedi, biri duvarlarını yıktı. Camlarını kırdılar, şarabını döktüler, soğanını çaldılar, kafesteki kuşunu vurdular. Ahmet Kaya 2010’da, bir daha öldü. Son sözü ise Cem Yılmaz söyledi ‘Hayde’ ile. “Elun nişanlisına / Ben nasil deyim hayde?” Gönlünüzdeki 2011’e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--nsCV1e-SO4/TqJyPffsmjI/AAAAAAAAAi8/CPW8txEJ5mM/s1600/Ahmet%2BKaya%2B%25281%2529.bmp" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="221" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/--nsCV1e-SO4/TqJyPffsmjI/AAAAAAAAAi8/CPW8txEJ5mM/s320/Ahmet%2BKaya%2B%25281%2529.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-7860418484048777942?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/7860418484048777942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/10/usta-bana-bol-muzikli-karsk-2010-yap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/7860418484048777942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/7860418484048777942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/10/usta-bana-bol-muzikli-karsk-2010-yap.html' title='Usta, bana bol müzikli karışık 2010 yap'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-vkNkIgFezzI/TqJwj6b7kgI/AAAAAAAAAho/CYd90WwV-V4/s72-c/Ezel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-5203025213058277774</id><published>2011-10-07T10:01:00.000+03:00</published><updated>2011-10-07T10:01:34.180+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cengiz Özdemir'/><title type='text'>'Yaşamak her gün yeniden ölerek'</title><content type='html'>Uzaktan ilk kez baktığımda bükülmüş bir tele benzettim “Madımak”ın kapağındaki o şeyi. Albümü alıp dikkatlice süzdüğümde yanmış kibrit çöpünü gördüm. Öfkenin, nefretin bir alev topuna dönüp onlarca kişiyi katlettiğini simgeler kibrit. Yanan her kibrit yahut tüten her duman kara bir lekenin, sonsuz bir utancın izidir bu topraklarda. Ateş sadece ısınmak için değil, diri diri yakılmak için de bir araçtır benim memleketimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3onONpi6GV4/To6jk3podXI/AAAAAAAAAhY/yDaLpzdY5mU/s1600/Cengiz%2B%25C3%2596zdemir%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="288" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-3onONpi6GV4/To6jk3podXI/AAAAAAAAAhY/yDaLpzdY5mU/s320/Cengiz%2B%25C3%2596zdemir%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Madımak’ albümünün kartonetinde ‘Cengiz Özdemir’ aynıyla vaki ‘bizi’ anlatmış. İmlasıyla noktalamasıyla aynen şunları yazmış: ”hayalleme üstüne denemelerden çıktı madımak, doğada da olmayacak yerlerde baharla yeşerdiği gibi. türkü yazılmıştı adına ve sivas’lı kızlar oynardı o türküyle halayını.” Sağ olsunlar köyde kalan üç beş yaşlı, madımak toplayıp İstanbul’a yollar. Bazen de annem gidip toplar köyden madımağı. Tadı güzel olur. Ayrıca bizim oranın kızları köy elbiselerini giyip kuşaklarını da bağlayıp madımak oynar kınada, düğünde. Hem de ne güzel oynarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz şuraya gelecek, Sivas ve yöresinin madımakla kurduğu bağ önemlidir. Onlar için doydukları aş, oynadıkları oyundu madımak; ta ki şu kanlı zalimin ettiği 1993’ün 2 Temmuz’una kadar. Sofradaki yemeğimiz, oynadığımız oyunumuz o lanet günden sonra yandığımız, yakıldığımız yerin adı oldu. İnsanlığın simsiyah lekesi olarak, birazcık vicdan sahibi herkesi kirletti o yangın. Artık her madımak yemeğinde is kokar, her madımak oyununda kara çığlıkların sesi duyulur. Siz kolay bir şey mi sanıyorsunuz ‘Madımak’ ile yaşamayı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-fHjQ7PfuXKM/To6jxNpOP6I/AAAAAAAAAhg/a1lBKYbHvmI/s1600/Cengiz%2B%25C3%2596zdemir.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="213" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-fHjQ7PfuXKM/To6jxNpOP6I/AAAAAAAAAhg/a1lBKYbHvmI/s320/Cengiz%2B%25C3%2596zdemir.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kırmızıya yakın tonda sade kapak, gene aynı renkte yalın kartonet; kısa bir önsöz ile teşekkür bölümü ve albüme emek verenlerin isim listesi. Son olarak da içinde hiç söz geçmeyen 11 eser. Hepsi bu. Cengiz Özdemir’in ‘Madımak’ albümünü oluşturan parçalar bunlar. Şimdi burada Cengiz Özdemir’in besteciliğinden dem vurup albümü övsem; Erdal Erzincan, Volkan Öktem, Eylem Pelit, Çağdaş Oruç gibi değerli isimlerin performansına methiyeler düzsem…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bunları yapabilirim ama inanın hiçbir değeri olmaz. “Ağlama Bağlama”yı dinledikten sonra elden ne gelir? “Madımak” üstüne ne söylenilir ki daha? Söylenen bütün sözler eksik, yazılan tüm yazılar yarım kalmaz mı? Söz, bitmeden yanar; yazı, yazılmadan kül olur. Madımak bu. Yangın yeri derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte biri çıkıp bu yangın yerinde albümüne ‘Madımak’ adını veriyorsa; o ateşin hiç sönmediğini, sönmeyeceğini müzikle ortaya koyuyorsa; kısacası ‘acıyı bal eyliyorsa’ geri kalan her şey anlamını yitirir. Ve sana, her yeni gün inadına tekrarladığın dizelerden başka bir şey kalmaz: ‘yaşamak görevdir yangın yerinde / yaşamak insan kalarak’.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-5203025213058277774?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/5203025213058277774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/10/yasamak-her-gun-yeniden-olerek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5203025213058277774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5203025213058277774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/10/yasamak-her-gun-yeniden-olerek.html' title='&apos;Yaşamak her gün yeniden ölerek&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-3onONpi6GV4/To6jk3podXI/AAAAAAAAAhY/yDaLpzdY5mU/s72-c/Cengiz%2B%25C3%2596zdemir%2BKapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-6201339854778394455</id><published>2011-09-26T10:14:00.000+03:00</published><updated>2011-09-26T10:14:53.824+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sıla'/><title type='text'>Sıla'ya rağmen gene de Sıla</title><content type='html'>Haklı sebeplerle mazisini arayan Türk popu, git gide Serdar Ortaç’a bağımlı hâle geliyor; Sertab Erener’in eski şarkılarını mumla arattıran birkaç parçasıyla tavan yapıyor; Soner Sarkabadayı’nın yazacağı sözleri, yapacağı şarkıları konuşuyor… İsimler farklı da olsa, ortaya çıkan melodiler/sözler birbirinin aynısı. Dolayısıyla bu jenerasyondaki herhangi bir ismin herhangi bir şarkısı bile, günümüz Türk popu hakkında genel kanı oluşturmamıza yetiyor. Ne yazık ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-04h1LOVf6mI/ToAmLBVbOuI/AAAAAAAAAg4/r2BeBO867l8/s1600/S%25C4%25B1la.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-04h1LOVf6mI/ToAmLBVbOuI/AAAAAAAAAg4/r2BeBO867l8/s320/S%25C4%25B1la.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İşte bu ahval ve şerait içinde, Sıla Gençoğlu, Türkçe popu dönüştürebilecek en mühim isimlerin başında geliyor. Kendini her defasında daha kötü tekrar eden Türk popunu, ileriye taşıyabilecek iki yıldızdan biri Sıla. Üç sene gibi kısa bir sürede üç albüm yayımlayan, aradan çok çabuk sivrilip farkını ortaya koyan genç sanatçı, maalesef bizi (ya da beni) yanıltmaya devam ediyor. Türk pop gibi o da tekrarlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül ister ki Sıla, bıraktığı yerden başlamasın. Kaldığı yerden devam etmesin. Biz kendisi için çok büyük umutlar beslerken o, yerinde saymaya devam ediyor. Hep aynı yolda, hep aynı şekilde yürüyor. Güzel yürüyor. Hatta çok güzel yürüyor. Ama biz Sıla’dan başka şeyler bekliyoruz artık. 20 yıl sonra da unutulmayacak şarkılar söylemesini istiyoruz. Bu yeteneğin kendisinde olduğunu düşünüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9qxo6oYCCkk/ToAmR5F9liI/AAAAAAAAAhA/g7xWpbh7d8c/s1600/S%25C4%25B1la%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="281" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-9qxo6oYCCkk/ToAmR5F9liI/AAAAAAAAAhA/g7xWpbh7d8c/s320/S%25C4%25B1la%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sıla’nın 2007’deki ilk albümünden veya 2009’daki “İmza”sından geriye hangi şarkısı kaldı? Hepsi içinde bulunduğu aylarda tüketilip gitti. Tüketilen şarkılar yazmasın Sıla; hikâyesi olan, derdini anlatan eserler ortaya çıkarsın. ‘İki cümlenin tam da arasında konuşmadığımız şeyler var’ yerine “neden konuşmuyoruz, nasıl susuyoruz, niye kabulleniyoruz”u yazsın. Pop müziği içinde kalarak da başarabilir bunu. Hem Sıla’daki ses, Sezen Aksu’nun ‘Git, git, git-me’ yalvarışındaki arabeski de yansıtıyor. Öyle nev-i şahsına münhasır biri Sıla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasım’ın sonlarında çıkan “Konuşmadığımız Şeyler Var”da, nihayet ‘Kenan Doğulu’ yok. Albümü alıp dinlediğimde ilk gözüme çarpan Kenan Doğulu’nun sesini duymamam. Diğer iki albümde mutlaka (ama mutlaka) ‘Sıla-Kenan’ düeti vardı… Tüm şarkıların sözleri yine/yeniden Sıla’ya ait. Sadece bir şarkının sözlerini, arkadaşı ‘Gözde Kansu’ ile oturup kâğıda dökmüş Sıla. Kalanını tek başına yazmış… Kader ortağı Efe Bahadır’ı, beklenildiği gibi albümün düzenlemelerinde/müziklerinde vs. çok sık görüyoruz. Konuşmadığımız Şeyler Var’ın arka planında değişen pek bir şey yok, iyisi mi görünen yüzüne gelelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Zuwjg2H1suY/ToAmaMapfmI/AAAAAAAAAhI/wMQKC7devG8/s1600/S%25C4%25B1la%2B2010.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-Zuwjg2H1suY/ToAmaMapfmI/AAAAAAAAAhI/wMQKC7devG8/s320/S%25C4%25B1la%2B2010.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Fatih Ahıskalı’nın ud’uyla açılıyor doğu görünümlü batılı albüm. Akabinde, bayram öncesi internet sitesini kilitleyen, albümdeki açık ara en hit şarkı ‘Acısa da Öldürmez’ geliyor. ‘Kendi dünyamızın yalnızıydık’ ne yıkıcı bir söz. Acıyı, hüznü seviyoruz millet olarak. Millet olarak galiba herkes, kendisinin yalnızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündelik hayatın dertlerinden kaçmayı planlıyor ‘Kafa’. Mesele hayattan kaçmak değil yeğen, mesele kaçan hayatı geri getirebilmekte. Bir yere gitmeden. İnadına burada kalarak… ‘Oluruna Bırak’ ile ‘Boş Yere’ fena şarkılara benzemiyor. ‘Gol’, iyi ortaya vurulan volenin dışarı çıkması. “Cam”ı azmederek, hazmederek dinliyoruz. “Kafa”nın Ozan Doğulu düzenlemesi olmasa da olurmuş… ‘Vur Kadehi Ustam’ ise tam bize yakışacak şekilde noktayı koyuyor albüme. Bu memlekette dertler, tasalar ne olursa olsun, akşam olunca bir meyhane iyi gelir herkese. Kafiye oldu. Nokta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-6201339854778394455?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/6201339854778394455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/09/slaya-ragmen-gene-de-sla.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6201339854778394455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6201339854778394455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/09/slaya-ragmen-gene-de-sla.html' title='Sıla&apos;ya rağmen gene de Sıla'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-04h1LOVf6mI/ToAmLBVbOuI/AAAAAAAAAg4/r2BeBO867l8/s72-c/S%25C4%25B1la.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-8801492146807927863</id><published>2011-09-12T08:42:00.002+03:00</published><updated>2011-09-12T08:44:37.339+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yakaza Ensemble'/><title type='text'>'Ne arar isen kendinde ara'</title><content type='html'>Eksik olan bir şey var. Tamamlamaya çalıştığımız. Tam olarak adını koyamasam da ‘bir arayış’, ‘bir kendin olma durumu’ndan söz ediyorum. Kimlikler toplamından daha öte, gerçeğin çarpıcılığından daha mutlak bir var oluş sorunu da denilebilir. Belki de bir ömür arayıp bulma umuduyla yaşadığımız, kendimizi avuttuğumuz bir düş de olabilir anlatmaya çalıştığım şey. Ya da yaşadığımız her şey düş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_0WwJWNPpuA/Tm2bhkM1d-I/AAAAAAAAAgA/pkQxtP9Iguw/s1600/Yakaza%2BEnsemble%2B%25282%2529.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="276" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-_0WwJWNPpuA/Tm2bhkM1d-I/AAAAAAAAAgA/pkQxtP9Iguw/s320/Yakaza%2BEnsemble%2B%25282%2529.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tasavvuf yazınının önemli eserleri arasında yer alan “A’mâk-ı Hayal”, 100 yıl önce Filibeli Ahmed Hilmi tarafından kaleme alındı. Bir türlü aradığı sorulara cevap bulamayan Raci’nin ‘Aynalı Baba’ ile tanışıp iç dünyasındaki yolculuğunu anlatır kitap. İşte bu kitabı/yolculuğu ‘ses’e dönüştüren güzel insanlar var memlekette: Yakaza Ensemble. Arapça bir kelime olan ‘yakaza’, uyku ile uyanıklık arasındaki bir anlık ’hâl’ olarak tanımlanabilir. Rüya ile gerçek arasındaki araf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-iibei2ZWAyM/Tm2bqLpFSvI/AAAAAAAAAgI/y8T4t0cMb9E/s1600/Yakaza%2BEnsemble.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="266" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-iibei2ZWAyM/Tm2bqLpFSvI/AAAAAAAAAgI/y8T4t0cMb9E/s320/Yakaza%2BEnsemble.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yakaza Ensemble, Eray Düzgünsoy ile Fakih Kademoğlu’nun 2003 yılında tanışmasıyla şekillenen bir grup. 2007’de Ceren Erendor’un, 2009’da da Ömer Sarıgedik’in katılımıyla tamamlanan Yakaza Ensemble, ilk olarak enstrüman zenginliğiyle dikkat çekiyor. Afgan rebabı, Kazakistan’da kullanılan dombra, genelde Budist rahiplerin üflediği bizdeki neye benzeyen ‘shakuhachi’ vb. albümde yer almış. İkincisi, akademik olarak sağlam bir bilgi birikimine sahipler. Müzik üzerine bir hayli kafa yorduklarını, çeşitli araştırmalar yaptıklarını belirtiyor grup. “A’mâk-ı Hayâl”i ince ince işlemeleri, kapak ve içerideki görsellerin etkileyiciliği, her bir parçaya özel olarak seçtikleri metinler, şarkılara verilen isimler, albümü dinlemek/merak etmek için yeterlidir sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-tUC40d569pI/Tm2cEbh3-KI/AAAAAAAAAgY/LKAs3VYHzUI/s1600/Yakaza%2BEnsemble%2B%25281%2529.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-tUC40d569pI/Tm2cEbh3-KI/AAAAAAAAAgY/LKAs3VYHzUI/s320/Yakaza%2BEnsemble%2B%25281%2529.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Bu yolculuk, bu durdurak bilmeyen hareket ezeli ve ebedidir’ metniyle adım attığımız albümden kolay kolay çıkılmıyor. Albüm, ‘geleneksel ile modernin harmanı’ diye geçiştirilemeyecek kadar yoğun ve karmaşık. Doğarken eksilen insanın aldığı her soluk, sorduğu her soru, bulamadığı o cevap albümün derinliğinde saklı. ‘Gizem’i değil de bir ‘gerilim’i yansıtıyor A’mâk-ı Hayâl. Ya da, bana öyle geldi dinlerken. Yaşanılan maddi gerçeklik ile inanılan manevi dünya arasındaki ikilem, çatışma albüme sirayet etmiş. Kanımca…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-b_uSuUXrwCM/Tm2cKpCiRaI/AAAAAAAAAgg/ywI7yKMBDZA/s1600/Yakaza%2BEnsemble%2BAmak-%25C4%25B1%2BHayal%2BKapak.JPG" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="290" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-b_uSuUXrwCM/Tm2cKpCiRaI/AAAAAAAAAgg/ywI7yKMBDZA/s320/Yakaza%2BEnsemble%2BAmak-%25C4%25B1%2BHayal%2BKapak.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kafa karıştırıcı, zihin açıcı bu çalışmayı dinlerken nedense Orhan Pamuk’un ‘Benim Adım Kırmızı’ kitabı aklıma geldi. Şahsen grubun, eğer okumuşlarsa bu kitap için düşüncelerini merak etmekteyim. Ve böyle bir albümü ortaya çıkardıkları için de çok teşekkür ederiz. Son olarak, bir ay önce yazdıklarımıza kulak verelim: “Kendinden geçeceksin ki kendini bulasın. Kendinde olanı, kendin olduğun müddetçe bulamazsın. Kendinden vazgeçeceksin. Vazgeçtiğinde kendini bulacaksın, kendin olmayan kendinde.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-8801492146807927863?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/8801492146807927863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/09/ne-arar-isen-kendinde-ara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8801492146807927863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8801492146807927863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/09/ne-arar-isen-kendinde-ara.html' title='&apos;Ne arar isen kendinde ara&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-_0WwJWNPpuA/Tm2bhkM1d-I/AAAAAAAAAgA/pkQxtP9Iguw/s72-c/Yakaza%2BEnsemble%2B%25282%2529.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-7273548058548236688</id><published>2011-09-01T15:52:00.000+03:00</published><updated>2011-09-01T15:52:13.796+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Baba Zula'/><title type='text'>İnsanın evi, her şeyidir</title><content type='html'>Kimi yerleri çorak kalmış, üçgen çizip misket oynanılan, her tarafına çamaşırların asıldığı bahçeler yerini golf sahalarına bıraktı. Çocukluğumuzdaki iki, bilemedin üç odalı gecekonduların bulunduğu yerde şimdi rezidanslar yükseliyor. Ayazma'da, Pendik’te vb. muhitlerde devasa sitelerin inşa edildiği bir değişimden söz ediyoruz. İnşa edilen sadece 'site' değil, 'kentsel dönüşüm' adı altında kapitalizmin kendini yeniden üretmesidir. Kapitalist sistem midesini yıkarken kendisi için tehlikeli gördüklerini, hiçbir kural/nizam tanımadan hızla dışarıya atıyor. Uğruna 200 bin, 300 bin liranın verildiği lüks konutlar için birçok insan kapı dışarı edildi, ediliyor. Yazılı ve görsel medya sırtını dönse de yerinden yurdundan koparılan yüzlerce insanın direnişi devam ediyor. Israrla, inatla. Ve fakat unutmamak gerekir ki bu memlekette birgün bir şeyler değişecekse, bunu, seslerini duymadığımız, simalarını unuttuğumuz insanlar; şehrin gizli kahramanları değiştirecek: Kâğıt toplayıcıları, ayakkabı boyacıları, konfeksiyon işçileri, gecekondu sakinleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PIiLQjmejIg/Tl9_3ZO58CI/AAAAAAAAAfw/OPBed1awFRI/s1600/Baba%2BZula.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="226" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-PIiLQjmejIg/Tl9_3ZO58CI/AAAAAAAAAfw/OPBed1awFRI/s320/Baba%2BZula.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1996'dan bu yana İstanbul'la hemhâl olan Baba Zula, yedinci albümünde 'Gecekondu'dan sesleniyor. Gerçi Baba Zula, hiçbir zaman plazalardan filan seslenmedi. Absürt hayat tiyatrosunda, perdeler kapandıktan sonra sahneye çıktı hep. Bazen sokaktan, bazen geceden seslendi. Yadırganan, kalabalık içinde yalnız kalan kitlenin tercümanı oldu Murat Ertel ve arkadaşları. Bazen 'babamız bizi sevmedi' dedi, bazen de 'bu dünyada iki türlü insan var / pırasa sevenler ve pırasa sevmeyenler'. Mizah, eğlence, dram. Epik bir şölen, duygu yüklü kara komedi. Grubun ‘Tabutta Rövaşatayla’ başlayan yolculuğunun 2010’daki durağı ‘Gecekondu’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Besbelli Baba Zula, ‘Gecekondu’ya geçerken uğramamış; gecekondu sakinlerinin kanayan yarasına merhem olmaya çabalamış. Yapabilmiş mi? Pek sanmıyorum. Müziğin o kadar güçlü olduğuna inanmıyorum çünkü. Ama en azından, albüme ‘Gecekondu’ ismini vermeleri hoş. Sağda solda ‘gecekondu’ kelimesinin dolaşması iyi şey. Haksızlık etmeyelim, ‘Gecekondu’ dört dörtlük bir çalışma. Lakin söylemleri, çok iddialı. Buraya takıldım sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-PvCX_kQ9_a0/Tl9_9_thy4I/AAAAAAAAAf4/ffxAjE8xnM4/s1600/Baba%2BZula%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="226" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-PvCX_kQ9_a0/Tl9_9_thy4I/AAAAAAAAAf4/ffxAjE8xnM4/s320/Baba%2BZula%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Turhan Selçuk’un ölümsüz kahramanı “Abdülcanbaz”ın Serra Yılmaz tarafından seslendirilmesi güzel, sıra dışı ‘Efkârlı Yaprak’ şarkısı güzel, ‘Alcalica’ ekibinin albüme misafir gelmesi güzel, Elena Hristova’nın vokali güzel, Keşanlı Ali Destanı için Mengü Ertel’in yaptığı çizimlerle kapak ve tasarımı güzel, grubun performansı beklenildiği gibi gene güzel. Ama Baba Zula’nın ismini vererek dikkat çektiği gecekondu sahipleri ‘güzellik’ istemiyor ki! 10. katta bahçeli bir daire de istemiyor onlar. Yağmurda, kiremitlerin altına serilen muşambanın yetersiz kalıp tavanın aktığı evlerini istiyorlar. Anılarımız silinmesin, hayatımız yıkılmasın istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-7273548058548236688?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/7273548058548236688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/09/insann-evi-her-seyidir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/7273548058548236688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/7273548058548236688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/09/insann-evi-her-seyidir.html' title='İnsanın evi, her şeyidir'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-PIiLQjmejIg/Tl9_3ZO58CI/AAAAAAAAAfw/OPBed1awFRI/s72-c/Baba%2BZula.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-479303027012064003</id><published>2011-08-20T07:45:00.004+03:00</published><updated>2011-08-22T09:24:32.849+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müslüm Gürses'/><title type='text'>Müslüm Baba hakikati</title><content type='html'>Feleğin çemberinden defaatle geçmiş, nice badireler atlatmış; hayattan kimi zaman ders almış, kimi zaman da hayata (ve bize) önemli dersler vermiş birisidir Müslüm Baba. Tartışmasız, katiyetle. Sadece bir 'sanatçı' değildir. Arada sıkışıp kalmış bir toplumun serencamıdır. Bu topraklardaki sosyolojiyi, sınıfları anlamak için engin kuyu; memleketin kodlarını çözmemizi sağlayan değerli bir kaynaktır aynı zamanda. Kendisinin ve sanatının toplumsal gerçekliğe yansıyan izdüşümünden çok ciddi analizler yapılabilir, yapılmıştır da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-J4giQvvKA1Q/Tk87xf6zAUI/AAAAAAAAAfI/HQq2FgBWWcI/s1600/M%25C3%25BCsl%25C3%25BCm%2BAkbank%2BReklam.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="258" src="http://2.bp.blogspot.com/-J4giQvvKA1Q/Tk87xf6zAUI/AAAAAAAAAfI/HQq2FgBWWcI/s320/M%25C3%25BCsl%25C3%25BCm%2BAkbank%2BReklam.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Akbank'ın 'İhtiyacım Var' temalı reklam filminde oynaması, Müslüm Baba kariyerinin dönüşüm noktasıdır. Reklam ve reklamın temsil ettiği sistem, sanatçı üzerinden ince mesajlar verir. Kadere, hayata itiraz eden Müslüm Baba, artık isyan etmez. "İtirazım Var"dan "İhtiyacım Var"a geçer. İtiraz ve isyan biter, ihtiyaç başlar. Yeni elbise giymek, evinde 'home theater' sistemine sahip olmak, uzun tatile çıkmak Müslüm Baba tarafından dile getirilip ihtiyaç kavramı ısrarla vurgulanır. Sahi o meşhur mefhum, 'sonsuz ihtiyaçlar' diye başlamıyor muydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-56FuB2csQGk/Tk876ZcGutI/AAAAAAAAAfQ/RAoSwzo__Hs/s1600/M%25C3%25BCsl%25C3%25BCm%2B%25286%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="266" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-56FuB2csQGk/Tk876ZcGutI/AAAAAAAAAfQ/RAoSwzo__Hs/s320/M%25C3%25BCsl%25C3%25BCm%2B%25286%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Arafta kalanların kanayan yarasıdır kimlik bunalımı ve çatışması. 'Olmak istenilen şey' ile 'olunan şey' arasındaki kavga ve barıştır, araf. Gerçektir. O yüzden dünya, yalandır. Gerçek ise araftır. Her ne yaparsa yapsın Müslüm Baba da araftır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruların ve tartışmaların ötesinde yeni bir albümü yayınlandı Müslüm Baba'nın. İroni o ki, albümün adı 'Yalan Dünya'... Pasaj Müzik etiketli albümde, Baba, milenyum sonrası yelken açtığı sularda yüzmeye devam ediyor. "Olmadı Yar"dan "Paramparça"ya, "Aşk Tesadüfleri Sever"den "Tutamıyorum Zamanı"na uzanan rüzgâr, şimdi "Yalan Dünya"da esiyor. Arabeske dair yapılacak ne varsa yapan Müslüm Baba, bir zorunluluk olarak farklı mecralarda gezse de güçlü sesi ve yorumculuğu ile farklı tatlarla tanıştırıyor bizi. Hakkını verelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-43urcpyDWO8/Tk88ZOswX0I/AAAAAAAAAfo/4KGEVr0Tcdw/s1600/M%25C3%25BCsl%25C3%25BCm%2BYalan%2BD%25C3%25BCnya%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="200" width="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-43urcpyDWO8/Tk88ZOswX0I/AAAAAAAAAfo/4KGEVr0Tcdw/s200/M%25C3%25BCsl%25C3%25BCm%2BYalan%2BD%25C3%25BCnya%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ajda Pekkan'ın "Flu Gibi"si, Şebnem Ferah'ın "Sigara"sı, Sezen Aksu'nun "Belalım"ı, Selda Bağcan'ın "Yalan Dünya"sı, Manzuni Şerif'in "İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahım"ı Baba'dan dinlemek müziğin güzelliği olsa gerek. Özellikle 'Sigara' yorumu ve de 70 kişilik orkestranın 'Belalım' performansı dört dörtlük. Yalnız albümün kapağı, 'Sandık' albümünün kapağına çok benziyor. Siyah font, Müslüm Baba'nın takım elbiseli fotoğrafı, arkada da orkestra. Bir benzerlik daha: İki albümde de Öykü Gürman ile düet yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasılıkelam, memleketin damarlarına giden bir uzun yoldur Müslüm Baba. Memleketin damarlarına giden bir uzun yoldaki yolcudur Müslüm Baba. Hem 'yol', hem de 'yolcu' olabilmiş bir ustadır.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-479303027012064003?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/479303027012064003/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/08/muslum-baba-hakikati.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/479303027012064003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/479303027012064003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/08/muslum-baba-hakikati.html' title='Müslüm Baba hakikati'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-J4giQvvKA1Q/Tk87xf6zAUI/AAAAAAAAAfI/HQq2FgBWWcI/s72-c/M%25C3%25BCsl%25C3%25BCm%2BAkbank%2BReklam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-4979440574215007173</id><published>2011-08-12T10:43:00.004+03:00</published><updated>2011-08-14T10:51:24.056+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barana Quintet'/><title type='text'>'Ey zahit şaraba eyle ihtiram'</title><content type='html'>&lt;i&gt;Hayyam günahım var diye tasalanma&lt;br /&gt;Bunun için dertlere düşmek boşuna&lt;br /&gt;Günah olacak ki Tanrı bağışlasın&lt;br /&gt;Rahmet neye yarar günah olmayınca&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinden geçeceksin ki kendini bulasın. Kendini kendinde bulacaksın, kendinden geçtiğin takdirde. Her şey kendindedir zira. Her ne arar isen kendinde arayacaksın. Kendinde olanı, kendin olduğun müddetçe bulamazsın, göremezsin… Vazgeçmek kâfidir. Kendinden vazgeçeceksin. Vazgeçtiğinde kendin olacaksın. Vazgeçtiğinde kendini bulacaksın, kendin olmayan kendinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-IkiGuA3QnBo/TkTZa--gY-I/AAAAAAAAAew/wp7Qh9JHSik/s1600/Barana.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="280" src="http://2.bp.blogspot.com/-IkiGuA3QnBo/TkTZa--gY-I/AAAAAAAAAew/wp7Qh9JHSik/s320/Barana.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ömer Hayyam: Şarabın gizli bahçesi, aklın baştan çıkaranı. Aklını baştan çıkarttığı için, bu kadar akıllı zaten. Aklında ‘akıl’ değil, şarap var. Şarabın aklı. Zincirlerinden kurtulan, şarapla aşk yaşayan bilge, şair, bilim adamı. Kendisini, dünyayı, yaradanı sorgulayan şarap sevdalısı. Hayatın şarap şişesindeki anlamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barana, eskiden Anadolu’da birlikte şarkıların, türkülerin söylendiği kadim bir geleneğin adı. Türk Dil Kurumu’nun sitesinde yer almayan eğlence… Çoğumuzun bilmediği bu geleneği, kendilerine isim olarak belleyen bir grup var: ‘Barana Quintet’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barana Quintet ve Ömer Hayyam. İki isim, tek buluşma alanı: kaçınılmaz olarak müzik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-tVpTQZ_gSBg/TkTZjNulAdI/AAAAAAAAAe4/MyhloW-H3kk/s1600/Barana%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-tVpTQZ_gSBg/TkTZjNulAdI/AAAAAAAAAe4/MyhloW-H3kk/s320/Barana%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Vokalist Behsat Üvez ile klarnetçi Steven Kamperman’ın başı çektiği, taa Hollanda’dan yollanan selam Barana. Onlara akordiyonda Bart Lelivelt, kontrbasta Meinrad Kneer ve davulda Sebastian Demydczuk eşlik ediyor. Yaklaşık 8 yıllık geçmişe sahip grup, ‘Şarap’ ile demleniyor şu sıralar. 5 kafadar Hayyam’ın şarabının sırrını arıyor sazla, sözle, cazla, doğaçlamayla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Şarap’ mistik, karanlık, aydınlık bir albüm. Hayyam gibi. Hayyam’ın şarabı gibi. Dini bir ayin de diyebiliriz, sokaklardaki karmaşanın ete kemiğe bürünmüş hâli de. ‘Hayyam Peşrev’ tasavvuf ise ‘Zavallı Hayyam’ punk’tır. Behsat Üvez’in nasıl bir vokal olduğu gözle görülüyor burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Behsat Üvez’in bugüne kadar ne yaptığını myspace sayfasına girerek okumanızı öneririm. Nasıl bir kimliktir kendisi, çalışmalarından belli oluyor. Halkevlerinden Pink Floyd’a, Akbank Jazz’dan Oğuz Atay’a kadar birçok ismin, organizasyonun içinde. Böyle çok dilli bir albüm de, ancak bu isimlere vakıf olunca gerçekleşebilirdi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wsW71JG9b-E/TkTZn7vrbqI/AAAAAAAAAfA/TPLS5PLMFb8/s1600/Barana%2B%25C5%259Earap.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="288" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-wsW71JG9b-E/TkTZn7vrbqI/AAAAAAAAAfA/TPLS5PLMFb8/s320/Barana%2B%25C5%259Earap.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Üvez, yazının başındaki dörtlüğü öyle bir söylüyor ki, Bandista’yı dinliyor gibi oldum. Çılgın, deli dolu. Araya giren sazlar ise şarabın lezzeti. Diğer parçalarda da sazın, curanın aniden duyulması cazın, doğaçlamanın nelere gebe olacağının bariz örneği. Caz, doğurgandır. Dişidir. Sürekli yeni şeyler sunar. Şarap iyidir, hoştur. İçelim. Saygı duyalım. Son sözü de gene Hayyam’a bırakalım: ‘Ben varsam var dünya, ben yoksam yok’.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-4979440574215007173?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/4979440574215007173/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/08/ey-zahit-saraba-eyle-ihtiram.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4979440574215007173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4979440574215007173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/08/ey-zahit-saraba-eyle-ihtiram.html' title='&apos;Ey zahit şaraba eyle ihtiram&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-IkiGuA3QnBo/TkTZa--gY-I/AAAAAAAAAew/wp7Qh9JHSik/s72-c/Barana.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1771185791008376557</id><published>2011-08-05T18:18:00.002+03:00</published><updated>2011-08-05T18:21:58.378+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yoca Lodi'/><title type='text'>'Yolun sonu hüzünlü bir gülüştür'</title><content type='html'>Sene 1999. Milenyum heyecanının gölgesinde, bilgisayarlar çöker mi korkusunun ötesinde çalkantılı bir yıl. Ekşi sözlük’ün, Matrix’in görücüye çıktığı yıl olsa da hafızalarımıza ‘kötü’ olarak kazınan koca 365 gün. On binlerce rüyanın yarım kaldığı bir geceye ev sahipliği yapan seneydi 1999. Bu açıdan kötüydü. Kötüleri bir kenara koyalım zor olsa da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-p7eCLD0vowA/TjwKFi62j_I/AAAAAAAAAeQ/o9TSErDIjic/s1600/Yonca%2BLodi%2B%25287%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="230" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-p7eCLD0vowA/TjwKFi62j_I/AAAAAAAAAeQ/o9TSErDIjic/s320/Yonca%2BLodi%2B%25287%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1999 aynı zamanda, Yonca Lodi’nin Türk pop tarihindeki yolculuğuna başladığı tarihti. ‘Bana küçük sevinçler ver’ dediği ‘Sana Bir Şey Olmasın’ şarkısı aradığımız, beklediğimiz, özlediğimiz sesin ilk plasesiydi. ‘Aşk Layık Olanda Kalmalı’, ‘Ben Böyleyim’ şarkıları ise, her ne kadar “Sana Bir Şey Olmasın”ın gölgesinde kalsa da sanatçının kendi adını verdiği ilk albümünün diğer hit’leriydi. 1999 Yonca Lodi’yi hediye etti bize, bu açıdan güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000’ler ise Yonca Lodi’nin rüştünü ispatladığı yıllardı. Çok fazla gündeme gelmeden, çürümeye yüz tutmuş piyasada sıkça yer almadan adımlarını tek tek ve sağlamca attı. Yavuz Bingöl’ün ‘Üşüdüm Biraz’ albümüne konuk olup ‘Aşar Gidersin’ türküsünü söylemesi başlı başına güzel iken 2001’in sonbaharında 2. albümünü yayınladı. Sonra… Sonrası biraz: sessizlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-GnNaWdpn4c0/TjwKk1fl6iI/AAAAAAAAAeo/31-Tk9VfJWQ/s1600/Yonca%2BLodi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="230" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-GnNaWdpn4c0/TjwKk1fl6iI/AAAAAAAAAeo/31-Tk9VfJWQ/s320/Yonca%2BLodi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Uzun sessizlik sonrasında 2007’de ‘Yolumu Bulurum’, Canım Ailem diziyle bir anda popülerleşen ‘Emanet’ ve 2010’da da yeni başlangıçlara gebe ‘Milat’ albümü geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Milat”ta dişiliğinin, çekiciliğinin sanki biraz daha farkına varmış Lodi. Ya da bana öyle geldi. Albüm hareket kabiliyeti açısından daha hür. Hitap edeceği kitlenin sınırları biraz genişlemiş. Bence bir mahsuru yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-td1M8TS9UkM/TjwKUGolWrI/AAAAAAAAAeg/Nrx3skAr6QE/s1600/Yonca%2BLodi%2BMilat.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="200" width="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-td1M8TS9UkM/TjwKUGolWrI/AAAAAAAAAeg/Nrx3skAr6QE/s200/Yonca%2BLodi%2BMilat.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;‘Milat’ ve ‘Emanet’ şarkılarının akustik versiyonları dâhil 12 şarkılık yeni bir başlangıç yapmış Lodi. ‘Düştüysek Kalkarız’ çok moda bugünlerde. Beni çarpan ilk şarkı ise aksine ‘Tenden Tene’ oldu. Söz ve müziğin Zeki Güner’e ait olduğu şarkıda bir cümle var ki Suç ve Ceza’ya nispet yapıyor adeta: ‘Suç işledikçe güzelleşir.’ Sezen Aksu’nun “Yeter”i, Aysel Gürel’in “Yalan Gibi”si de mevcut Milat’ta. Yonca Lodi’nin sesi güzeldir. Ben susayım, o konuşsun. Ne söylerse söylesin dinlerim. Gözüm kara yani.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1771185791008376557?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1771185791008376557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/08/yolun-sonu-huzunlu-bir-gulustur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1771185791008376557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1771185791008376557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/08/yolun-sonu-huzunlu-bir-gulustur.html' title='&apos;Yolun sonu hüzünlü bir gülüştür&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-p7eCLD0vowA/TjwKFi62j_I/AAAAAAAAAeQ/o9TSErDIjic/s72-c/Yonca%2BLodi%2B%25287%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-4098293266860671607</id><published>2011-07-28T09:19:00.003+03:00</published><updated>2011-07-28T09:22:25.612+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Istanbul Arabesque Project'/><title type='text'>'Bat dünya bat'</title><content type='html'>Cenderenin içine hapsettiğimiz soru(n)ları nihayet masaya yatırabiliyoruz. İyi ya da kötü, konuşmaya başladık. Cin şişeden çıktı yani. Kabul ediyorum, yeni şeyler söylenmiyor: Eskiden sadece birkaç kişinin söylediği 'ezber kalıplar', şimdi birçok kişi tarafından benzer şekillerde dile getiriliyor. Ve fakat bu bile güzel. Çünkü hiç konuşmamaktansa aynı şeyleri konuşmak, içine atmayıp da söylemek daha gerçekçi, daha çarpıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-7ILug0XFSNo/TjD_S4c0FFI/AAAAAAAAAdQ/dB6xW40COlI/s1600/Istanbul%2BArabesque%2BProject%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-7ILug0XFSNo/TjD_S4c0FFI/AAAAAAAAAdQ/dB6xW40COlI/s320/Istanbul%2BArabesque%2BProject%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"Geleneksel ile modernleşme arasında sıkışıp kalmış bu toplumun kılcal damarlarından birisi de arabesk müzik olsa gerek. Üzerinde yaşadığımız toprakları anlayabilmek için arabeskin çok önemli bir yerde olduğuna inanmışımdır hep. Ne modern olabilen ne de muhafazakâr kalabilen bu yekpare memleket için birçok şeyin simgesidir ‘arabesk’. Kırdan kente göçlerin yaşandığı bir dönemde arabesk, kitlelerin en büyük tesellisi olmuştur. Kent yaşamına uyum sağlamaya çalışan fakat eski yaşam tarzlarından da tam olarak kopamayan arafta kalmış bir kültürün yaşadığı bunalımın derin izleri saklıdır onda. Acılar onla dile geldi, dertler onla paylaşıldı, aşklar onla itiraf edildi, yaşanılan onca şeye çaresiz bir şekilde yine onla isyan edildi." 17 Ocak 2009'da yazmışım bu satırları. Üzerinden 21 ay geçmiş. Değişen ne? Değişen, girizgâhta anlatmak istediğimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 2010'da arabeski herkes konuşuyor: Fazıl Say düşüncelerini açıklıyor. Televizyon programlarında 'arabesk' tartışılıyor. Köşe yazarları konuya ilgi gösteriyor. Işın Karaca, Şevval Sam arabesk albümler yapıyor. Müslüm Gürses, Dünya Basketbol Şampiyonası'nın açılışında yer alıyor ve bir rock grubu da damardan olaya giriyor… Evet, bu damarı ve grubu biraz açalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-cughrnecUJE/TjD_Z2H5zyI/AAAAAAAAAdY/nomsSvgZ6QE/s1600/Istanbul%2BArabesque%2BProject%2B%25282%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-cughrnecUJE/TjD_Z2H5zyI/AAAAAAAAAdY/nomsSvgZ6QE/s320/Istanbul%2BArabesque%2BProject%2B%25282%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Istanbul Arabesque Project, bir rock grubu esasında. Ama henüz metronun olmadığı zamanlarda, henüz gazozuna tek kale maçların yerini play station’a bırakmadığı devirlerde çoğumuz gibi onlar da arabeskle büyümüş. Akşamları walkman’den İbrahim Tatlıses dinleyip ertesi gün okulda İbo’ya dudak büken arkadaşlarının yanında sesini soluğunu çıkarmayan bizim nesil için arabesk ayrıdır. Grup için de ayrı olacak ki yolun yarısında direksiyonu kırmışlar arabesk sularına doğru. Vefa sadece bir semt adı değil derler ya, doğruluk payı var galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barbaros Akbulut’un davulda, Korkut Peker’in elektrik gitarda, Özer Kırçak’ın bas gitarda, Seda Günday’ın da vokalde olduğu Istanbul Arabesque Project, ‘hadin ağalar beyler toplanalım da bir albüm yapalım’ diye girmemişler topa. Kafalarında yıllardır var olan düşünce, doğru zamanda doğru insanlarla buluşunca gayet özgün bir albüm çıkarmışlar: Her Gün İsyanım Var. İlk kez işyerinde dinledim albümü. Pek anlayamadım içindeki zenginliği. Beğenmedim de diyebilirim. Eve geldim, tekrar dinledim. İşe gittim, tekrar dinledim. Tekrar tekrar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-S7YZfOCuiAE/TjEAAIK7olI/AAAAAAAAAdo/LZWoVUmytO0/s1600/Istanbul%2BArabesque%2BProject%2B%25283%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="200" width="198" src="http://3.bp.blogspot.com/-S7YZfOCuiAE/TjEAAIK7olI/AAAAAAAAAdo/LZWoVUmytO0/s200/Istanbul%2BArabesque%2BProject%2B%25283%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;‘Son Mektup’ ile açılıyor arabeskin o sarı siyah tozlu kapısı. Ardından ‘İsyanım Var’, ‘Aldanma Çocuksun Mahsun Yüzüne’ gibi bir döneme, birden çok yaşama damga vurmuş şarkılar boncuk boncuk diziliyor. 6 unutulmaz şarkının yanı sıra 3 de yeni şarkı var albümde. Söz ve müziği Özer Kırçak’a ait ‘Aşk İnsanı Uyutmaz ki’ bu 3 yeni şarkının en göze çarpanı. Bu güzel grubun adını bir yere not edip albümün keyfini çıkarmanız dileğiyle bugünkü giriş gelişme sonuç bölümleri pek anlaşılamayan yazımızın sonuna geldik sayın seyirciler. Bu soğuk haftada sağlıcakla kalın haftaya kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-4098293266860671607?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/4098293266860671607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/07/bat-dunya-bat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4098293266860671607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4098293266860671607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/07/bat-dunya-bat.html' title='&apos;Bat dünya bat&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-7ILug0XFSNo/TjD_S4c0FFI/AAAAAAAAAdQ/dB6xW40COlI/s72-c/Istanbul%2BArabesque%2BProject%2B%25281%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1273366215121614246</id><published>2011-07-19T09:02:00.002+03:00</published><updated>2011-07-19T09:08:40.467+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gani Pekşen'/><title type='text'>Dünya dedikleri abet olmadan</title><content type='html'>Daha önce çeşitli vesileler aracılığıyla bu sayfada misafir etmişliğimiz var Gani Pekşen’i. Bugün ise daha geniş yer ayıralım kendisine. Her ne kadar yeni bir albüm müjdesi veremesek de 2007’de çıkan Küll’ü ağırlayalım dedik. Zira benim için çok kıymetlidir. Hiç unutmam, askerde iken çarşı iznine çıkar çıkmaz ilk işim nete girip albümü dinlemek oluyordu. Ailemle filan daha sonra konuşuyordum. Nasıl bir arzu, sevgi ise...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1961 Malatya doğumlu üstat. İlk ve ortaokulu Malatya’da okuduktan sonra liseyi İstanbul’da bitirir. İstanbul Teknik Üniversitesi ‘nde yükseköğrenim hayatına başlamasıyla birlikte akademi dünyasına ilk adımını atmış olur. Hâlen Ege Üniversitesi’nde ‘Öğretim Görevlisi’ olarak yoluna devam etmektedir. Kopyala yapıştır modundaki bu kısacık özgeçmişten sonra albüme geçebiliriz. Öncelikle şunu söyleyeyim: “Yerli/yabancı gelmiş geçmiş en iyi on albüm senin için hangileri?” diye sorsalar ve ben de oturup liste yapsam kesinlikle o listenin içinde yer alacak bir albüm ‘Küll’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-kPfKKUIgguk/TiUeT_puWlI/AAAAAAAAAdI/wG3BR2whfGs/s1600/Gani%2BPek%25C5%259Fen.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="240" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-kPfKKUIgguk/TiUeT_puWlI/AAAAAAAAAdI/wG3BR2whfGs/s320/Gani%2BPek%25C5%259Fen.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Albüme ismini veren Küll 'bireylerin üstünde bulunan, birliği ve bütünlüğü sağlayan öz’ anlamına geliyormuş. Küll’ün öncesinde yapılan uğraşılar, sarf edilen emekler albümün, albümden öte canlı kanlı bir şeye dönüşmesine yardımcı olmuş. Arguvan ve İstanbul’daki Alevi dedelerin (Başbakan’ın kulakları çınlamıştır belki) sözünden sazından derlenen eserler Gani Pekşen’in elinde ince ince dokunmuş. Sanatçının akademi dünyasına ait bilgilerinin/tecrübelerinin yanı sıra bizzat yörenin içinden gelip oranın nefesini soluması Küll’ün başarısındaki en önemli etken kanımca. (Albümün her yerine sinen bu yoğun çaba ve bilgi birikimi günümüz için çok önemli, not edelim) Erdal Erzincan gibi bir isim de böyle bir çalışmada yer alınca işte o zaman albüm, sırf albüm olmaktan çıkıp ‘Küll’ olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Der ki üstat "Küll nefsini deyiş, duaz-ı imam, mersiye ve semahlarla çelikleştirenlerin türküsüdür." Gene der ki üstat "Küll, manevi gücünü asırlar ötesinden alanların… Yaşam biçimlerini, kültür ve inançlarıyla şekillendirenlerin… Sırrını ‘cem’de saklayanların…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstat böyle daha birçok şey der. Sitesine girip okumak, albümünü alıp dinlemek gerek. Küll’deki deyişleri ise kayıtlara geçsin diye yazmak farz: “Arz-u Halim Eyle Zülf-ü Canana”, “Divane Gönlümün Feryadı Bugün”, “Enbiya İçinde Şakk-ü'l Kamerim”, “Hüseyin Girdi Meydana”, “İnayettir Bize Fazl-ı Hüda'dan”, “Kalktım Sefer Ettim Urum'dan Şam'a”, “Sorma Birader Mezhebimizi”.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1273366215121614246?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1273366215121614246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/07/dunya-dedikleri-abet-olmadan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1273366215121614246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1273366215121614246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/07/dunya-dedikleri-abet-olmadan.html' title='Dünya dedikleri abet olmadan'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-kPfKKUIgguk/TiUeT_puWlI/AAAAAAAAAdI/wG3BR2whfGs/s72-c/Gani%2BPek%25C5%259Fen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-7239149602299228168</id><published>2011-07-13T10:00:00.002+03:00</published><updated>2011-07-13T10:03:31.507+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arcade Fire'/><title type='text'>Arcade Fire, Barcelona'dır</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-npGQt0fnuc0/Th1C6Kqgu9I/AAAAAAAAAcY/g0Z2XXAeCxA/s1600/Barca.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="218" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-npGQt0fnuc0/Th1C6Kqgu9I/AAAAAAAAAcY/g0Z2XXAeCxA/s320/Barca.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta Ercan Taner, o muhteşem ses tonuyla "Barcelona-Sevilla" maçını anlatırken 'Barça' için "sanat yapıyorlar" ifadesini kullandı. Galiba, Katalanlar'ın oynadığı oyun ancak bu kadar net özetlenebilirdi. Matematiğin yetersiz kaldığı, bu dünyaya ait olmayan gerçek dışı bir oyun Barça'nınkisi. Xavi'nin kendi sahasından Messi'ye attığı gol pası başka nasıl izah edilir ki! Rakip takımın oyuncuları arasından hınzırca adresine giden o büyüleyici top, Messi'nin klas dokunuşuyla ağlarla hemhâl olurken sanki Picasso'nun bir tablosunu seyrediyorduk... (Şimdi bu girizgâhı, başlıktan da anlaşılacağı üzere Arcade Fire'a bağlamam gerekiyor, daha fazla uzatmadan.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-7ivq_qvQFEg/Th1DBx-bHzI/AAAAAAAAAcg/QoiUOJU0yG4/s1600/Arcade%2BFire%2B%25283%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="316" src="http://2.bp.blogspot.com/-7ivq_qvQFEg/Th1DBx-bHzI/AAAAAAAAAcg/QoiUOJU0yG4/s320/Arcade%2BFire%2B%25283%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Az zamanda çok büyük işler yapan bir grup 'Arcade Fire'. Tartışmasız son beş/altı yılın en muazzam, en nev-i şahsına münhasır isimlerinden.’ Win Butler’ ile ‘Régine Chassagne’ çiftinin doğa üstü yetenek ve uyumları sayesinde şimdiden kült mertebesine ulaştılar. Sadece üç albümlerine bakarak bile, günümüz müzik cihanının çok üstünde olduklarına kanaat getirebilirsiniz. Her ne kadar onları böyle övsem de şarkılarını dinlemedikten sonra bazı şeyler eksik kalıyor. Okuyucu gözüyle bakarsak biraz abarttığım da söylenebilir. Ama inanın kazın ayağı hiç öyle değil. Yazıyla açıklayamayacağım kadar güzeller. Belki de yazının bittiği yerde başlıyor müzikleri. Dile gelmesi zor, tarifi imkânsız. 2004 ‘Funeral’, 2007 ‘Neon Buble’ ve şimdi de ‘The Suburbs’. Her defasında biraz daha yukarı çıkıyorlar. Eğer böyle devam ederse, üç vakte kalmaz semalarda uçmaya başlar Arcade Fire. 16 şarkıdan oluşuyor albüm. Diğer iki albüme nazaran daha minimalist, daha koyu ve daha duyarlı. Sanırım yaş ilerledikçe insan sessizleşiyor, olabildiğince sakin yaşamaya çalışıyor hayatı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-I2bJgrMQnJE/Th1DIQG-rDI/AAAAAAAAAco/vFF4l3NybWA/s1600/51266Mk-RlL__SL500_AA300_.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="200" width="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-I2bJgrMQnJE/Th1DIQG-rDI/AAAAAAAAAco/vFF4l3NybWA/s200/51266Mk-RlL__SL500_AA300_.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;‘The Suburbs’ta ilk iki albümün gürül gürül akan havası yok. Derinden, yavaş yavaş ilerliyor. Geçmişine, etrafına, konu komşusuna dönüp bakıyor bir saati aşkın süre boyunca. Tesiri epey fazla. Hele de benim gibi 7 gün 24 saat dinliyorsanız albümü, vay hâlinize. Şahsen ben, her bir şarkıdan kolye yapıp boynuma takmak istiyorum. O derece yani… Velhasıl kelam futbolda ‘Barça’ ne ise, müzikte de ‘Arcade Fire’ odur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-7239149602299228168?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/7239149602299228168/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/07/arcade-fire-barcelonadir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/7239149602299228168'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/7239149602299228168'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/07/arcade-fire-barcelonadir.html' title='Arcade Fire, Barcelona&apos;dır'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-npGQt0fnuc0/Th1C6Kqgu9I/AAAAAAAAAcY/g0Z2XXAeCxA/s72-c/Barca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-647078840267819120</id><published>2011-07-06T09:24:00.001+03:00</published><updated>2011-07-06T09:26:11.467+03:00</updated><title type='text'>Bir yudum arabesk iyi gelir</title><content type='html'>Burjuvazinin arabesk müziğe dair düşüncelerinin/tavırlarının -zorunlu olarak- dönüşüme uğraması, hiç de öyle sıradan bir şey değil. Kapitalizmin kendi içinde yaşadığı çatışmaların, çelişkilerin sonuçlarından sadece bir tanesi… Yıllarca hor görülen, aşağılanan bu müzik ve temsil ettiği kültür, amansızca çoğalan metaların değişim değerini gerçekleştirebileceği bakir bir çöl. Neticede arabeskin tekabül ettiği yaşamsal alanlar, vahşice çoğalan metalar için sınırsız bir pazar niteliği taşıyor. Bunu fark ettiklerinden olacak ki yıllarca burun kıvırıp sırtını döndükleri arabeskle barışma, köprüleri kurma yoluna gittiler. Kırk yıllık Müslüm Baba’nın ‘İtirazım Var’dan ‘İhtiyacım Var’a yol alması bir başlangıç idi. Hatırlayanlar olacaktır, Müslüm Gürses, birkaç yıl önce Akbank’ın reklamlarında oynamıştı. Hem de muazzam ‘İsyanım Var’ şarkısının sözlerini değiştirip ‘İhtiyacım Var’a çevirerek. Baba’nın lcd’ye, home theater’a filan ihtiyacı vardı. (İlgilenenler netten kısa bir araştırmayla Fuat Ercan’ın bu konuda yazılan makalesini okuyabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araya giriyorum: Bin vuruşluk yeri işgal etmesine rağmen yazı henüz mecrasına akamadı. O yüzden arabesk müziğin yolculuğuna nokta koyup direkt olarak ‘Has Arabesk’e geçiyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-uN_fcTUWmA8/ThP_jG5AHrI/AAAAAAAAAbo/lWHXOswvhes/s1600/untitled.bmp" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="210" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-uN_fcTUWmA8/ThP_jG5AHrI/AAAAAAAAAbo/lWHXOswvhes/s320/untitled.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şevval Sam’ın seneler öncesinden dile getirdiği arabesk bir albüm yapma fikri geçtiğimiz günlerde can buldu. Sam’ın 2006’daki Türk Sanat Müziği eserlerinden oluşan ‘Sek’ ve 2008’deki Karadeniz türkülerinden derlenen ‘Karadeniz’ albümlerinden sonraki üçüncü albümü ‘Has Arabesk’. (Tabii 2007’deki “Istanbul's Secrets With Şevval Sam” projesini saymazsak.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabesk tarihindeki yüzlerce güzel şarkıdan sadece 15 tane seçilmesi albümün tek olumsuz tarafı. Gerçi kimsenin bir kabahati yok bunda. Teknoloji de bir yere kadar. Aslında hiç de fena bir sayı değil 15. Hem değil 15, 25 tane şarkı da olsa gene aynı cümleleri kurardık. Her birinin ayrı anısı olan o kadar şarkıdan eleme yapmak kolay değil. Birini seçse diğerini niye seçmedi ki diye serzenişte bulunacaktık. Açgözlülük yapmayalım, eldekilerle yetinelim. Hem iktisadın o meşhur safsatası ne der; kaynaklar kıt, ihtiyaçlar sonsuz. Hadi canım sen de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Z407zX25iFE/ThP_9JvUIiI/AAAAAAAAAb4/YUBEb55OKjQ/s1600/sevval-sam-has-arabesk-2010-albumu-dinle1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="317" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-Z407zX25iFE/ThP_9JvUIiI/AAAAAAAAAb4/YUBEb55OKjQ/s320/sevval-sam-has-arabesk-2010-albumu-dinle1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şevval Sam, çıtayı fazla yükseğe koyduğu için kendisinden çok acayip, çok muhteşem işler bekleniliyor. Ki bence yanlış yapıyoruz. Kusurlarıyla, noksanlıklarıyla daha güzel oluyor albüm, daha güzel oluyor insan. Belki çok aman aman bir albüm değil ‘Has Arabesk’, lakin piyasadaki birçok albümün arasından rahatlıkla sıyrılıyor şu günlerde. ‘Anadan Ayrı’, ‘Eller Aldı’, ‘Yağmurun Sesine Bak’ şarkılarını ‘damardan söylemesi’ benim için yeter de artar bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sam’ı zaten severdik, şimdi daha çok sevdik. Ayrıca Abidin, sen bana ‘daha çok sevginin’ resmini çizebilir misin?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-647078840267819120?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/647078840267819120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/07/bir-yudum-arabesk-iyi-gelir.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/647078840267819120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/647078840267819120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/07/bir-yudum-arabesk-iyi-gelir.html' title='Bir yudum arabesk iyi gelir'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-uN_fcTUWmA8/ThP_jG5AHrI/AAAAAAAAAbo/lWHXOswvhes/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-5249298356344821222</id><published>2011-06-16T17:04:00.002+03:00</published><updated>2011-06-16T17:06:46.856+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Trio Chios'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hüsnü Şenlendirici'/><title type='text'>Şenlendiren trio</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--JlvrfF1PGM/TfoNYIw5LWI/AAAAAAAAAbY/8Li1FM8KfSA/s1600/H%25C3%25BCsn%25C3%25BC%2B%25C5%259Eenlendirici%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="209" src="http://2.bp.blogspot.com/--JlvrfF1PGM/TfoNYIw5LWI/AAAAAAAAAbY/8Li1FM8KfSA/s320/H%25C3%25BCsn%25C3%25BC%2B%25C5%259Eenlendirici%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hani Sergen Yalçın’ın saha içindeki performansından çok saha dışındaki yaşantısına dikkat çekmek için söylenilen “Koşsa Real Madrid’de oynardı” sözü vardı ya bir zamanlar… İşte Hüsnü Şenlendirici ile Sergen Yalçın’ın ortak noktaları, tam da bu husus. Biri top oynarken eleştirildi, at yarışı tutkusu ve gece kulüplerinden çıkmayışı sebebiyle; diğeri de yaşadığı aşklardan, takındığı tavırlardan dolayı. Bir dünya dolusu kelam. Bir dünya dolusu boş kelam. Acaba Hüsnü Şenlendirici herkesin gözü önünde cereyan eden olayları yaşamasa klarnetini öyle üfleyebilir miydi? Yahut da Sergen vakt-i zamanında koşsaydı ‘Sergen Yalçın’ olabilir miydi?.. (Nereden geldiyse bu mevzu aklıma!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pergel misali döndükçe dönüyor Şenlendirici’nin klarnetinden çıkan sesler. Gelişigüzel bir savrulma değil bu dönme, başlangıç noktası etrafında giderek büyüyen bir sarmalın ta kendisi. Çıkan ses, memleketin ayakları üzerinde yükseliyor: eski dostların rakı masasında dinlediği müzik, gelin olup giden kızın kınasında çalan müzik… Gündelik hayatın çok değerli ‘an’larına temas etmesi, bizzat o ‘an’lardan beslenmesi Şenlendirici’yi bağrımıza basmamızın temel sebebi bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Markellos Poupalos, Manolis Stathis ve Stamatis Poupalos üçlüsünden müteşekkil bir grup Trio Chios. Sakız Adası’nda, panayırlarda, düğünlerde boy gösteren grup sık sık Türkiye’ye geliyor ve Hüsnü Şenlendirici ile tanışıyor. Sonrası ise malum: “Ege’nin İki Yanı”. Usta klarnetçiyle birlikte kaydettikleri albüm, iki arada bir derede yapılmış, lakin arafta kalmamış bir iş. Sözüm ona devlet politikalarının, atılan imzaların yapamadığını yapıyor ve bir albümle de olsa sımsıcak, içten bir buluşmayı sağlıyor albüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-X__VvbQEsxI/TfoNgbnPlJI/AAAAAAAAAbg/QNjB5XekRRY/s1600/H%25C3%25BCsn%25C3%25BC%2B%25C5%259Eenlendirici%2Bve%2BTrio%2BChios.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="286" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-X__VvbQEsxI/TfoNgbnPlJI/AAAAAAAAAbg/QNjB5XekRRY/s320/H%25C3%25BCsn%25C3%25BC%2B%25C5%259Eenlendirici%2Bve%2BTrio%2BChios.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İzmir’in Kavakları”, ‘Ada Sahilleri’, ‘Bekledim de Gelmedin’, ‘Şeftalisi Ala Benziyor’, ‘Kadifeden Kesesi’ gibi bilindik şarkıların benzersiz düzenlemeleri,  Merve Özbey’in bizden esirgemediği güzel sesi, klarnetin huşu içinde üflenmesi ve sıcak yaz akşamında çardağın altında kurulan karınca kararınca bir meze: bundan daha iyisi şu günlerde olamazdı. Emeği geçen herkese teşekkür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-5249298356344821222?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/5249298356344821222/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/06/senlendiren-trio.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5249298356344821222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5249298356344821222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/06/senlendiren-trio.html' title='Şenlendiren trio'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/--JlvrfF1PGM/TfoNYIw5LWI/AAAAAAAAAbY/8Li1FM8KfSA/s72-c/H%25C3%25BCsn%25C3%25BC%2B%25C5%259Eenlendirici%2B%25281%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1605960029946706505</id><published>2011-06-03T08:43:00.002+03:00</published><updated>2011-06-03T08:47:00.519+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bengi Bağlama Üçlüsü'/><title type='text'>'Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere selam olsun'</title><content type='html'>“Bundan yirmi yıl önce, bağlama çalmayı çok seven biri olarak, iyi düzeyde bağlama çalmasının yanı sıra düşünce yapısı ve kişiliğine de çok güvendiğim birkaç dostumla bir araya gelerek, halk müziği ve bağlama icrası adına doğru bir ‘temsil’ gerçekleştirebilmeyi hayal etmiştim…” diyerek albüm kitapçığındaki sözlerine başlıyor Okan Murat Öztürk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-e13AYImNTwM/Teh0ZRHxp3I/AAAAAAAAAbA/GoEXvbzhako/s1600/Bengi%2BBa%25C4%259Flama%2B%25C3%259C%25C3%25A7l%25C3%25BCs%25C3%25BC.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-e13AYImNTwM/Teh0ZRHxp3I/AAAAAAAAAbA/GoEXvbzhako/s320/Bengi%2BBa%25C4%259Flama%2B%25C3%259C%25C3%25A7l%25C3%25BCs%25C3%25BC.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;80’li yılların Ankara’sında değerli bağlama ustalarıyla başlayan yolculuğunu da ‘inanılmaz keyifli yıllardı’ diye özetliyor. Sanatçı, o yıllarda, karınca kararınca bazı işlerin ertesinde Özay Önal, Kenan Özdemir ve Levent Keskin’in katılımıyla dört kişilik profesyonel bir grup oluşturuyor. Ve böylece nurtopu gibi bir ‘Bengi’ doğmuş oluyor. Ama daha sonra Levent Keskin gruptan ayrılıyor. Buna rağmen kalan üçlü, ilk olarak, Bengi’nin onuncu yılında “Güneş Bahçesinden Ezgiler”i; peşi sıra da “Sel Gider, Kum Kalır”ı yayımlıyor. 2002’de ise yine artçı bir şok yaşanıp Kenan Özdemir veda ediyor gruba. “Bu durum, Bengi açısından aslında ciddi bir sorun ortaya çıkarmıştı… Sonuçta ya çalışmalara son verip ‘Bengi defteri’ni kapatacaktık ya da Kenan’ın işlevini layıkıyla yerine getirebilecek ve bizim anlayışımızla çelişmeyecek niteliklere sahip, yeni bir icracı bulacaktık…’ Neyse ki Erdem Şimşek’in katılımıyla Bengi, tekrar üçlü kombinasyonuna dönüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-33hHx9Hz1vg/Teh1JAEn61I/AAAAAAAAAbQ/UukClseuKJs/s1600/Bengi%2BBa%25C4%259Flama%2B%25C3%259C%25C3%25A7l%25C3%25BCs%25C3%25BC%2B%25281%2529.JPG" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="200" width="129" src="http://2.bp.blogspot.com/-33hHx9Hz1vg/Teh1JAEn61I/AAAAAAAAAbQ/UukClseuKJs/s200/Bengi%2BBa%25C4%259Flama%2B%25C3%259C%25C3%25A7l%25C3%25BCs%25C3%25BC%2B%25281%2529.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tarih 2009’u da devirmeye hazırlanırken, yirminci yılını kutlayan Bengi Bağlama Üçlüsü, üçüncü albüm “Yeni Gelenek”i hediye etti bizlere. 20 yıl gibi uzun bir sürede ince eleyip sık dokuyarak sadece üç albüm yayımlamak, bu işin öyle günübirlik çıkarlar amacıyla yapılmadığının kanıtı değil de neyidir ey sevgili okur! Okan Murat Öztürk’ün ‘peygamber’ diye hitap ettiği Erkan Oğur (ki bu yakıştırmayı da hak etmiyor değil hani), büyük üstat Erdal Erzincan; Yavuz Top, Nazlı Öksüz gibi birçok misafiri var albümün. Bu kadar değerli isimleri aynı albümde biraraya getirmek bile başlı başına büyük emek ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Koçak’ın bağlama solosuyla insanı dirhem dirhem hüzne boğan yumuşacık ‘Tutam Yar Elinden’, Erkan Oğur’un büyük bir marifetle açılışını yapıp İsmail Hakkı Demircioğlu’nun kadife sesiyle taçlandırdığı ‘Sabah Oldu’, Erdal Erzincan’ın döktürdüğü ‘Zile Semahı’ benim mest olduğum eserlerin başında geliyor. 20 yıllık mazinin damıttığı 17 eserin olduğu bir albümde, böyle üç dört türküyü cımbızlamak da benim terbiyesizliğim olsa gerek. Neyse siz bana aldırmayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1605960029946706505?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1605960029946706505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/06/bilmeyen-ne-bilsin-bizi-bilenlere-selam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1605960029946706505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1605960029946706505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/06/bilmeyen-ne-bilsin-bizi-bilenlere-selam.html' title='&apos;Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere selam olsun&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-e13AYImNTwM/Teh0ZRHxp3I/AAAAAAAAAbA/GoEXvbzhako/s72-c/Bengi%2BBa%25C4%259Flama%2B%25C3%259C%25C3%25A7l%25C3%25BCs%25C3%25BC.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-4678211768642500249</id><published>2011-05-25T08:38:00.001+03:00</published><updated>2011-05-25T08:40:54.442+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Brazzaville'/><title type='text'>İstanbul aşkı</title><content type='html'>“İstanbul bana garip bir şekilde gençliğimin Los Angeles’ını hatırlatıyor. Bence dünya üzerinde, zıtlıkların buluşmasını daha iyi örnekleyebilecek başka bir şehir yok. Rusya gibi İstanbul’un da bir ayağı Asya’da, diğeri Avrupa’da. Hem laik bir temele hem de dine çok bağlı büyük bir insan topluluğuna sahip. Türk’ün yanısıra Rum, Ermeni, Bulgar, Rus ve Arap da bulmak mümkün. Her tür Hrıstiyan, Musevi ve Müslüman mevcut. Kentin hangi bölgesinde olduğunuza bağlı olarak kendinizi 21. ya da 17. yüzyıldaymış gibi hissedebilirsiniz…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Hn4naBFtw_g/TdyVaYnnzcI/AAAAAAAAAac/R40A-Dng3fE/s1600/Brazzaville%2B%2528David%2BArthur%2BBrown%2529.TIF" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="240" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-Hn4naBFtw_g/TdyVaYnnzcI/AAAAAAAAAac/R40A-Dng3fE/s320/Brazzaville%2B%2528David%2BArthur%2BBrown%2529.TIF" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Çoğu kişinin altına imzasını atacağı bu methiye, iflah olmaz bir İstanbul sevdalısından, Brazzaville’in demirbaşı David Arthur Brown’dan. Tamamen tesadüfler eseri İstanbul’la tanışan Brazzaville grubu, artık şehrin değişmez müdavimlerinden biri. Hayranları da yadsınamayacak kadar çok. Kısaca: onlar bizi sevdi, biz de onları sevdik; seviyoruz ve de seveceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik arz-talep ilişkisini çoktan geçen bu sevginin muhasebesini yapıp envanterini çıkarttığımızda, ilk kez 2005 yılında İstanbul’a gelen Brown’un, bu kentte yaklaşık yirmi (evet yirmi) konser verdiğini görürüz. Dahası, söz konusu ilgi/aşk şu günlerde ’Brazzaville in İstanbul’ ile iyice su yüzüne çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acayip iyimser albümler yapan Brazzaville, hemen hemen on yıl öncesinde ilk albümünü çıkardı. Sıradanlaşmadan ağır ağır yoluna devam etti bu bossa nova efektli alternatif indie grubu. Herkes işine gücüne bakarken, yıllar da ince ince geçerken Brown, Brazzaville’in ömrünü tamamlamak üzere olduğunu internet üzerinden yazdığı bir mektupla duyurdu. Fakat peşi sıra gelen yoğun tepkilerden dolayı ‘grubun daha çook ömrünün olduğunu’ açıklamak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-KUuOW_cMovw/TdyVyqvfSeI/AAAAAAAAAak/AJjvsgAqccE/s1600/Brazzaville.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="251" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-KUuOW_cMovw/TdyVyqvfSeI/AAAAAAAAAak/AJjvsgAqccE/s320/Brazzaville.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Gel zaman git zaman çeşitli mutasyonlardan geçen Brazzaville, son olarak, yukarıda da değindiğimiz üzere sımsıcak bir derleme albüm ile karşımıza çıktı: Brazzaville in İstanbul. Kayıtları Barselona, New York ve İstanbul’da yapılan üç ayaklı beynelmilel bu albümün prodüktörlüğünü önce Portecho’dan, sonra da Norrda’dan tanıdığımız Deniz Cuylan yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mA6_4dtR0ks/TdyWYFFsPTI/AAAAAAAAAa0/33tixGoR5EU/s1600/Brazzaville%2Bin%2B%25C4%25B0stanbul.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-mA6_4dtR0ks/TdyWYFFsPTI/AAAAAAAAAa0/33tixGoR5EU/s320/Brazzaville%2Bin%2B%25C4%25B0stanbul.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Albümün epey kalabalık Türkiyeli misafirleri var. Şöyle ki: grubun eski ve yeni şarkıları tekrar düzenlenerek buradaki başarılı sanatçıların soluklarıyla başka bir boyuta taşındı. Kim ki O, Burak Irmak, Alev Lenz, Miray Kurtuluş, Sarp Keskiner gibi isimler albümün savunma-hücum hattını birleştiren orta saha oyuncularından sadece birkaçı. Her bir parçaya ayrıca değinmek yerine şunu söyleyebiliriz ki, İstanbul’un keşmekeş hayatının aksine oldukça dingin bir çalışma 'Brazzaville in İstanbul'. Peki olmuş mudur? Hem de nasıl. Genetiği değiştirilmemiş bu saf albüm, İstanbul’un nelere kadir olduğunun hoş bir tezahürü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-4678211768642500249?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/4678211768642500249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/istanbul-ask.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4678211768642500249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4678211768642500249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/istanbul-ask.html' title='İstanbul aşkı'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Hn4naBFtw_g/TdyVaYnnzcI/AAAAAAAAAac/R40A-Dng3fE/s72-c/Brazzaville%2B%2528David%2BArthur%2BBrown%2529.TIF' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-8698196407586582456</id><published>2011-05-21T09:39:00.001+03:00</published><updated>2011-05-21T09:41:24.623+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Grup Kibele'/><title type='text'>Balıklar da suya hasret</title><content type='html'>&lt;i&gt;‘Bu topraklarda yeşeren kültüre, kimisi folklorunu, kimisi dilini, kimisi de inançlarını bıraktı. Ama hepsi ana yurdundan ayrılırken hasretini ve sesini bırakmayı ihmal etmedi.’&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara başlık ‘Bereket’ albümünden. Geleceğim albüme. Fakat bir kez daha kopyala-yapıştır yapayım: “Mezopotamya’nın özündeki gizler çözülecek gibi değil. Çünkü insanlar hayallerini hep orada yeşertmeyi denedi…” Benim yaptığım çarpma, çıkarma; toplama, bölme işlemlerinin de bir sınırı var. O sınırı, o sınırın ardında yaşanılan acıyı/sevinci dört işleme dökemiyorum maalesef. Ki çok sık karşıma çıkan bir şeydir bu. Matematiğin taca çıktığı, istatistiğin ofsayda düştüğü, gerçeğin yedek kaldığı bir oyunda kalakalıyorum. Basit bir korunma içgüdüsü ile sığınmak için yüce bir varlık ihtiyacı değil içine düştüğüm boşluk. Başka türlüsü. Yumruk gibi insanın boğazına oturuyor. Peşi sıra yerini umutsuz, siyah bir bekleyiş alıyor. Gittikçe büyüyor kara delik. Çocukluktan kalma bir alışkanlık olsa gerek, böyle zamanlarda hemen müziğe koşuyorum; ekseriyetle de türkülere. (Bütün alışkanlıklar çocukluktan değil miydi?) Sözcüklerin son durakta beni silkelediği bir yolculukta, yoluma türkülerle devam ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-_g__cSHuu24/TddeAtk5a8I/AAAAAAAAAZ8/IEgWPqT23SU/s1600/Grup%2BKibele.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="262" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-_g__cSHuu24/TddeAtk5a8I/AAAAAAAAAZ8/IEgWPqT23SU/s320/Grup%2BKibele.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Belki benim kabahatimdir ama ilk kez geçenlerde duydum Grup Kibele’nin adını. (Acep ben de Nil gibi ayıplanır mıyım? O, bugüne kadar Neşat Ertaş’ı dinlememiş; ben de Kibele’yi…) Grup Kibele, 11 yıllık geçmişi olan katıksız bir türkü grubu. (Araya girip şöyle bir not düşeyim: Öncesinden çok bilgi birikimine sahip olmadığım kişileri/grupları enine boyuna inceleyip, orasını burasını çekiştirmeyi; dahası çok derin(!) analizlere girip gazel okumayı sevmem. Seveni de sevmem. Ama bu sayfada yazıyorsam da bazı yükümlülüklerim var. Sevgimden ödün vermeden, sorumluluklarımı da unutmadan bir iki kelam edeyim şu naçizane aklımla.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cHDqo9FLfbA/Tddeb1UczfI/AAAAAAAAAaM/X9R9U5cn30A/s1600/Grup%2BKibele%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="262" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-cHDqo9FLfbA/Tddeb1UczfI/AAAAAAAAAaM/X9R9U5cn30A/s320/Grup%2BKibele%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Grup Kibele, Ankara’daki Fikrim Bar’ın çok eski müdavimlerinden. Epey bir kalabalık kadrosu var, kısaca ve hızlıca yazarsam şöyle: Tuğçe Çolpan (vokal), Rezân Bilgin (vokal), Abdurrahman Tarikci (bas gitar), Savaş Türkdoğan (klasik gitar), Recep Parlar (klarnet), Kerem Yılmaz (bağlama), Adem İpeker (perküsyon)… ‘Bereket’, grubun, Kalan Müzik’ten henüz yeni zamanlarda çıkan, bir hafta boyunca da dönüp dolaşıp defalarca dinlediğim ilk albümü. Albümde Türkçe eserlerin yanı sıra Zazaca, Kürtçe, Farsça eserler de bulunmakta. Anadolu’nun bugüne kadar damıttığı diller/dinler, kederler/neşeler albümün buram buram her yerine sinmiş. Bu açıdan bakarsak, albümün yüzü tek bir coğrafyaya dönük gibi gözükebilir; ama zaten albümün yüzünü döndüğü o coğrafya, her şeyin ‘yüz’ü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9vZ7DlW4e7c/Tddejv_3WcI/AAAAAAAAAaU/FLNldMF6b18/s1600/Grup%2BKibele%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="198" width="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-9vZ7DlW4e7c/Tddejv_3WcI/AAAAAAAAAaU/FLNldMF6b18/s200/Grup%2BKibele%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir ‘Diyarbekir’ türküsü ‘Hangi Bağın Bağbanısan’ ile açılan Bereket’in kapılarından usulca içeri girdik, yola yoldaş, derdimize de derman bulmak için. Ve Kardeş Türküler yanılsaması yaşadık ‘Tew Be’ ile. Rezân Bilgin’in yüreğimizi acı bir kederle sağalttığı ‘Hardasan’ ve içimizi dağlayan ‘Çavreşamın’ ile takatsiz kaldık. Gerisini getiremedik. Ve anladık ki, hakikaten bu topraklarda bazen bazı şeyler, ancak ve ancak ‘gönül gözü ile görülebilir’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözden evvel sızlayan bir yürek lazım bize. Bir tutam vicdana ihtiyacımız var. Çünkü akıl da bir yere kadar. Akıl’a da vicdan lazım. Asırlardır kanamış bir vicdana siz akıl ile yanaşabilir misiniz? Dokunabilir misiniz oraya?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-8698196407586582456?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/8698196407586582456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/balklar-da-suya-hasret.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8698196407586582456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8698196407586582456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/balklar-da-suya-hasret.html' title='Balıklar da suya hasret'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-_g__cSHuu24/TddeAtk5a8I/AAAAAAAAAZ8/IEgWPqT23SU/s72-c/Grup%2BKibele.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-9105436838912300343</id><published>2011-05-17T13:06:00.004+03:00</published><updated>2011-05-17T13:11:18.534+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barış Güney'/><title type='text'>Uzun ince bir düş</title><content type='html'>Bağlaması ile birçok derde derman olabilecek az insandan biri Barış Güney. Hasret Gültekin, Erdal Erzincan gibi iki büyük isimden sonra, bu kadar usta birini henüz görmedim. Hâl böyle olunca, kendisinden beklentilerimiz yüksek oluyor. Beklentileri yüksek tutmamızın diğer sebebi de ilk albüm Tohum’u, şu gün şu saatte bile hâlâ gıpta ile dinlediğimiz içindir. ‘Tohum albümünden daha iyi bir albüm nasıl olabilir ki?’ sorusu nicedir aklımızda iken şimdi de, ‘Düşlere Yolculuk gibi bir albüm nasıl oldu?’ sorusu zihnimizi kurcalamaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JDcLmc-Ytck/TdJJqHvMdxI/AAAAAAAAAZs/qgqU8AALc2M/s1600/Bar%25C4%25B1%25C5%259F%2BG%25C3%25BCney.jpg" imageanchor="1" style=""&gt;&lt;img border="0" height="200" width="173" src="http://1.bp.blogspot.com/-JDcLmc-Ytck/TdJJqHvMdxI/AAAAAAAAAZs/qgqU8AALc2M/s200/Bar%25C4%25B1%25C5%259F%2BG%25C3%25BCney.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-NYN-Ej3HIAk/TdJJwD8EElI/AAAAAAAAAZ0/1NjbyIPwP0s/s1600/D%25C3%25BC%25C5%259Flere%2BYolculuk.jpg" imageanchor="1" style=""&gt;&lt;img border="0" height="200" width="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-NYN-Ej3HIAk/TdJJwD8EElI/AAAAAAAAAZ0/1NjbyIPwP0s/s200/D%25C3%25BC%25C5%259Flere%2BYolculuk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta müjdesini verdiğimiz Kalan Müzik etiketli Düşlere Yoculuk’ta çıtayı daha yükseğe koymuş sanatçı. İlk albümüyle arasına mesafe koyarak, aklını da yanına alarak o bilindik, o sıradan normları epey bir zorlamış kendisine ait altı beste ile. Ve ortaya, cazın da türkünün de söz sahibi olduğu çok ama çok değişik bir albüm çıkmış. Öyle ki, ilk albümün daha yerel, daha klasik halet-i ruhiyesinin esamesi okunmuyor ikinci albümde. Duduk, çello, bas gitar gibi farklı enstrümanların varlığı da bambaşka rüyaların kapısını açmış. Yolculuğa ‘bura’dan çıkan düşler kimi zaman doğuda, kimi zaman batıda asılı kalmış. Yeni uykularda, yeni yollarda farklı düşler görüldükten sonra kuş tüyü hafifliğindeki sarmal yolculuk, başlangıç noktasına tekrar dönmüş. Albümün gösterişten uzak sade ve etkileyici kapağı ile ‘Karadır Kaşların’ türküsünün sonunda ‘İşte görünüyor dünya hali’ denildikten sonra ara verilmeden ‘Dünya Hali’ eserine geçiş, hakikaten çok farklı bir tat bıraktı. Ve fark ettim ki bu albüm -garip olacak ama- Tohum’a hem çok yakın, hem de çok uzak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-9105436838912300343?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/9105436838912300343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/uuzn-ince-bir-dus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/9105436838912300343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/9105436838912300343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/uuzn-ince-bir-dus.html' title='Uzun ince bir düş'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-JDcLmc-Ytck/TdJJqHvMdxI/AAAAAAAAAZs/qgqU8AALc2M/s72-c/Bar%25C4%25B1%25C5%259F%2BG%25C3%25BCney.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-2060245483651917362</id><published>2011-05-14T10:10:00.003+03:00</published><updated>2011-05-14T10:13:13.669+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cazyapjazz'/><title type='text'>Hem caz hem jazz</title><content type='html'>Doğu-Batı sentezi uğruna şuursuzca buradakini oraya, oradakini de buraya eklemlemeye çalışmış onlarca albüm var piyasada. Çok basitmişçesine girişilen uğraşların sonucunda, çoğu zaman, neye benzediğini pek kestiremediğim biçimsiz albümler çıkıyor piyasaya. A.K. Müzik’ten yayımlanan Cazyapjazz’ın ilk albümü ‘Latife’ ise bu kirlilikte, algı düzeyimizi yukarılara çeken bulunmaz bir nimet bizim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-RxIGkGeWd7k/Tc4qzgO4GJI/AAAAAAAAAYc/E9rdTrYG2rA/s1600/Cazyapjazz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-RxIGkGeWd7k/Tc4qzgO4GJI/AAAAAAAAAYc/E9rdTrYG2rA/s320/Cazyapjazz.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Cazyapjazz’ın tayfası, gitarda Semih Yanyalı, tuşlu çalgılarda Murat Küçükboyacı, basta Reinhard Buchner, saksafonda Matthias Kaiser, darbukada Ozan Aydoğan ve davulda da Mathis Riehm’den oluşuyor. Kıyak altılıya, albümde, uduyla Şeref Dalyanoğlu, kemanıyla da Manoj Baruah eşlik ediyor. İsmiyle bile dikkat çeken, dahası isimlerinin hakkını sonuna kadar veren grup, yurtdışında -özellikle Almanya’da- epey meşhur. Meşhur olmasına meşhurlar, lakin albümleri henüz yeni yayımlandı Türkiye’de. Buna hayıflanmak pek mümkün; hele ki albümü dinledikten sonra tavana vuruyor bu yakınmalar. Zira böyle birilerinden, böyle bir müzikten nasıl olur da bugüne kadar mahrum kalırız! Latife yapmıyorlar, caz yapıyorlar; cazı da funk’la, sanat müziğiyle, Sulukule gaydasıyla sosluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Latife’deki her bir şarkıyı oksijen niyetine içimize çekip nefes almak vücut için oldukça yararlı. Denedim, bu kanıya vardım. Nevizade’ye pek yakışacak ‘Leb-i Derya Efkarla’, girişteki darbukaya vurulduğum ‘Başım Duman’, içimize kor ateş gibi düşen ‘Ve Sen’, bam telimize dokunan ‘Velhasıl’ ilk aklıma gelen oksijen tüplerimiz. Kırgın, kırılgan ‘Şimdi Uzaklardasın’ yorumuna ise hiç girmiyorum. Tarifi zor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-2060245483651917362?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/2060245483651917362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/hem-caz-hem-jazz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2060245483651917362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2060245483651917362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/hem-caz-hem-jazz.html' title='Hem caz hem jazz'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-RxIGkGeWd7k/Tc4qzgO4GJI/AAAAAAAAAYc/E9rdTrYG2rA/s72-c/Cazyapjazz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-2756689091448020348</id><published>2011-05-07T12:32:00.004+03:00</published><updated>2011-05-07T12:44:01.240+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Dead Weather'/><title type='text'>Dipsiz kör kuyunun sesi</title><content type='html'>‘Başlangıçtan itibaren arar insan. Son derece haristir, bağırır. İstediğine sahip değildir… Fakat beklemeyi de öğreniriz. Çünkü bir çocuğa istediğinin vaktinde verildiği pek enderdir… Bir çocuk ne demek istediğini anlamak için her şeye el atar. Her şeyi tekrar geri fırlatır, sükûn bulmamacasına meraklıdır ve niçin, bilmez.’ Tanıl Bora’nın harikulade çevirdiği bir Ernst Bloch kitabı ‘Umut İlkesi’nden not ettiğim bölümleri kullanmanın tam sırasıydı. ‘Jack White’ şerefine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-pvvbYoktctk/TcUSehoNtVI/AAAAAAAAAYE/AhdR0z8cy18/s1600/the-white-stripes.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-pvvbYoktctk/TcUSehoNtVI/AAAAAAAAAYE/AhdR0z8cy18/s320/the-white-stripes.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kardeşi Meg’le idame ettiği ‘The White Stripes’ ile son on yıla tartışmasız yeni bir ses/soluk getirdi ‘Jack White’. Kim bilir belki de özlenen/beklenen adamdı kendisi. Sahip olduğu afili sesi, hoyratça bakışı, bendini çiğneyip aşan tavırları; bir hatta birkaç beden büyük geldi sıradanlaşmış müzik piyasasına. Neyse, her neyse. İlk göz nurumuzdan sonra ‘The Raconteurs’ ile derin dehlizlere daldı bu haşarı çocuk. Peşi sıra da biz. Şimdilerde ise ‘The Dead Weather’ ile yeni bir ateşi yaktı. Uzak durabilmek ne mümkün!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Dead Weather, vokallerde The Kills’den Alison Mosshart’ın, gitarda Queens of the Stone Age’den Dean Fertita’nın, bas gitarda da ‘The Raconteurs’den Jack Lawrence’ın olduğu sağlam bir alternatif rock grubu. Peki ‘Jack White’ neresinde bu grubun? Tam ortasında, kalbinde, beyninde. Mikrofonun yanında, sözlerin içinde, çocukluğunda haşır neşir olduğu davulun başında. Her şey olabildiğince doğal, herkes olabildiğince özgür. Böyle olunca da ortaya son ayların en başına buyruk işi çıktı, kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-RDMGG42aEA8/TcUSyRuzgwI/AAAAAAAAAYM/EJTSzS0wFLA/s1600/The%2BDead%2BWeather%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="89" width="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-RDMGG42aEA8/TcUSyRuzgwI/AAAAAAAAAYM/EJTSzS0wFLA/s400/The%2BDead%2BWeather%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir araya gelmeleriyle bile büyük bir heyecan uyandıran dörtlünün ilk albümü ‘Horehound’, Jack White’ın Nashville’deki ‘Third Man Studio’sunda çok kısa bir sürede kaydedilmiş. Kendi bestelerinin yanı sıra bir de Bob Dylan’ın New Pony’sini seslendiriyor yakın tarihin bu rüya takımı. Her ne kadar dört as isimden oluşsa da bariz bir şekilde Mosshart ile White ön plana çıkıyor albümde. Birbirleriyle kavga eder gibi haddinden fazla gürültülü/patırtılı (bakınız: albümdeki tüm şarkılar), birbirlerini öldürecek kadar tehlikeli (bakınız: Treat Me Like Your Mother) şarkılarda parıl parıl parlıyor iki kafadar. Dünya yansa umurlarında değil gibi ikilinin. O derece kafalar kıyak yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-OO1Dtb6mScE/TcUUUoRZJHI/AAAAAAAAAYU/FsRXeiLDVq4/s1600/The%2BDead%2BWeather%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="199" width="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-OO1Dtb6mScE/TcUUUoRZJHI/AAAAAAAAAYU/FsRXeiLDVq4/s200/The%2BDead%2BWeather%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Aheste aheste gidip aniden çıldıran ‘I Cut Like a Buffalo’, Mosshart’ın şuh sesine tav olduğumuz ‘60 Feet Tall’ albümün en iyilerinden. Uzaklardan bir yerlerden ürkütücü seslerin geldiği, derinlik ile karanlık arasında kaldığımız‘3 Birds’ adlı enstrümantal şarkı da cabası. Korkmak, bağırmak, kaçmak; kaçarken kovalamak serbest bu albümde. Ağırbaşlı olup da vakur görünmekse yasak. Böyle buyurmuş Jack White, ne yapalım?.. Biz Horehound’u sindiredururken, bu deli oğlanın yeni rüyası ne olacak dedikten sonra son sözü yine Ernst Bloch’a bırakalım: ‘Rüya gören, aslı aynı yerde kalmaz.’&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-2756689091448020348?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/2756689091448020348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/dipsiz-kor-kuyunun-sesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2756689091448020348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2756689091448020348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/dipsiz-kor-kuyunun-sesi.html' title='Dipsiz kör kuyunun sesi'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-pvvbYoktctk/TcUSehoNtVI/AAAAAAAAAYE/AhdR0z8cy18/s72-c/the-white-stripes.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-6946501320834877384</id><published>2011-05-05T09:25:00.004+03:00</published><updated>2011-05-05T09:28:24.202+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Shantel'/><title type='text'>Shantel, Binnaz ve Disko Partizani</title><content type='html'>Oyun alanının fena halde daral(tıl)dığı; sağlı/sollu kanat ataklarının, tadından yenmez leziz verkaçların yerini orta sahadaki kora kor mücadelenin aldığı ‘yalnız’ ülkemin mevcut oyun sisteminde bulabiliriz Shantel’e gösterilen ilginin/sevginin kodlarını. Herkesin giderek birbirinin aynısı olduğu sistemde yeteneklerini biraz olsun sergileyenler, farklı şeyler ortaya koymak için çabalayanlar aradan sıyrılıyor. İşte bunlardan biri Bedük ise diğeri de Shantel’dir. Başarılı/başarısız oldukları hakkında ahkâm kesip iyi veya kötü gibi tepeden bakan yorumlar yazacak değilim (hem ne haddime); lakin bazı taşları -özellikle de son yıllarda- yerinden oynattı bu iki isim. Diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-2CaU2QSqH-A/TcJCpoCNKSI/AAAAAAAAAXE/pbxSUpIyeNY/s1600/untitled.bmp" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="278" src="http://4.bp.blogspot.com/-2CaU2QSqH-A/TcJCpoCNKSI/AAAAAAAAAXE/pbxSUpIyeNY/s320/untitled.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Çok değil, iki sene kadar önce ‘Disko Partizani’ ile ortalığı kasıp kavuran, koca bir yaza damgasını vuran; çok bilinen adıyla ‘Shantel’, pek de bilinmeyen adıyla ‘Stefan Hantel’ içinde bulunduğumuz ayın ilk haftasında ‘Planet Paprika’ albümünü gönderdi, sekiz gezegen arasında güneşe yakınlık konumuna göre üçüncü sırada bulunan dünyamıza. ‘Planet Paprika’, fütursuzca dans ettirir, bahse girerim. Ama bu, zaten bilinen bir şey. Shantel’in ortalamanın üstündeki kabiliyeti ile insanları dans ettirmesinden daha doğal ne olabilir ki? Pek emin değilim ama; Shantel’den daha dişe dokunur bir albüm bekliyordum. Bu albüm yerine diğer albümleri dinleyenler fazla bir şey kaçırmaz gibi geliyor bana, tabii bazı nirengi noktaları dışında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Planet Paprika’da dikkat çeken ilk husus albümün total bir hikâyesinin olduğu. Hikâyeden kastım, şarkıları tek tek dinledikten sonra albümün bütününe sirayet eden yaşanmışlık vurgusudur sevgili okur. Şöyle ki albüm, ‘Good Night Amanes’ ile açılıp ‘Good Morning Amanes’ ile kapanıyor. Sanılanın tam aksine Shantel, ‘iyi geceler’ dedikten sonra yeni bir güne başlıyor ve ‘günaydın’la noktalıyor bu tersten başlayan günü. Gündüz uyur, gece yaşar durumu. 'Amanes', bizdeki gazellerin Yunanistan’daki karşılığı. Bu iki enstrümantal şarkıda buram buram Balkan toprakları kokuyor. Özleyene birebir. Yine böyle karşılıklı paslaşan şarkılardan giderek devam edersek yazıya, albüme adını veren ‘Planet Paprika’ ile ‘Citizen of Planet Paprika’ isimlerini yazmamız gerekecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-FRJiPVfO74c/TcJDWv4qKOI/AAAAAAAAAXc/nK_tHErWFvU/s1600/Shantel%2BKapak.JPG" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="302" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-FRJiPVfO74c/TcJDWv4qKOI/AAAAAAAAAXc/nK_tHErWFvU/s320/Shantel%2BKapak.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Albüm hakkında değinilecek bir diğer nokta ise, bizdeki ‘Ada Sahillerinde Bekliyorum’ şarkısının ‘Eyes of Mine’ adıyla; kimselerin unutmadığı/unutamayacağı Ciguli’nin o meşhur mu meşhur ‘Binnaz’ının da ‘Binaz in Dub’ adıyla albümde yer aldığıdır. ‘Eyes of Mine’da Brenna ablamızın su gibi sesine, ‘Binaz in Dub’da ise Marko Markovic’in trompet solosuna vurgu yapmadan geçersem rahat uyuyamam. Ayrıca Makedonların ‘Usti, Usti Baba’ ezgisinin de gayet güzel yorumu mevcut albümde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brenna MacCirmmon’ın sesi başta olmak üzere vokallerin performansını, albüme bindirilen akordeonlar, klarnetler eşliğinde Balkanların sıcak insanlarını ve soğuk havalarını; yurdum insanının da Shantel’e olan sevgisini göz önüne alacak olursam önümüzdeki dönemde Shantel’in adını yine, yeniden daha sık duyacağız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-6946501320834877384?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/6946501320834877384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/shantel-binnaz-ve-disko-partizani.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6946501320834877384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6946501320834877384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/shantel-binnaz-ve-disko-partizani.html' title='Shantel, Binnaz ve Disko Partizani'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-2CaU2QSqH-A/TcJCpoCNKSI/AAAAAAAAAXE/pbxSUpIyeNY/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-8649128985597184510</id><published>2011-05-02T13:17:00.002+03:00</published><updated>2011-05-07T12:38:55.679+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Lost Fingers'/><title type='text'>80'lere cazlı cinganlı bir dokunuş</title><content type='html'>Son çeyrek yüzyıldaki şarkıların temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze koyulması, ne yazık ki ‘çok ucuz işler’ olmaktan öteye geçemiyor. Bu ‘maziye dönüş’ vakıası birçok değişik yöntemle allanıp pullanır ki ortaya süpersonik bir şeyin çıktığı izlenimi verilsin. Aslında farklı mutfaklarda, farklı tariflerle de hazırlansa; özünde hep aynı ‘yemek’ servis edilir. Yiyene… Ne yalan söyleyeyim, şu eski şarkılar olayına, cover projelerine pek sıcak bakmıyorum. Daha doğrusu, bakamıyorum. Tabii böyle bir genelleme çok acımasız olur. Bu işi hakkıyla yapan, ortaya özgün bir şey çıkarmak için çabalayan güzel insanlar da var. Tıpkı çiçeği burnunda ‘The Lost Fingers’ gibi. Hakkını verelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mMxZ8C3IdL8/Tb6EoGqOrUI/AAAAAAAAAWk/ivlKL1pZAu4/s1600/The%2BLost%2BFingers%2B%25283%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="172" width="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-mMxZ8C3IdL8/Tb6EoGqOrUI/AAAAAAAAAWk/ivlKL1pZAu4/s400/The%2BLost%2BFingers%2B%25283%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;The Lost Fingers (kayıp parmaklar), ismini; 1910-1953 yıllarında yaşamış, henüz 18 yaşındayken de yangın sebebiyle iki parmağını kaybetmiş efsanevi Belçikalı ‘gypsy/caz’ gitaristi Django Reinhardt’tan alıyor. Vokalde Christian Roberge, geri vokallerde Alex Morrisette ve Byron Mikaloff’un olduğu grup, hem isimlerine hem de yaptıkları müziğe binaen bu büyük gitariste sağlam bir selam gönderiyor. Grubun ilk albümü ‘Lost in the 80s’, adından da anlaşılacağı gibi 80’lerin şarkılarını caz altyapısıyla sıkı bir elekten geçirerek cigan müziğiyle buluşturuyor. Gitarların, double-bass’ların ve ritimlerin eşliğinde maziden bir tutam demet gün ışığına çıkartılıyor, dalından koparılmadan. Ayrıca albüm, grubun sırf kendi ülkeleri Kanada’da 100.000 gibi bir satışa ulaşarak ‘platin sertifikası’nı almaya hak kazandı. Darısı yeni albümlerine, ne diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-6ufJAsYNPV4/Tb6E5WmnQtI/AAAAAAAAAW0/S5Sy7XIPMbI/s1600/The%2BLost%2BFingers%2BKapak.JPG" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-6ufJAsYNPV4/Tb6E5WmnQtI/AAAAAAAAAW0/S5Sy7XIPMbI/s320/The%2BLost%2BFingers%2BKapak.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;‘Lost in the 80s’ albümünün Türkiye’de yayımlanan formatında o dönemim unutulan/unutulmayan 13 şarkısının yanı sıra bir de ‘bonus track’ (Belleville Rendez-Vous) bulunuyor. Bu eğlenceli mi eğlenceli cover albümündeki tüm parçaları tek tek yazmayacağım ama, bazılarını belirtmeden de geçemeyeceğim: Bir ‘Michael Jackson’ efsanesi olan ‘Billie Jean’, “Celine Dion”un “Incognito”su, “Stevie Wonder’dan ‘Part-Time Lover’, “AC/DC”den ‘You Shook Me All Night Long’ ve “Technotronic”ten ‘Pump Up The Jam’ albümdeki şarkılardan sadece birkaçı. Belki alıp başucumuza koymayacağız “Lost in the 80s”i; lakin bulutların üstünde değişik ve güzel bir retro gecesi yaşattığı için her daim teşekkürlerimizi sunacağız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-8649128985597184510?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/8649128985597184510/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/80lere-cazl-cinganl-bir-dokunus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8649128985597184510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8649128985597184510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/05/80lere-cazl-cinganl-bir-dokunus.html' title='80&apos;lere cazlı cinganlı bir dokunuş'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-mMxZ8C3IdL8/Tb6EoGqOrUI/AAAAAAAAAWk/ivlKL1pZAu4/s72-c/The%2BLost%2BFingers%2B%25283%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-8123481818547281743</id><published>2011-04-30T14:47:00.000+03:00</published><updated>2011-04-30T14:47:27.932+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okay Temiz'/><title type='text'>İşinin ehli olan bir usta</title><content type='html'>Okay Temiz’in kendi internet sitesinin biyografi bölümünde ‘Okay Temiz Avrupa, Amerika ve Hindistan’da yaklaşık 3300 konser verdi ve 350 festivale katıldı’ cümlesi var. Son albümü “High Fly”da ise yine buna benzer bir cümle dikkatimi çekti, her ne kadar sayılar pek tutmasa da. Yoruma gerek bırakmayacak kadar (üç aşağı beş yukarı) birbirinin aynısı olan bu cümleler, bir başarı öyküsünün niceliksel ispatı adeta. Bazen sayılar aldatıcı olup hiçbir gerçekliğe tekabül etmez, kabul ediyorum. Fakat niteliksel olarak da hemen herkesin kabul ettiği bir realite var: Okay Temiz, bu dünyaya gönderilmiş eşine az rastlanır bir ‘usta’. İtirazı olup da aksini düşünenlere saygı duyarım; o ayrı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4jBPg6KaXJc/Tbv2r_bClvI/AAAAAAAAAWU/gSXDVfIwFg8/s1600/Okay%2BTemiz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="208" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-4jBPg6KaXJc/Tbv2r_bClvI/AAAAAAAAAWU/gSXDVfIwFg8/s320/Okay%2BTemiz.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1939 İstanbul doğumlu Okay Temiz’in 50 yılı geçen müzik kariyerindeki en önemli virajlardan biri, 1967 yılında yurt dışına çıkmasıydı. Temiz, 23 yıllık İsveç macerasında ünlü trompetçi ‘Maffy Falay’ ile tanışıp ‘Sevda’ grubunu kurar. Çocukluğundan beri aşina olduğu Klasik Türk Müziği’ni başarılı bir şekilde çalışmalarına eklemler. Sonrasında yolu bir başka büyük trompetçi ‘Don Cherry’ ile kesişir. Bu birliktelik sayesinde (maalesef) detayına giremeyeceğimiz kadar uzuun bir yolculuğun taşları döşenir. Basamaklar kâh hızlı hızlı, kâh yavaş yavaş çıkılır. Birer birer, ikişer ikişer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temiz’in Afrikalı basçı ‘Johnny Dyani’ ve Güney Afrikalı trampetçi ‘Mongezi Feza’ ile kurduğu ‘Xaba’ grubu, İskandinavya ülkeleri başta olmak üzere Amerika ve İngiltere’de yayımlanır. Siyah İnci’nin, Asya’nın mistik yanıyla buluşup Avrupa’nın modernitesiyle harmanlanması epey bir ses getirir. Temiz, peşi sıra 1974’te ‘Oriental Wind’ grubunu kurar ‘Bobo Stensson’ ve ‘Lennart Aberg’ gibi değerli müzisyenlerle. 1990 yılına kadar İsveç’te yaşayan müzisyen, bu tarihte Türkiye’ye döner. Fakat 3 sene sonra tekrar İskandinavya yollarına düşer. Bu kez de adres Finlandiya’dır. Burada kaldığı 5 senelik süre zarfında ‘Magnetic Band’ albümünü kaydeder. (Bu albüm meşhur ‘Down Beat’ adlı caz dergisinde de mevzu bahis olur)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 11 yıldır Türkiye’de yaşayan usta, çalışmalarını bu topraklarda sürdürür. ‘Kültür Bakanlığı Devlet Sanatçısı’ unvanı da olan Temiz, hem öğrenmeye hem de öğretmeye şu gün itibariyle devam etmekte. Kurduğu ritim atölyesinde dersler veren işinin ehli olan Temiz, kendi yaptığı müzik aletleriyle de bir hayli çığır açıcı oldu. Magic Piramit, Artemiz I ve Artemiz II, Bakır Davulları; Afrodits adını verdiği deve çanları seti, Su Telefonu ve daha nicesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-jN0bb2cDbi0/Tbv2zZtCqPI/AAAAAAAAAWc/mTRwJs_tsBw/s1600/Okay%2BTemiz%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-jN0bb2cDbi0/Tbv2zZtCqPI/AAAAAAAAAWc/mTRwJs_tsBw/s320/Okay%2BTemiz%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ustanın kısaca özetlemeye çalıştığımız bu resmi müzik kariyerinin son meyvesi ‘High Fly’ adlı albüm oldu. 75 dakikalık yolculuğa çıktığımız albümde yine, yeniden Okay Temiz’i dinlemenin ayrıcalığını yaşadık: Afrika’nın nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan doğal hayatı, tekinsiz Amazonlar’ın ürkütücü sessizliği, tasavvufun mistik dünyası; davullar, zurnalar, bağlamalar, klarnetler… Bu kadar geniş coğrafyayı ve bu kadar farklı ezgiyi bir şişeye koymak, çok sihirli bir iş olsa gerek. Yakışır ustaya. Şişenin içindeki cini çıkarmaksa bize kalmış.&lt;br /&gt;Şahsen ben değişik anlarda, değişik cinlere çarpıldım. Yüzümü birazcık buraya dönünce ‘Dervich Service’, ‘Çökertme’ ve özellikle de ‘Fidayda’ya, Ege’nin diğer yakasına dönünce de Ivo Papazov’la beraber bestelediği ‘Fat Arab (Şişman Arap)’a çarpıldım. Denizleri aştık, iki yakayı bir araya getirdik; ortak bir sofrada meze kurduk. Kendisini aheste aheste dinlettirip yedi cihandan izler taşıyan High Fly, eşe dosta özenle tavsiye edilmeli. Beynelmilel bu albüm vesilesiyle dünyanın tüm çalgılarına da selamlarımızı gönderelim. Güzel günlere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-8123481818547281743?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/8123481818547281743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/04/isinin-ehli-olan-bir-usta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8123481818547281743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8123481818547281743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/04/isinin-ehli-olan-bir-usta.html' title='İşinin ehli olan bir usta'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-4jBPg6KaXJc/Tbv2r_bClvI/AAAAAAAAAWU/gSXDVfIwFg8/s72-c/Okay%2BTemiz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-8089690730125241932</id><published>2011-04-27T08:20:00.004+03:00</published><updated>2011-04-27T08:26:29.942+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Brenna MacCrimmon'/><title type='text'>Fareli köyün kavalcısı</title><content type='html'>Benim çok sevip başucuma koyduğum, bonibon şekeri tadındaki ‘Küçük Prens’ kitabının yazarı ‘Antoine De Saint-Exupéry’, söz konusu kitapta yanılmıyorsam şöyle der: Çölü güzel yapan, bir yerlerde bir kuyuyu gizliyor olması… Kendi adıma şöyle de diyebilirim: Müziği güzel yapan, bir yerlerde ‘Brenna MacCrimmon’ gibi insanları gizliyor olmasıdır. Brenna MacCrimmon, melek gibi bir kadın. Etkilenmemek elde değil. Konuşurken gülücükler yayar etrafına. Öyle yapmacık bir şekilde değil, en sahicisinden/en safından. Usul usul eteğindeki taşları döker: farklı yerlerden farklı insanların farklı farklı hayat hikâyelerini anlatır. Ötesi, bizi bize anlatır. Bizi bizden daha iyi anlatır şivesine kurban olduğum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-FSRbppiq-sE/TbenSur-NaI/AAAAAAAAAVk/Um4H57Oh0FM/s1600/Brenna%2BMacCrimmon%2B%25282%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="266" width="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-FSRbppiq-sE/TbenSur-NaI/AAAAAAAAAVk/Um4H57Oh0FM/s400/Brenna%2BMacCrimmon%2B%25282%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Meşrebine göre herkesin Brenna’yı bağrına basma sebepleri vardır. Babazula albümlerindeki ‘Cecom’, ‘Bir Sana Bir de Bana’ yorumlarına hasta olan da vardır, ‘Selim Sesler’ ile birlikte kaydettiği ‘Karşılama’ albümüne de. Veya Fatih Akın’ın “İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek’ filminin müziklerindeki performansına da hasta olabilirsiniz, 2001 yılındaki ‘Ayde Mori’ albümüne de. Bu liste böyle uzayıp gider. Ne mutlu bizlere ki, bir şekilde hayatımıza girmiş Brenna. O’nu dinlerken peri masalı gibi oluyor hayat. Zaten kendisinin hayat hikâyesi de bir masal gibi. Taa Kanada’dan Türkiye’ye gelip buraların müziğine âşık olmak başka nasıl izah edilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brenna MacCrimmon, Kanada’da kütüphanede Balkan ve Türk müzikleri üzerine araştırma yaparken tanışır bizlerle. Bağlama almak için ilk kez 1984’te Türkiye’ye gelir. Bir sene sonra, bu kez de İTÜ Türk Müziği Konservatuarı'nda eğitim almak için gelir. İlgisini cezbeder burası. 1995’ten 2000’e kadar beş sene boyunca Türkiye’de kalır. İşte ne olduysa bundan sonra olur. Taksim’de bir barda Selim Sesler’le tanışması, Babazula’yı dinlemesi/beğenmesi, akabinde beraber çalışması; filmler ve bazı irili ufaklı projeler derken epey bir sevilir. Bu sevgiyi de karşılıksız bırakmaz Brenna. Öyle ki kendi ülkesinde 2008’in sonlarına doğru yayımladığı albümünü Türkiye’de de yayımlar ‘Kalan Müzik’ aracılığıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Kulak Misafiri’’ Brenna’nın en son hediyesi. Bilimum tüm Balkanlar'dan özenerek bezenerek topladığı, Azeri, Makedon vb. birçok yörenin (en çok da buranın) ezgisinin olduğu son albümü. Albümün adından da anlaşılacağı üzere, Brenna; gezdiği topraklarda kulak misafiri olup özümsediği türkülere yeni bir soluk getiriyor. Cana can katıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TO7eY6dzvVY/TbeoZbIirxI/AAAAAAAAAWM/CrFIQZHgY-I/s1600/Brenna%2BAlb%25C3%25BCm%2BKapak.JPG" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="288" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-TO7eY6dzvVY/TbeoZbIirxI/AAAAAAAAAWM/CrFIQZHgY-I/s320/Brenna%2BAlb%25C3%25BCm%2BKapak.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Albüm, Bulgaristan topraklarından ‘Evlerine Varagele Usandım’ türküsüyle açılıyor. Kadim bir ses duyup eşsiz bir büyüye kapılıyorsunuz. Ses kesilmesin, büyü bozulmasın. Öyle de oluyor. ‘Dolama Dolamayı’nın enfes yorumuna tanık oluyoruz vakit geçtikçe. Gelenek ile modernin buluştuğu yerde(!) değişik tatlar bırakıyor, Brenna’nın sesi. ‘Getme Gel’, ‘Kamran Olsam’ ve diğerleri. Hepsi birbirinden ilginç, hepsi dinlemeye değer. İki de güzel sürpriz var: ‘Kuşların Geçiş Taksimi’ ve ‘Son Geçiş’. Hayal kurmak serbest. Herkes her yerde olabilir, bu iki eseri dinlerken. Öylesine doğal, öylesine basit ve öylesine karmaşık ki. Kuş sesleri, akbil sesleri, anonslar, yaşam gailesi, ömür törpüsü; kalabalık, ıssız, sakin, gerilimli: Hayatın yaklaşık beş dakikalık kısa bir özeti gibi. Efendim ne demiştik girişte?.. Evet evet, bu müziği, hatta bu hayatı güzel yapan şey, bir yerlerde Brenna MacCrimmon gibi insanları gizliyor olmasıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-8089690730125241932?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/8089690730125241932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/04/fareli-koyun-kavalcs.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8089690730125241932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8089690730125241932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/04/fareli-koyun-kavalcs.html' title='Fareli köyün kavalcısı'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-FSRbppiq-sE/TbenSur-NaI/AAAAAAAAAVk/Um4H57Oh0FM/s72-c/Brenna%2BMacCrimmon%2B%25282%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-269510021635104435</id><published>2011-04-24T17:05:00.002+03:00</published><updated>2011-04-25T08:19:13.782+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Do'/><title type='text'>Geç gelen sevimli bir oyuncak</title><content type='html'>Gündelik hayatın sıkıcı rutininden kaçmak gerekiyor kimi zaman. Ara sıra alıp başını gitmek faydalı olabiliyor. Buradaki ‘gitmekten’ kasıt, bir veya iki haftalık yaz tatilleri değil elbette. Tatile çıkmadan, güneye inmeden, denize girmeden de ‘gidilebilir’. Yeter ki ‘gitmeyi’ bilelim. Bazen en sıkı dostlarla birlikte boğaza nazır içerken ‘Safiye Ayla’ dinlemek, bazen yağmurlu bir pazar sabahında gün boyu pencereden dışarı bakmak, bazen de hayatın tokadını kerelerce yemiş yaşlı bir amcayı saatlerce dinlemek; gitmelerin en güzeli olabilir. Gerçi dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsak ‘bu gitmeler gitmek değil’ ya; o da başka bir paradoksumuz… Ben de birkaç gündür gidip gidip geliyorum işte. Alıyorum The Do’nun albümünü, koyuyorum cd çalara; sonrasında da ver elini fırlama çocukluk dönemlerinin tarif edilemez anları. Oh ne güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-3Hjq24r1hhE/TbQuX3s18QI/AAAAAAAAAUE/LmcJddzE79E/s1600/The%2BDo%2B%25282%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="169" width="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-3Hjq24r1hhE/TbQuX3s18QI/AAAAAAAAAUE/LmcJddzE79E/s400/The%2BDo%2B%25282%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Björk’ten sonra tahtı gözüm kapalı devredeceğim başlı başına bir şirinlik abidesi, anne tarafından Finli, baba tarafındansa Fransız olan ‘Olivia Merilahti’ ile bilmem kaç tane enstrümana hükmeden ‘Dan Levy’den müteşekkil bir grup ‘The Do’. İki sene önce tesadüf eseri yabancı bir kanalda denk geldiğim grup, çok ama çook uzun bir süreden sonra ilk albümleri ‘A Mouthful’ ile Türkiye topraklarına da girmiş bulunuyor. Albüm, buralara henüz yeni ulaşsa da, biz ikiliyi 13 Aralık 2008 tarihinde Yeni Melek’te izleme şansına sahip olduk. Bu da çok ilginç bir mevzu. Yurtdışında epey ses getiren bir albüm çıkıyor; ama buraya nedense bir türlü uğramıyor. Diğer yandansa grubun bizatihi kendisi çeşitli sponsorlar vesilesiyle memlekete gelip konser veriyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye sormadan geçemiyor insan. Sanırım azgelişmiş (gelişmekte olan mı deseydim acaba?) ülke olmanın çarpıklıklarından biri de bu olsa gerek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-P4xBFrb0BUU/TbQuoJBvONI/AAAAAAAAAUM/aBmjrC4pje0/s1600/The%2BDo%2B%25284%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="169" width="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-P4xBFrb0BUU/TbQuoJBvONI/AAAAAAAAAUM/aBmjrC4pje0/s400/The%2BDo%2B%25284%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İkili, ilk olarak 2005 yapımı ‘Empire of the Wolves’ filminin müzikleri için biraraya gelmiş. Kendileri pek tutmasa da bu filmi, birlikte çalışma fikrine sıcak bakmışlar. Bazı küçük çaplı projelerden sonra, bir grup kurarak albüm çıkarmanın hiç de fena fikir olmayacağını düşünmüşler. Dan Levy ve Olivia Merilahti isimlerinin baş harflerini alarak kendilerine de ‘do’ ismini vermişler. Sonrası ise tüm medyanın gözü önünde cereyan eden başarı hikâyelerinden ibaret. Albüm yayınlanmadan önce, Fransa’da ortalığı toz duman eden ilk single’ları ‘On My Shoulders’ ile merdivenleri birer birer çıktılar. Bunu ‘A Mouthful’ albümüyle taçlandırarak Avrupa’nın birçok ülkesinde popüler oldular. O derece ki, ünleri buraya kadar geldi. Çok da iyi oldu aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-WgOhNNwLp3I/TbQux4t8auI/AAAAAAAAAUU/g4ke1BcDHWU/s1600/The%2BDo%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="169" width="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-WgOhNNwLp3I/TbQux4t8auI/AAAAAAAAAUU/g4ke1BcDHWU/s400/The%2BDo%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yaylıların/vurmalıların eşliğinde Dan Levy’nin becerikli kompozisyonları, Olivia’nın ipek gibi sesi, albümün engin altyapısını oluşturuyor. Ufak rötuşlarla birlikte sözlerin kalitesi de eklemlenince, ortaya leziz bir iş çıkıyor: A Mouthful… Peki bu haşarı grup ne tarz müzik yapıyor diye sorarsak; illa ki de kategorize edecek olursak ‘folk/indie rock’ diyebiliriz. Lakin olay bundan ibaret değil. Paris-Helsinki arasında uçuşan rap’ler, pop’a kaçan tınılar, farklı vokal teknikleri, Olivia’nın doğduğu toprakların kırgın/naif tonu, grubu bir çerçeve içine hapsetmenin çok da akıl kârı olmadığını gösteriyor. Şahsen grubu canlı izlemiş biri olarak, ‘bunlar punk yapsa da olur’ demişliğim var. Konserlerinde daha sert, daha acımasız ve daha kafalarına göre oldukları kesin. En azından benim izlediğim konserden edindiğim fikir bu: Kendileri muazzam bir şekilde coşuyor, tabii bu da doğal olarak izleyicilere yansıyor. Bir cümbüş ki, durdurana aşk olsun. Belirtmeden geçemeyeceğim bir şey daha var ki; o da Dan Levy’nin hilal ve yıldızdan oluşan kıpkırmızı bir tişörtle sahneye çıkması. Ah bu anlık şovlar yok mu; tam dumur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-xLDcZB9jxh8/TbQu5c-jWOI/AAAAAAAAAUc/V0_67Sli4ug/s1600/The%2BDo%2B%25283%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="169" width="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-xLDcZB9jxh8/TbQu5c-jWOI/AAAAAAAAAUc/V0_67Sli4ug/s400/The%2BDo%2B%25283%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;The Do denildiği anda insanların aklına ister istemez ‘On My Shoulders’ geliyor. Muhtemel ki her daim bu şarkıyla anılacak grup. İnsanı kıskıvrak yakalayan melodisiyle, dillere pelesenk olan sözleriyle ‘on numara’ bir şarkı. Geri kalan 14 şarkının içinden sıyrılıp gelenler ise, söyleşilerinde belirttikleri gibi Eminem’den izler taşıyan ‘Queen Dot Kong’, tek Fince sözlere sahip olan, keşke daha uzun sürseydi dediğimiz ‘Unissasi Laulelet’ ile ‘At Last’ ve ‘Stay (Just a Little Bit More)’… Arabaların geçmediği, sadece çocukların olduğu sokaklara çıkıp, her telden oyunlar oynayan, ‘sen mızıkçılık yaptın, banane küstüm işte’ diyerek dudağını büzen, oraya buraya sebepsizce koşup düşen bir ufaklık olmak istiyorsanız, tavsiye edebiliriz bu albümü. Alıp tadını çıkarmaya bakın. Ama akşamları hava kararmadan eve dönmek şartıyla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-269510021635104435?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/269510021635104435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/04/ge-gelen-sevimli-bir-oyuncak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/269510021635104435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/269510021635104435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/04/ge-gelen-sevimli-bir-oyuncak.html' title='Geç gelen sevimli bir oyuncak'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-3Hjq24r1hhE/TbQuX3s18QI/AAAAAAAAAUE/LmcJddzE79E/s72-c/The%2BDo%2B%25282%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-9044247158376798266</id><published>2011-02-25T10:24:00.000+02:00</published><updated>2011-02-25T10:24:27.045+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deledap'/><title type='text'>Çok yaşayasın Deledap</title><content type='html'>Bazen söylemekten utandığım çok saf fikirler geliyor aklımın izbe köşesine. Söylersem benle dalga geçerler, ‘ya bi git başımızdan’ derler diye kimselere bahsetmiyorum. Sonra hiç ummadık bir yerde, hiç ummadık bir anda pat diye söyleyiveriyorum karşımdakinin kim olduğunu düşünmeden. İsmi önemli değil, geçen hafta mağazanın birinde, fiyatı asgari ücrete denk düşen bir elbiseye bakan bayana(!) “şu Sulukule’yi yıkmayı aklına koyan, hayatı parayla eşdeğer gören koca koca adamlara !DelaDap dinletsek, faydası olur mu?” diye sordum. Kadın galiba anlamadı. ‘Deli misin yahu!’ gibilerinden bana bakarak mağazanın üst katına çıktı. Hiçbir şey de söylemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;!DelaDap, Çingene müziğini yaymak gibi bir görev bellemiş kendilerine. Görevden ziyade, severek icra ettikleri bu müziği, başka kıtalardan başka insanlarla da paylaşmak istemişler. Neticede müzik paylaşıldıkça güzelleşen bir şey değil mi; yoksa yanılıyor muyum? Grup, Prag doğumlu Stani Vana’nın 2002 yılında farklı tatlar arama merakıyla kuruldu. Geçtiğimiz haftalarda dinleyip pek sevdiğim ‘Sara La Kali’ ise üçüncü alamet-i farikaları. (Sara La Kali’den önce ‘Cigani Ruzsa &amp; Angelo’ ve ‘Dela Paji’ albümlerini yayımladılar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-iEfZ3eKDOvA/TWdnKdPaT8I/AAAAAAAAAT0/rFYQAv0nT1c/s1600/%2521DelaDap.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="360" width="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-iEfZ3eKDOvA/TWdnKdPaT8I/AAAAAAAAAT0/rFYQAv0nT1c/s400/%2521DelaDap.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Beş yıllık uzun mu uzun Avrupa turnesinin getirdikleri, götürdükleri albüme sirayet etmiş. Elde çalgılarla şehir şehir gezen, göçebe hayatı yaşayıp bundan hiç şikâyet etmeyen insanların işlerini en iyi şekilde yapması; böyle bir albümü ortaya çıkarmış. Belki bu tarz müziği yapan binlerce güzel insan vardır. Fakat !DelaDap’ın orijinalliği hem çok gezip çok görmelerinden, hem de sahip oldukları ‘ses’lerden ileri geliyor. Melinda Stoika, Simona Senkiova ve Kristina Gunarova’nın hipnotize eden vokalleri albümün bu kadar iyi olmasının başlıca sebeplerinden. Birazcık yorgun düşmeler, azıcık ağlatmalar; ama en çok da dans ettirmeler. Dileyen dilediğini alır, isteyen hepsini koyar çantasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girişinde Yeşilçam’ın kavuşamama sahnelerini hatırlatan, ansızın hareketlenen ‘Kaj Tu Salas’, favorim. Kimine göre tangodan kimine göre de cazdan esintiler taşıyan ‘Cherhaya’ ise plasem. ‘Shukar Dijes’, ‘Radost’ ve ‘Gadoro’ da hiç fena değil. Böyle tek tek şarkılarla uğraşmak yerine, albümü parçalarına ayrılamaz bir bütün gibi değerlendirsek daha faydalı olur. Çünkü yaklaşık bir saat boyunca uçuruma düşmeden her mod’a yakalanıyoruz: Sulukule’yi ve kentsel dönüşümü bir kez daha sorguluyoruz ve bir kez daha isyan ediyoruz. Sonra çocukların dünyasına ortak oluyoruz. Sonra caddelere çıkıyoruz. Köşe başındaki manavdan selam alıp yolun kenarındaki kasaba merhaba diyoruz. Hayata karışıyoruz. Şu günlerde arayıp da bulamadığım şey, tam da böyle bir şeydi işte: Hayata karışmak. Gönül ister ki her şey, !DelaDap’ın albümü gibi olsa. İçinde neşe de hüzün de bulunsa. Gündüz mutlu olsak, akşam efkârlansak. Akşam mutlu olsak, gündüz efkârlansak. Kısaca bir acayip olsak. Hayat gibi olsak. Hayat olsak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-9044247158376798266?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/9044247158376798266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/cok-yasayasn-deledap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/9044247158376798266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/9044247158376798266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/cok-yasayasn-deledap.html' title='Çok yaşayasın Deledap'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-iEfZ3eKDOvA/TWdnKdPaT8I/AAAAAAAAAT0/rFYQAv0nT1c/s72-c/%2521DelaDap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-8613053237843382130</id><published>2011-02-22T13:13:00.002+02:00</published><updated>2011-02-22T13:26:38.647+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erol Köker'/><title type='text'>Cümlesi cem olanın cemi cümle olur</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-E7q_wzfW4M4/TWOa8bKZOZI/AAAAAAAAATU/kwjB6yENttM/s1600/Mekteb-i%2B%25C4%25B0rfan.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="288" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-E7q_wzfW4M4/TWOa8bKZOZI/AAAAAAAAATU/kwjB6yENttM/s320/Mekteb-i%2B%25C4%25B0rfan.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;“Pervane, ışık etrafında dönen, ışığa aşık bir kelebek türüdür. Pervaneyi ışığa koşturan içindeki aşktır. Işığın kaynağına geldiği anda ölür. Yanıp öldüğü anda o ışığın kendisi olmuştur. İnsan da nefsini, egosunu hırsını öldürdüğü anda ulaşmak istediğiyle beraber olur. Hallac-ı Mansur ve Seyit Nesimi’nin ‘Enel Hak’ dedikleri budur: Bütün bu gerçekleri bilen ve bu sırlara vakıf olanlar gelsinler beraber dönelim, bir düşünelim ve ulaşmak istediğimiz şey olalım.” Günlerdir içinde yürüdüğüm, yürüdükçe kaybolduğum; kayboldukça kendimi bulduğum ‘Mekteb-i İrfan’ albümünde rastladım, kılavuz mahiyetindeki bu cümlelere. Bazı yerlerini kısaltarak da olsa koydum buraya. Belki kulaklara küpe olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erol Köker, bugüne kadar birçok albüme eşlik edip sayısız çalışmalar yapan değerli bir müzisyen. Yıllarını müziğe hakkıyla vermiş, bu yola aşk ile bağlı çok az insandan biri. 1983 senesinden beri TRT İstanbul Radyosu’nda ses sanatçısı olarak görev yapıyor. Aynı zamanda TRT İstanbul Radyosu Türk Halk Müziği Gençlik Korosu’nun şefliğini de yürütüyor. Klasik girişi de yaptıktan sonra çok sevinerek söylüyorum ki ‘Mekteb-i İrfan’, 50 yaşındaki sanatçının yıllardır özünde damıtıp biriktirdiği, her demi ayrı güzel olan ‘albüm gibi bir albüm’. Hatta çok daha ötesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/--AciWS89Hhc/TWObMC0NYlI/AAAAAAAAATc/3lsjbFeo3tg/s1600/Ermi%25C5%259Fli%2BK%25C3%25B6y%25C3%25BC%2B%25281%2529.JPG" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/--AciWS89Hhc/TWObMC0NYlI/AAAAAAAAATc/3lsjbFeo3tg/s320/Ermi%25C5%259Fli%2BK%25C3%25B6y%25C3%25BC%2B%25281%2529.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Erol Köker’in doğum yeri olan Arguvan’ın Ermişli Köyü’nün Emirler mezrası, tarihteki ikinci Alevi devletinin kurulduğu yer olarak bilinir. Hem bu yüzden hem de Alevi-Bektaşi dedelerinin çoğunun bu yöreden olması sebebiyle albüme ‘Mekteb-i İrfan’ ismi verilmiş. Zira Mekteb-i İrfan, ‘insanın eğitildiği, yetiştirildiği ve gerçeğin öğretildiği kurumdur.’ Albümün Alevi kültürüne dair söylediği çok söz var. Hem müzikal olarak hem de edebi olarak. Şöyle ki albümde deyişlerin/türkülerin yanı sıra, son günlerde okuduğum en yoğun, en doyurucu bilgiler de yer alıyor: Gani Pekşen’in ön sözü olsun, her eserin sonunda Feramuz Önel’in yapmış olduğu açıklamalar olsun; âşıkların/pirlerin kısa hayat hikâyeleri, kitapçığın sonundaki engin sözlük gerçek bir hazine sunuyor meraklılara. ‘Alevi Açılımı’ denilen paketler/projeler, ‘Madımak’ üzerinden yürütülen tartışmalar, samimi olmayan sözler özünde hep aynı amaca hizmet ediyor. Bu hazineyi yok sayıp mızrağı çuvala sığdırma amacındalar. ‘Bre ağalar, bre beyler’, bilesiniz ki o mızrak o çuvala sığmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-rcv3Jp0nD2U/TWObhv2hbWI/AAAAAAAAATk/5CgtFWOw2TQ/s1600/Erol%2BK%25C3%25B6ker.JPG" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-rcv3Jp0nD2U/TWObhv2hbWI/AAAAAAAAATk/5CgtFWOw2TQ/s320/Erol%2BK%25C3%25B6ker.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Edebi metinlerden başımızı kaldırıp müziğe geldiğimizde hakikaten çok özgün bir albümle tanıştık. Erol Köker’in ‘yoldaşlarım/öğrencilerim’ dediği iki genç isim, Coşkun Karademir ve Emirhan Kartal’ın bağlama ailesine ne kadar hâkim olduğunu anladık. Divan bağlama, dede sazı, bamlı bağlama, cura… Tüm bunlar modernitenin tuzağına düşmeden usulünce çalınmış. Akıp giden zamanı yakalama gibi bir tasa taşımadan muazzam bir şekilde eklemlenmiş albüm günümüze. Kanıt: ‘Güzel Cemalini Gördüm Beğendim’ türküsünün girişinde Özer Arkun’un çellosuyla saz/söz bir araya gelmiş ki tadından yenmiyor. Dedim ya, çok zengin bir müzikal kalitesi var albümün diye; işte bu zenginlik, kavalın, meyin, akustik basın Alevi-Bektaşi geleneğiyle buluşmasından ileri geliyor galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gani Pekşen ve Ulaş Kurtuluş Ünlü’nün de seslerini duyduğumuz yaklaşık 11 dakikalık ‘Ermişli Semahı’ ile açılıyor albümün kapıları. Pir Sultan Abdal’ın ‘Allah Allah Deyip’ şiiriyle dersimizi alırken, ‘Yine Gamda Gördüm’ eserini ‘Cafer Doğan’ın sesinden duymanın kıvancını yaşıyoruz. Dahası ‘Mekteb-i İrfan’ deyişini ‘Mehmet Ali Bakır Dede’den dinliyoruz; hem de orijinal kaydıyla. Ne güzel bir duygu bu. ‘Harabati’, ‘Elif Allah Dost Eyleyen’ ve adını yazmayı unuttuğum diğer eserlerle birlikte 1 saati aşan hasbıhal ediyoruz albümle. Doymayıp, tekrar başa dönüyoruz. Susuzluğumuzu giderip, açlığımızı bastırıyoruz. En önemlisi de öğreniyoruz. Bir olmayı, herkesle yanyana durmayı öğreniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Plv4CXFnQxo/TWOb8wENUHI/AAAAAAAAATs/KuP5eXhRqug/s1600/Erol%2BK%25C3%25B6ker%2B%25281%2529.JPG" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="214" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-Plv4CXFnQxo/TWOb8wENUHI/AAAAAAAAATs/KuP5eXhRqug/s320/Erol%2BK%25C3%25B6ker%2B%25281%2529.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl yazıya pervaneyle giriş yaptık, o halde pervaneyle bitirelim. Hüseyin Albayrak’ın ‘Sükut-u Harf’ kitabından bir alıntıyla nokta koyalım: “… Bu daire üzerinde hareket edersen her zaman başladığın noktaya dönersin. Başladığın nokta, arayışın sonundaki hakikattir. Keramet baştadır. Pervane olanın başı döner ki başa dönsün. Bu sebeple hiç yoktan kanat çırpsın. Dönerken kanat çırpar pervane. Hakikati kanat çırpmak zanneder. Aslolan ışığa gark olmaktır. Sonrasında ışığa konar ve de yanar kül olur. Küllerinden yeniden doğar Zümrüd-ü Anka gibi. İşte doğmak, başladığın noktaya dönmektir.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-8613053237843382130?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/8613053237843382130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/cumlesi-cem-olann-cemi-cumle-olur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8613053237843382130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8613053237843382130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/cumlesi-cem-olann-cemi-cumle-olur.html' title='Cümlesi cem olanın cemi cümle olur'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-E7q_wzfW4M4/TWOa8bKZOZI/AAAAAAAAATU/kwjB6yENttM/s72-c/Mekteb-i%2B%25C4%25B0rfan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-3354972600063803996</id><published>2011-02-21T10:27:00.002+02:00</published><updated>2011-02-21T10:31:03.764+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bajar'/><title type='text'>Fırat ile Berfin ne yana düşer usta?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-zBGGEd0MYfw/TWIisEoov0I/AAAAAAAAAS0/AfYGajtprz8/s1600/Bajar%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="286" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-zBGGEd0MYfw/TWIisEoov0I/AAAAAAAAAS0/AfYGajtprz8/s320/Bajar%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Bajar’, kart’ın kurt’un sesi. Yıllardır kör olup görmediğimiz, sağır olup duymadığımız suskunluğun sesi. Bajar, “Fırat Suyu Marmara’ya karıştı” şiarını kendine rehber edip yola çıkan Kardeş Türküler’den tanıdığımız Vedat Yıldırım’ın bir projesi. Bajar, ‘şehir’ demek. Şehir aslında güzel bir metafor. Farklı farklı hayat hikâyelerinin, dilin, ırkın, dinin yaşandığı küçük bir dünya. ‘Nêz Be’ de, yani Bajar’ın ilk albümü de bu dünyaya Kürt gözüyle ve Kürtçe bakan bir albüm. Şehrin ağacına, kaldırımına; gecesine, gündüzüne düşen küçük bir katre. Katredeki öz. Özdeki biz… Albümü dinlerken alakalı/alakasız kendimce birşeyler karalamışım. Noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimimiz kimliklerini sakladı tüm ağırlığıyla. Kimimiz daha doğmadan dillerini gömdü toprağa. Kendimiz olmayı unuttuk. Kimliğimizi yakıp kimsin dediler, dilimizi yasaklayıp konuş dediler. Sustuk. Kan kustuk. Hem de bir ömür. Bu böyle biline. Bu böyle bilinsin ki bizden sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmamızı beklemesinler. Bu böyle bilinsin ki bize ‘her şeyi unutalım, geçmişe sünger çekelim’ demesinler. Biz unutmayı unuttuk. Ötesi var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezen Aksu’nun ‘Kardelen’ şarkısı vardı. Okula gidemeyen kızların anlatıldığı. Adına televizyon programları yapıldı, bağışlar toplandı. Birçok kız okulla tanıştı böylece. Güzeldi. Fakat eksikti. Fırat’ın öte tarafında da okula gidemeyen binlerce kız vardı. Albümde bahsi geçen ‘Berfin’ gibi. “İsminle aç/İsminle Berfin/Renginle aç/Renginle Berfin/Kardelen’e söyle:/Köklerimiz aynı olsa da/Ayrı açar yapraklarım/Başka bir kokuyla yaşarım” İşte böyle. Siz sadece tek bir gerçeklik mi var sandınız? Veya siz gerçeğe hangi taraftan bakıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtler hep halay çeken, deliler gibi oynayan insanlar olarak tarif edildi müzikten bahis açıldığında. ’Nêz Be’ içinde yaşadığımız ve kabullenmek zorunda bırakıldığımız bu verili ortamı yerle yeksan ediyor. Bir insanın yaşadığı tüm gerilimler/çatışmalar o ana uygun müzik tarzlarıyla ifade ediliyor; rock, folk, arabesk, türkü gibi. Yüze göze bulaştırılmadan her telden tını bir şekilde albüme girebilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-chA91f5XVtQ/TWIixHg6UEI/AAAAAAAAAS8/nEmqk2g6gr4/s1600/Bajar%2B%25283%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="228" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-chA91f5XVtQ/TWIixHg6UEI/AAAAAAAAAS8/nEmqk2g6gr4/s320/Bajar%2B%25283%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Nêz Be’nin Türkçe meali: Yaklaş. Albüm ‘bir yaklaşsak kim bilir neler göreceğiz, neler’ derken biz uzaklaşıyoruz. Yetmedi, 12 yaşındaki bir çocuğa 13 kurşun sıkıyoruz; o da yetmedi, reşit bile olmayan çocukları hiç çekinmeden hapse gönderiyoruz. Eğer bu topraklarda birşeyler değişecekse bunu ne politikacılar, ne üst düzey bürokratlar, ne de acıdan geçmeyen sivil toplum kuruluşları değiştirebilir. Bunu çocuklar, kadınlar, anneler değiştirebilir. Onların sesine kulak verdiğimiz an çözümün sosyal bir tezahürü olur. Çözüm denilen her tarafa çekilebilecek altı çok kaygan bir kavramı, yaşanılan gerçeklikten kopartıp üç beş açılımla sağlayamazsınız. Yaklaşmamız lazım. Bu sesi duymamız gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albüme ‘Sizler bu şarkıları dinlerken bu evde bir çocuk Mehmet Uzun okuyor. Şarkılarımız o çocuğa’ notunu düşmüş bu güzel insanlar. Sizler de bu yazıyı okurken Diyarbakır’da toprağın altından birinin daha kemikleri çıkıyor, Madımak’ta biri daha afiyetle yemek yiyor ve Tuzla’da biri daha düşüyor kaynak yaparken onlarca metreden aşağıya. Ve sizler bu yazıyı okurken emin olun ki bir kız çocuğuna daha tecavüz edilip bir tinerci daha öldürülüyor, sessiz sedasız. Daha nereye kadar!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-3354972600063803996?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/3354972600063803996/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/frat-ile-berfin-ne-yana-duser-usta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/3354972600063803996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/3354972600063803996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/frat-ile-berfin-ne-yana-duser-usta.html' title='Fırat ile Berfin ne yana düşer usta?'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-zBGGEd0MYfw/TWIisEoov0I/AAAAAAAAAS0/AfYGajtprz8/s72-c/Bajar%2BKapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-6396466333176368145</id><published>2011-02-18T09:36:00.000+02:00</published><updated>2011-02-18T09:36:28.371+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oğuz Büyükberber'/><title type='text'>İlaç niyetine (devam)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-5F1_Mz5Z4Ds/TV4hdmVBPmI/AAAAAAAAASc/pCfe6mbXVFM/s1600/O%25C4%259Fuz%2BB%25C3%25BCy%25C3%25BCkberber%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="291" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-5F1_Mz5Z4Ds/TV4hdmVBPmI/AAAAAAAAASc/pCfe6mbXVFM/s320/O%25C4%259Fuz%2BB%25C3%25BCy%25C3%25BCkberber%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Büyükberber, klarnetle ilişkisi Hüsnü Şenlendirici’den ibaret olmayanların yakından tanıdığı bir isim. 1970 Kayseri doğumlu basklarnet üstadı, bugüne kadar Hollanda ağırlıklı birçok projede bulundu. Kendi solo albümlerinin yanı sıra Ayşe Tütüncü Üçlüsü’nün de demirbaşı olan Büyükberber, Amsterdam-İstanbul arasını mekik dokuyarak caz kokulu yaklaşık 30 albüme iştirak etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşinin ehli olan Büyükberber, şimdi de A.K. Müzik’ten çıkan ‘Ara’ albümüyle sevenlerinin karşısında. ‘Ara’; akustik, elektro-akustik, solo, duo, doğaçlamalar ve bestelerden oluşuyor. Robert Van Heummen ve Tobias Klein’ın eşlik ettikleri ‘Duo 1’ ile ‘Duo 2’ parçaları hariç albüm, solo olarak kaydedilmiş. Ayrıca albüme ‘Le Dechirement Des Petales’ parçasıyla ‘Tolga Tüzün’ de misafir oluyor. Tolga Tüzün, özellikle elektroakustik ses çalışmalarıyla tanınan biri. Evrenselden yola çıkıp yerelle buluşan ‘Ara’, her dilden ve her telden sesleri bir potada eritip sıra dışı doğaçlamalarıyla takdiri hak ediyor. Benden söylemesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-6396466333176368145?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/6396466333176368145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/ilac-niyetine-devam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6396466333176368145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6396466333176368145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/ilac-niyetine-devam.html' title='İlaç niyetine (devam)'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-5F1_Mz5Z4Ds/TV4hdmVBPmI/AAAAAAAAASc/pCfe6mbXVFM/s72-c/O%25C4%259Fuz%2BB%25C3%25BCy%25C3%25BCkberber%2BKapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-3095764133626659304</id><published>2011-02-15T10:08:00.000+02:00</published><updated>2011-02-15T10:08:53.673+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Babylon'/><title type='text'>İlaç niyetine</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-idsuXWYiJ1M/TVo0kF1Dp_I/AAAAAAAAASU/Ch22a7D1W3k/s1600/Babylon%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="319" src="http://4.bp.blogspot.com/-idsuXWYiJ1M/TVo0kF1Dp_I/AAAAAAAAASU/Ch22a7D1W3k/s320/Babylon%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’u bir başka güzelleştiren Babylon, onuncu yılının şerefine hazırladığı altı serilik albüm çalışmasının ilkini geçtiğimiz haftalarda yayınladı. İstanbul’un bu alternatif eğlence merkezini zaten severdik; bu albümle daha da kanımız kaynadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albüm, ‘DJ Style-ist’ tarafından derlenen 14 şarkıdan oluşuyor. Kapağında da aynen şöyle yazılmış: “Kullanım: Sakin, huzurlu ortamlarda baştan sona bir doz dinleyin. Sabah erken, gün batımında, gecenin sonunda… Yan etkileri: Dalıp gitmek, kendinden geçmek, âşık olmak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümde Rupa &amp; the April Fishes’ın leziz ‘Maintenant’ şarkısı dâhil Senor Coconut’tan ‘Kiss’, Gabriel Rios’tan ‘Porque Te Vas’ şarkılarını ve daha nice ismi duymak mümkün; Damon Albarn, Nouvelle Vague, Earl Sixteen gibi. Babylon’a aşina olanların kaçırmayacağı; aşina olmayanların da âşık olacağı ‘Babylon Is Music - Music Is Love’ cd’si, müzik setinin üstünde kendine bir yer açmış; havadan olsa gerek, tuhaf tuhaf danslar ediyor. Eşlik etmek elzemdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-3095764133626659304?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/3095764133626659304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/ilac-niyetine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/3095764133626659304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/3095764133626659304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/ilac-niyetine.html' title='İlaç niyetine'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-idsuXWYiJ1M/TVo0kF1Dp_I/AAAAAAAAASU/Ch22a7D1W3k/s72-c/Babylon%2BKapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-648654418421311493</id><published>2011-02-13T12:20:00.001+02:00</published><updated>2011-02-13T12:21:41.881+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Patricia Kaas'/><title type='text'>Patricia Kaas ile kabaret zamanı</title><content type='html'>Kanımca Eurovision, enine boyuna incelenip matematiğe dökülecek; orasından burasından çekiştirilecek bir yarışma değil. Alt tarafı, çocukluğumuzdan beri ailecek izlediğimiz; kâh Bülend Özveren’in o tok sesiyle neşelendiğimiz kâh bitmeyen çekirdek faslıyla eğlendiğimiz, boşa koysan dolmaz, doluya koysan almaz cinsinden bir yarışma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-L06tgDdZrV8/TVewp1yW6tI/AAAAAAAAASM/1mS3uUmiezU/s1600/Patricia%2BKaas%2BAlb%25C3%25BCm.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-L06tgDdZrV8/TVewp1yW6tI/AAAAAAAAASM/1mS3uUmiezU/s320/Patricia%2BKaas%2BAlb%25C3%25BCm.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bilenler bilir ‘Patricia Kaas’, 2009 Eurovision Şarkı Yarışması’nda Fransa’yı temsil eden sanatçıydı. Pek de fena olmayan bir şarkıyla yarışmaya katılıp sekizinci oldu. Bu sonuçla ne Patricia Kaas, Patricia Kaaslığından bir şey kaybetti ne de Fransa Fransalığından. Kıyametler kopmadan sessiz sedasız gidildi, şarkı söylenildi ve dönüldü. Hepsi bu. Kimse oturup karalar bağlamadı. Bizde durum böyle mi peki? Yarışma öncesi yapılan ‘bu sene kim, nasıl katılacak; hangi dilde söyleyeceğiz’ tartışmaları ayrı bir dert; yarışma sonrası ‘böyle olacağı zaten belliydi, kaderimiz bu’ yakınmaları ayrı bir dert. Hiç bitmeyen ‘komşular birbirlerini kayırıyor, gitti güzelim 12 puanlar’ geyiği de cabası. Bu kadar önemsemeyelim deyip de bu kadar önemsediğimiz başka ne var, vallahi aklıma gelmedi şu an.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa’nın hatırı sayılır vokallerinden Patricia Kaas, Eurovision performansının ve Cemil Topuzlu’daki konserinin ardından sekizinci albümü ‘Kabaret’ ile tekrar konuğumuz. Ne mutlu bize… Geçtiğimiz günlerde 170 konserlik Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya turunun Türkiye ayağı vesilesiyle İstanbul’a uğrayan bu zarafet tanrıçası, ‘Kabaret’ ile zamanı geriye sardırıyor. Tüm dünyada 16 milyon albüm satışına ulaşan Patricia Kaas, 1930’lara adadığını söylediği son albümünde yine bildiğimiz gibi. Kaas’ın Eurovision’da boy gösterdiği ‘Et s'il fallait le faire’ şarkısının da yer aldığı, toplamda 12 şarkıdan oluşan ‘Kabaret’ dört dörtlük bir albüm. Basın bülteninde de yer aldığı üzere albüm, kimi zaman Paris’in soğuk caddelerini kimi zaman da Buenos Aires’in tangosunu akla getiriyor. Başlı başına bir seksapellik abidesi olan sanatçı her zamanki gibi şanson/pop/caz arası geçişleri birbirine eklemleyerek ortaya çok doğal ve çok farklı bir iş çıkarmış. Hele de o şuh ses, uzaklardan geliyor olmanın hâlsizliğiyle albüme sinince; zamanla keşfedilecek bir kimliğe bürünmüş ‘Kabaret’. Biraz gizli, biraz da gizemli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-648654418421311493?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/648654418421311493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/patricia-kaas-ile-kabaret-zaman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/648654418421311493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/648654418421311493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/patricia-kaas-ile-kabaret-zaman.html' title='Patricia Kaas ile kabaret zamanı'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-L06tgDdZrV8/TVewp1yW6tI/AAAAAAAAASM/1mS3uUmiezU/s72-c/Patricia%2BKaas%2BAlb%25C3%25BCm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-7226429117059960337</id><published>2011-02-10T16:43:00.002+02:00</published><updated>2011-02-10T16:44:39.707+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karmate'/><title type='text'>Kâzım Koyuncu'nun bıraktığı yerden (devam)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-P5l7dnW6u2A/TVP50XIEd3I/AAAAAAAAAR0/-6x1NW4_CLI/s1600/Karmate%2BAlb%25C3%25BCm.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="400" width="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-P5l7dnW6u2A/TVP50XIEd3I/AAAAAAAAAR0/-6x1NW4_CLI/s400/Karmate%2BAlb%25C3%25BCm.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Karmate, Lazca’da su değirmeni anlamına geliyormuş. Öyle her değirmene Karmate denilmediğini, Karmate denilmesi için o değirmenin bir akarsuyu üzerinde kurulması gerektiğini ise geçtiğimiz günlerde Nazım Alpman’ın köşesinden öğreniyoruz. Birlikte yaşamanın simgesi olan, emeğin henüz metalaşmadığı dönemlerin saf sembolü değirmenlerin bir grup ismi olması, grubun da söylediği gibi manidardır. Güzel bir adım, devamını bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karmate, sekiz kişilik yediği içtiği ayrı gitmeyen; küçükten büyük, büyükten az küçük samimi bir aile. Karadeniz’in -şu son günlerde çok popüler olan- Kolbastısı’ndan ziyade kıyıda köşede kalmış eserlerini kendisine dert etmiş bir aile hem de. O coğrafyanın pek de aşina olmadığımız türkülerini saklı bulundukları kuyudan çıkartmış grup; el emeğiyle göz nuruyla. Tıpkı bir annenin kızının çeyizine koyduğu örtüyü hiç sıkılmadan günlerce ‘oya’laması gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nani’nin ilginç bir tarafı var; o da albümün canlı olarak, hücum kayıt denilen metotla kaydedilmesi. Bir diğer ilginç nokta ise ‘Nani’, çoğu Karadenizli’nin ta beşikteyken duyduğu gizemli bir ezginin adıymış. İçinde Hemşin horonunun da, Gürcü halk şarkısının da, Lazca ninninin de olduğu az bulunur bir albüm ‘Nani’. Bu canım albümde Şevval Sam, İsmail Hakkı Demircioğlu, Efkan Şeşen gibi sanatçıların da desteği var. Ayrıca grubun solisti Resul Dindar’ın nasıl bir güzel sesi vardır; ne siz sorun ne de ben söyleyeyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-7226429117059960337?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/7226429117059960337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/kazm-koyuncunnun-braktg-yerden-devam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/7226429117059960337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/7226429117059960337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/kazm-koyuncunnun-braktg-yerden-devam.html' title='Kâzım Koyuncu&apos;nun bıraktığı yerden (devam)'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-P5l7dnW6u2A/TVP50XIEd3I/AAAAAAAAAR0/-6x1NW4_CLI/s72-c/Karmate%2BAlb%25C3%25BCm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-7336086237938331637</id><published>2011-02-07T17:33:00.002+02:00</published><updated>2011-02-07T17:35:03.048+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marsis'/><title type='text'>Kâzım Koyuncu'nun bıraktığı yerden</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TVAQ0lOxxgI/AAAAAAAAARk/HpiiXL-ux-U/s1600/Marsis%2BAlb%25C3%25BCm.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="400" width="400" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TVAQ0lOxxgI/AAAAAAAAARk/HpiiXL-ux-U/s400/Marsis%2BAlb%25C3%25BCm.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;“Yola çıkarken ve bu yolda ilerlerken hep söylediğimiz gibi; Karadeniz’in içinden geldik ve içimizden hep Karadeniz geldi.” Böyle buyuruyor Marsis, albümlerinin kartonetine yazdıkları ön yazıda. Kaçkar Dağları’nın zirvesinden ismini alan Marsis, vokalde Korhan Özyıldız’ın, gitarda Çağatay Kadı’nın, kemençede Ceyhun Demir Abaşişi’nin, tulumda Mustafa Gökay Ferah’ın, davulda Yaşar Kadir Baş’ın, bas gitarda ise Evren Arkman’ın olduğu bir grup.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006’da kurulan grup ilk konserini, bir sene sonrasında; Çernobil faciasının yıldönümünde Kadıköy Meydanı’nda vermiş. Ne yalan söyleyeyim, geçen seneye kadar bu gruptan bihaberdim (Kabahat benim). 2008 yılındaki Barışarock’ta bir akşam vaktinde, sahneye çok uzak olmamıza rağmen duyduğumuz müziğin icracılarını, hem yaptıkları müziğin çok leziz olması hem de vokalistin -dış görünüş olsun, ses rengi olsun- çok ciddi bir şekilde Kâzım Koyuncu’yu andırması üzerine merak edip google’lamıştım. İşte o zaman bu zamandır takipçisiyim Marsis’in… Nükleer savaş karşıtı gösteriler, küresel ısınma eylemleri, iklim gösterileri filan derken grubun 1,5 yıl önce başladığı albüm çalışmaları sonuç verdi ve ilk albümleri ‘Marsis’ yayımlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirinden güzel 12 tane şarkının olduğu albüm Şevval Sam’ın ‘Karadeniz’ albümünden sonra dinlediğim en güzel Karadeniz albümü. Bu altı gencin sisteme muhalif duruşlarını Karadeniz’in engin coğrafyasıyla buluşturan rock tınılı, bol kemençeli bu albümü başucumuza koyduk, canımız sıkıldıkça dinliyoruz büyük bir keyifle. Sizden de ‘Marsis Dağı’, ‘Siya’, ‘Bakişlerundan Belli’ şarkılarını dinlemenizi önemle rica ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-7336086237938331637?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/7336086237938331637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/kazm-koyuncunun-braktg-yerden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/7336086237938331637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/7336086237938331637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/kazm-koyuncunun-braktg-yerden.html' title='Kâzım Koyuncu&apos;nun bıraktığı yerden'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TVAQ0lOxxgI/AAAAAAAAARk/HpiiXL-ux-U/s72-c/Marsis%2BAlb%25C3%25BCm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-5459309268107614672</id><published>2011-02-04T10:55:00.002+02:00</published><updated>2011-02-04T10:59:53.936+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Manic Street Preachers'/><title type='text'>Manic Street Preachers ya da sadece 4 real</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUu_5SO_-sI/AAAAAAAAARM/u2ci7QIHsMc/s1600/Richey%2BJames%2BEdwards.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="207" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUu_5SO_-sI/AAAAAAAAARM/u2ci7QIHsMc/s320/Richey%2BJames%2BEdwards.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Beyne tecavüz etmenin verdiği lanet bir şüphe vardır hayatta’ cümlesini kurmuşum 2008 Mayıs’ında. Peki beyne nasıl tecavüz edilir? Çok kolay. Gündüzünüzü katran karasına çevirecek, gecenizi uyutmayacak, ömür boyu peşinizi bırakmayacak ‘neden böyle bir şey yaptı, neden?’ sorusunu sorarsınız, olur biter. Bir kez aklınıza girdi mi o lanet soru; daha bir ömür işkenceden kurtulamazsınız. Gerçeği öğrenmek istersiniz, öğrenemezsiniz. ‘İnsan geride bıraktıklarını hiç mi düşünmez’ diye sitem edip tekrar en başa dönersiniz: Beyne tecavüz etmek kadar kötü bir şey yoktur hayatta. Tamam ama, bir insan her şeyi bırakıp ansızın niye çekip gitsin ki? Evet, niye gitsin? Bejan Matur’a kulak kesilelim: ‘Gitmeliyim / Kendime varmak için.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu ‘Manic Street Preachers’ olunca, durup durup yukarıdaki şeyler aklıma geliyor. Dile kolay, grubun gitaristi ‘Richey James Edwards’ kaybolalı 14 yıl olmuş, 14 koca yıl. Zamanında bir muhabirin, kendilerini yapmacılıkla suçlaması üzerine; kameraların önünde koluna ‘4 Real’ yazacak kadar gözü kara bir çocuktan bahsediyoruz. 1995 Şubat’ından beri kayıp Richey’den arkadaşları hariç herkes umudunu kesmiş olmalı ki geçen yıl ‘Richey’ resmen ölü ilan edildi. Yazık. Hem de çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUu-6bAAaRI/AAAAAAAAAQs/Mj8J99azCFI/s1600/Manic%2BStreet%2BPreachers.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="236" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUu-6bAAaRI/AAAAAAAAAQs/Mj8J99azCFI/s320/Manic%2BStreet%2BPreachers.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Galler’in harika çocukları ‘Manic Street Preachers’ iki yıllık aradan sonra yine aramızda. Hem de ‘Richey James Edwards’ın yazdığı sözlerden oluşan 13 parçalık bir albümle, “Journal For Plague Lovers”la. Grubun 1992’de ‘Genaration Terrorists’ ile başlayan iyi/kötü, acı/tatlı müzik kariyerleri şimdiden bizim nezdimizde kült mertebesine erişti bile. Grup, Gramsci’nin “bütün insanlar entelektüeldir; fakat bütün insanlar toplumda entelektüel işlevi görmezler” sözünü haklı çıkarır gibi. Küba’da Fidel’in önünde verdikleri konser olsun, Richey James Edwards’ın o unutulmaz olayı olsun; tavırlarıyla, politik bilinçleriyle, en önemlisi de şarkılarıyla bu kült mertebesinin hakkını sonuna kadar veriyorlar. Son albümleri ‘Journal For Plague Lovers’ da bunun en güzel örneklerinden. Hiç uzatmadan söyleyelim: ‘Journal For Plague Lovers’ çok sağlam bir albüm. Albümü kaç kez dinledim, vallahi sayısını unuttum. Uzun süredir hiç bu kadar iyi bir albümü olmamıştı Manic’in. Kafası bozuk ama sakin; hırçın ama narin bir albüm. Aynı zamanda hem üzen hem de mutlu eden. Manic’in en orijinal albümlerinden biri olmaya aday. Sözler Richey’ye ait ya, ondandır bu muhteşemlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUvABKCjbSI/AAAAAAAAARU/QBoFc4z0E9M/s1600/Manic%2BStreet%2BPreachers%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUvABKCjbSI/AAAAAAAAARU/QBoFc4z0E9M/s320/Manic%2BStreet%2BPreachers%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Peeled Apples’ ve ‘Jackie Collins Existential Question Time’ şarkıları ile müthiş bir başlangıç yaptığımız albümdeki her ama her şarkı ince elenip sık dokunmuş. Birini diğerinin yerine koymak ne mümkün. Her şarkı güzel. ‘Bir albümdeki her şarkı mı güzel olurmuş’ gibilerinden alay edenler olursa, albümü alıp dinlemelerini söylerim. Unutmadan grupla ilgili sansasyonel bir olay daha var ki, neresinden tutsanız elinizde kalır. İngiltere’de bazı marketler Journal For Plague Lovers’ı satamayacaklarını belirttiler. Neymiş; albümün kapağındaki resim fazla aykırıymış. 1994 yılındaki ‘The Holy Bible’ın da kapağını tasarlayan Jenny Saville’in eseri olan resim, fazla provokatif bulunmuş. Hey Allah’ım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu tip şeyler tam da ‘Manic Street Preachers’ için. Nerede vukuat, orada bizimkiler. Şaka bir yana, ne mutlu bize ki grup, sahip olduğu anarşist tutumundan vazgeçmeyip böyle can sıkıcı olaylarla da olsa ‘Richey James Edwards’ı anmamıza vesile oluyor. Aklımızdasın Richey James Edwards.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-5459309268107614672?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/5459309268107614672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/manic-street-preachers-ya-da-sadece-4.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5459309268107614672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5459309268107614672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/manic-street-preachers-ya-da-sadece-4.html' title='Manic Street Preachers ya da sadece 4 real'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUu_5SO_-sI/AAAAAAAAARM/u2ci7QIHsMc/s72-c/Richey%2BJames%2BEdwards.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-4555286740644115880</id><published>2011-02-02T09:20:00.001+02:00</published><updated>2011-02-04T10:50:04.566+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aylin Aslım'/><title type='text'>Geçmişi bırak, yoluna bak</title><content type='html'>Kadınlar, kanayan yaramız. Kanadıkça acıtan; acıdıkça daha çok kanatan yaramız. Her daim başkalarının kurduğu cümlelerin nesnesi olan, hiçbir zaman özne olamayan; kâğıt toplayan, kurşun yiyen, ölen, öldürülen kadınlar. Sabah 7:30’da minibüse binip fabrikaya giden, akşamın yorgunluğunda yürüyerek eve dönmek zorunda kalan; üstüne üstlük evdeki boş tencereyi nasıl kaynatacağını kara kara düşünen kadınlar. Ajitasyon değil bunlar. Bildiğimiz ama söylemediğimiz, gördüğümüz ama inanmadığımız gerçeğin ta kendisi. Gerçek bunlar gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUkFjdm0mPI/AAAAAAAAAP0/HQCYWV-snHI/s1600/Aylin%2BAsl%25C4%25B1m%2B%25283%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="220" src="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUkFjdm0mPI/AAAAAAAAAP0/HQCYWV-snHI/s320/Aylin%2BAsl%25C4%25B1m%2B%25283%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mevzu ‘Aylin Aslım’ olunca insanın canı albüm falan tanıtmak istemiyor. Zaten istesem de yapamıyorum ki. Gönül bu, ferman dinler mi? Oturup sayfalarca başka şeyler yazmak istiyorum. Sorarım size; sırça köşklerinde oturup bir kadeh şarap eşliğinde kadınlar üzerine ahkâm kesip tavsiyelerde bulunanlardan hangisi, Aylin Aslım’ın ‘Güldünya’ şarkısından daha inandırıcı? Her kim olursa olsun, biri ‘Güldünya Tören’ hakkında sözler yazıp şarkı yapıyorsa; o kişiye bir ömür boyu teşekkür ederim ben. Kadının erkek üzerinden tanımlandığı bir memlekette böyle bir şarkıyı Aylin Aslım’dan başka kim yapabilirdi; o da ayrı bir tartışma konusu. Neyse, bu sayfaya daha fazla haksızlık etmeyelim ve kendime sabır dileyerek karınca kararınca bir şeyler yazayım, yeni albüm ‘Canını Seven Kaçsın’ hakkında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000’deki ‘Gel-Git’, 2005’teki ‘Gulyabani’ ve son olarak 2009’daki ‘Canını Seven Kaçsın’ albümü dâhil 9 senede sadece 3 albüm çıkardı Aylin Aslım. O, öyle ‘her sene bir albüm yapayım da tozu dumana katayım’ kategorisinden değil. Yaptığı albümler az ama öz. Sadece biriyle dahi bir ömür geçirilir. Aksini düşünen varsa beri gelsin. Galiba Aylin Aslım’ın kanında solo albümden ziyade farklı albümlere misafir olup farklı kişilerle ortak çalışmalar yapması var. Bulutsuzluk Özlemi’yle yaptığı düet, 2005’teki ‘Onno Tunç Şarkıları’ albümündeki ‘Bir Çocuk Sevdim’ ve geçen seneki ‘Güldünya Şarkıları’ndaki ‘Karar Verdim’ yorumları onun ortak projelerinden sadece bazısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUkFrN5oLAI/AAAAAAAAAP8/_eVO59ugpYw/s1600/Aylin%2BAsl%25C4%25B1m%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="289" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUkFrN5oLAI/AAAAAAAAAP8/_eVO59ugpYw/s320/Aylin%2BAsl%25C4%25B1m%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Lafı fazla dolandırdık… ‘Canını Seven Kaçsın’ daha ‘genç işi’ bir albüm. Herkese ve her şeye meydan okuduğumu sandığım bir çağımda dinleseydim daha çok sevebilirdim bu albümü. Gerçi yine sevdim; ama daha az sevdim. Albümdeki 8 şarkının tamamının sözleri Aylin Aslım’a ait. Yine eril karaktere meydan okuyup yere kendi ayaklarıyla basan sözler; yine hareketli, yine agresif ve yine alaycı şarkılar var: ‘Sen mi?’, ‘Kızlar Anlar’ ve ‘Hoşuna Gitmedi mi? (Kızkaçıran)’ şarkıları, bir önceki cümlede yazılanları hemencecik özetliyor. Amma velâkin ‘Aşk Geri Gelir’e ayrı bir parantez açmak gerek. Şarkıda ‘geçmişi bırak yoluna bak / her şey yenilenir / hayat geri gelir’ deniliyor da geçmiş, nasıl bırakılır ki? Hayat da bir kez gitti mi daha da gelmiyor ki. Velhasıl dakika 90’da yine kalbimize oku sapladı Aylin Aslım. Çıkar çıkarabilirsen. Ama olsun, biz bu okla ‘bi dört sene daha’ bekleriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-4555286740644115880?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/4555286740644115880/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/aylin-aslmn-gor-dedigi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4555286740644115880'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4555286740644115880'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/02/aylin-aslmn-gor-dedigi.html' title='Geçmişi bırak, yoluna bak'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUkFjdm0mPI/AAAAAAAAAP0/HQCYWV-snHI/s72-c/Aylin%2BAsl%25C4%25B1m%2B%25283%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-4981470604418047898</id><published>2011-01-30T12:26:00.004+02:00</published><updated>2011-02-02T10:09:58.189+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sıla'/><title type='text'>Aynı nakarat, hep aynı aynı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUkQud9AX2I/AAAAAAAAAQE/IRsx0zS9lDk/s1600/s%25C4%25B1la2.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="214" src="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUkQud9AX2I/AAAAAAAAAQE/IRsx0zS9lDk/s320/s%25C4%25B1la2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;2000 yılından beri aralıksız 7 sene boyunca Kenan Doğulu’nun vokalistliğini yapan Sıla Gençoğlu’nu, 2007’nin sonbaharında çok konuşulan ‘… dan Sonra’ şarkısıyla tanıdık. Şarkının bazı yerleri meşhur ‘bip’ efektleriyle süslenmişti. ‘Sağolsun RTÜK, yine bizi bizden daha çok düşünerek bizim için neyin zararlı olduğuna karar verip şarkının yarısını sansürlemiş’ diye düşünenleri fena afallatmıştı bu. Zira Sıla’nın bizatihi kendisi sansürlemişti şarkıyı. Bu orijinal fikrin yarattığı meraktan olsa gerek albümü tez zamanda edinmiştim. Meğer yukarıdaki şarkı başka bir şeymiş, albüm başka bir şey. Albümün tamamına hâkim olan melankolinin arasında ‘… dan Sonra’ kendisine nasıl yer bulabilmiş; doğrusu tuhaftı. ‘Albüm çok iyiydi yahut çok kötüydü’ gibi ukalaca şeyler yazmayacağım ama, Sıla hakkında ne düşüneceğime bir türlü karar verememiştim. Albümü dinleyip birkaç tane şarkı seçmiştim -Egeli Lodos, Ne Desem İnanırsın, Dön Demeyi Unuttum- hepsi bu. Yaklaşık iki seneden sonra, takvimler 2009’da asılı kalmışken ikinci albüm “İmza”yla tanıştık. Peki bu süre zarfında Sıla’da/bizde nesv-ü nema var mıymış; hep birlikte bakalım: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUkRUkSvHUI/AAAAAAAAAQc/3QINWSWIOCQ/s1600/S%25C4%25B1la%2BKapak.JPG" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="281" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUkRUkSvHUI/AAAAAAAAAQc/3QINWSWIOCQ/s320/S%25C4%25B1la%2BKapak.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘İmza’, Sıla’nın ikinci albümü. Aslında ilk albümden pek farkı yok. ‘Tıpkı ilk albüm gibi’ desek yeridir. Albümün prodüktörü ‘yine’ Ozan Doğulu. İlk albümde beraber çalıştığı değerli müzisyen, bu albümde de Sıla’yı yalnız bırakmamış. Albümde Kenan Doğulu ‘yine’ var. İlk albümün çıkış şarkısının sonlarında rap vokal yapan Doğulu, ‘Bitse de Gitsek’ vesilesiyle albüme dâhil olmuş. ‘İmza’da yine bir dizi müziği var. İlk albümde Sıla dizisinden bir şarkı varken bu albümde ise Yaban Gülü dizisinin jeneriği var. İlk albümde pop/arabesk arasında yaşanan tezatlar ‘yine’ var. İlk albümde pek kadri kıymeti bilinmeyen -olasıdır ki bilinmeyecek- şarkılar ‘yine’ var. Falan felan. Ben yazarken bunaldım bu yineleri. Haksızlık etmeyelim, ‘yine’ olmayan bazı şeyler de var albümde. İlki, tüm ama tüm şarkı sözlerinin Sıla’ya ait olması. İkincisi ise vokalinin daha az heyecanlı bir renkte olup biraz daha oturması. Ve son olarak da Sıla’nın dış görünüşü… Bizim gibi kapalı toplumlar için biraz cesur sözlere sahip, çıkış şarkısı ‘Sevişmeden Uyumayalım’; klibi için epey zahmete katlanılan, ekranlarda sık sık rast geldiğimiz ‘İnşallah’ ve de Sezen Aksu reenkarnasyonu yaşadığımız ‘En Doğru Zaman’ eşliğinde albüm kendisini sıkmadan dinlettiriyor. Kimi zaman erkek egemen dilin zincirlerini kırdığı kimi zaman da o dilin boyunduruğundan kurtulamadığı ‘İmza’ için bunlardan gayrı başka ne söylenir, soru işareti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan iki sene öncesinde Sıla hakkında ne düşüneceğimi bilmiyordum; şimdi de bilmiyorum. ‘Türkçe popun ileride büyük bir yıldızı olur’ diyorum, nedense sonra vazgeçiyorum. ‘Güzel sözler yazıyor’ diyorum; hemen ertesinde ‘aslında o kadar da güzel yazmıyormuş’ diyorum. Yani ikilemde kaldım. Ve böyle ipe sapa gelmez bir yazı yazdım hakkında. Fakat ne olursa olsun albümünü alıp dinledim. Galiba şeytan tüyü var bu kızda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-4981470604418047898?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/4981470604418047898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/ayn-nakarat-hep-ayn-ayn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4981470604418047898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4981470604418047898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/ayn-nakarat-hep-ayn-ayn.html' title='Aynı nakarat, hep aynı aynı'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUkQud9AX2I/AAAAAAAAAQE/IRsx0zS9lDk/s72-c/s%25C4%25B1la2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-6939504256648654779</id><published>2011-01-27T09:01:00.001+02:00</published><updated>2011-01-27T09:01:48.965+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marianne Faithfull'/><title type='text'>Öğrenilecek çok şey var Faithfull'dan</title><content type='html'>Gülten Akın, ismiyle bile (Akan Suyu Yakalayıp Durdurmaktır Meâl) insana varoluşunu sorgulatan şirinde‘en ağır sınavdan en saf olan geçer / öder, geçer’ der. Hayattaki en ağır sınav ne peki? Herkeste yaşanma şiddeti farklı olan aşk acısı olabilir mi? İnsanı deliye döndüren uyuşturucu koması? En yakınındakilerin seni terk etmesi? İhanet? Kanser? Ölüm? Hayat bunlarla sınıyor bizleri; kendisinin sınadığı yetmezmiş gibi. Galiba kendisinin bir sınav olduğundan habersiz ha bire karşımıza kallavi sorular çıkarıyor. Bu soru(n)lar karşısındaki dirayetimiz; yol ayrımındaki tercihlerimizse hayatımız oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUEYHDWcMlI/AAAAAAAAAPY/fCytoD-eE7s/s1600/Marianne%2BFaithfull%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="264" src="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUEYHDWcMlI/AAAAAAAAAPY/fCytoD-eE7s/s320/Marianne%2BFaithfull%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki hemen hemen her sınavı başarıyla vermiş, feleğin çemberinden defalarca geçmiş, yaşadığı onca şeye rağmen dimdik ayakta durmuş biri Marianne Faithfull. (Burada akla Nietzsche’nin o meşhur sözü geliyor.) Ayrıca siz bakmayın benim -miş’li geçmiş zaman ekiyle konuştuğuma; ablamız kapı gibi hâlâ. Öyle ki yıl 2009 olmuş, yaş ise 65’e merdiven dayamışken Faithfull, ‘Easy Come Easy Go’ adlı memleket insanımın en çok sevdiği sözlerden birine sahip albüm adıyla arz-ı endam eyliyor. Haydan gelen, huya gider. Herhangi isim tamlamalarının/sıfatların eksik kaldığı Faithfull’u anlatmaya nereden başlamalı, nasıl bitirmeli? Filmlerinden, albümlerinden, aşklarından, düştüğü çukurlardan her seferinde çıkmasından söz etsem acaba bu köşe yeter mi? Yetmez. Hızlı hızlı ve kısa kısa şunları söyleyelim o zaman:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faithfull’un Fransızların ünlü yönetmeni Jean-Luc Godard’ın 1966 yılındaki ‘Made in USA’ filminde oynamasıyla başlayan sinema hayatı “Hamlet”lerle devam edip “Irina Palm”larla günümüze uzanır. Müzik hayatının temeli ise 60’larda Rolling Stones menajeri Andrew Loog Oldham’la tanışmasıyla atılır. 1964’te ‘Mick Jagger’ ve ‘Keith Richards’ kendisi için “As Tears Go By”ı besteler. Bu sırada Faithfull’un özel hayatında debdebeli olaylar yaşanır. Mick Jagger’la flört başlar; biter. Kısa zamanda yaşanan iyi/kötü şeyler Faithfull’u bir boşluğa düşürür. 70’ler yaramaz ablamıza. Ama geçecektir bu bunalım dönemi. Hem de nasıl. Ne de olsa en büyük başarılar, hep en karanlık dönemlerden sonra gelirmiş. 79’daki ‘Broken English’ albümü Faithfull’un en iyi albümlerinden biri olarak gösterilir. ‘Broken English’ ile ‘Working Class Hero’ bu albümün ve müzik tarihinin unutulmazları arasına girer abartısız. ‘John Lennon’ da dâhil olmak üzere “Working Class Hero”yu ondan daha güzel söyleyenine denk gelmedim. Daha sonra yine albümler, filmler gelir. Gelir de gelir. Böyle üstünkörü yazmamın sebebi, henüz “Easy Come Easy Go”ya geçemediğim, yazınınsa sonuna yaklaştığımdan dolayıdır sevgili okur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUEYN1I7_5I/AAAAAAAAAPg/6g8Yps6MXuk/s1600/Marianne%2BFaithfull%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUEYN1I7_5I/AAAAAAAAAPg/6g8Yps6MXuk/s320/Marianne%2BFaithfull%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Easy Come Easy Go’ 8 günde 18 şarkının kaydedildiği bir albüm. Evet, sadece 8 gün; ama birbirinden değerli 18 şarkı. Marianne Faithfull’a da bu yakışırdı zaten. Albümün prodüktörü ‘Hal Wilner’. Faithfull, 1987’deki ‘Strange Weather’ albümünden sonra ‘Hal Wilner’ ile ilk kez birlikte çalışmış. Easy Come Easy Go’nun belki de en güzel tarafı birçok sanatçının sesini duymamız. “Hold On Hold On”da Chan Marshall, “The Crane Wife 3”de Nick Cave, “Children Of Stone”da Rufus Wainwright, “Somewhere (A Place For Us)”ta Jarvis Cocker, “Ooh Baby Baby”de Antony Hegarty gibi. Rock tarihine sağlam bir imza çakan Faithfull ablamızın o yorgun sesi kimi zaman folka uğradı, kimi zaman punk’ta mola verdi. Bu albüm ise ziyadesiyle caz, klasik ve soul kokuyor. Ayrıca albümde, 40’larda başlayan bir hayata çoğu şeyi sığdırmanın ağırlığı da hissediliyor. Zaten Faithfull’un sesinde her daim bir küskünlük/bezginlik olmuştur… 64 yaşındaki biri tüm zorluklara karşın hayatı dolu dolu/doya doya yaşıyorken bizler burada; oradan oraya koşuşturmanın, sınavlara geç kalmamanın telaşesindeyiz. Sınavlara geç kalmayalım derken hayata geç kalıyoruz; farkında bile değiliz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-6939504256648654779?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/6939504256648654779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/ogrenilecek-cok-sey-var-faithfulldan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6939504256648654779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6939504256648654779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/ogrenilecek-cok-sey-var-faithfulldan.html' title='Öğrenilecek çok şey var Faithfull&apos;dan'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TUEYHDWcMlI/AAAAAAAAAPY/fCytoD-eE7s/s72-c/Marianne%2BFaithfull%2B%25281%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-2530029227990858489</id><published>2011-01-24T10:22:00.001+02:00</published><updated>2011-01-24T10:24:42.220+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doublemoon Remixed 2'/><title type='text'>Bana İstanbul'un resmini çizebilir misin?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TT02usxpOxI/AAAAAAAAAPQ/8e2Ps9Gpv6U/s1600/Doublemoon.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="365" width="400" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TT02usxpOxI/AAAAAAAAAPQ/8e2Ps9Gpv6U/s400/Doublemoon.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Asırlardır ‘doğu-batı’ çatışması üzerinde yürütülen tartışmalar, özünde birçok şeyi gizliyor. Bu tartışmalar var olan şeylere sınırlar getirip bizi belli bir çerçevenin içine hapsettiği için hep aynı minvalde seyrediyor. Buradan detaylarına giremeyeceğim ama, doğu/batı diye adlandırılan şeyin bize dayatılan normlar olduğunu; verili ortamı anlamak için çerçeve dışına çıkmamız gerektiğini bir anlığına düşünmenin kimseye zararı olmaz… Efendim şimdi ben bu hamaset dolu girizgâhı neden yaptım? ‘Doublemoon Remixed 2’ albümünün basın bültenini okurken “Doğu ve Batı'nın bu yeni kesişiminden fazlasıyla etkileneceksiniz!” cümlesini okudum da ondan. Albümü beğenmesine çok beğendim, o ayrı. Ama her seferinde de sanki elle tutulur gözle görülür bir şeymiş gibi doğu/batı referansını göstermek biraz tuhaf. Sahi ‘doğu’ nereye düşer be usta; gösterebilir misin? Basit bir coğrafya bilgisiyle ‘doğu şurasıdır, batı da burası’ demek cevap olarak kabul edilebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Doublemoon Records’ 1998 yılında kurulduğundan beri alternatif müziğin en önemli sac ayaklarından biri olmuştur Türkiye’de. Sufi müziğini elektronikle buluşturan Mercan Dede, tarifi zor Baba Zula, cancağızımız Laço Tayfa gibi birçok icracıyla müziği/şehri ziyadesiyle renklendirmiştir. Şimdilerde ise bu renkler, ‘Nickodemus’, ‘DJ Spooky’, ‘Swayzak’, ‘Makossa &amp; Megablast’ vb. dünyaca ünlü isimlerle buluşarak ‘Doublemoon Remixed 2’ albümünde toplandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu serinin ilk albümü 2007 yılında yayımlanmıştı. Herhangi bir toplama albümünün ikincisi çıksa pek dikkat çekmeyebilirdi; amma velâkin söz konusu Doublemoon olunca ilkini nasıl iştahla dinlediysek bunu da yine aynı şekilde dinledik. Yalnız bir farkla. Serinin ikinci albümünün ilkine göre bir dezavantajı var. O da şarkıların/sanatçıların çeşitliliğinin minimumda olması. Albümde ‘Baba Zula’ ve ‘Burhan Öçal’ isimlerine çok sık rastlıyoruz. Gökkuşağı kadar farklı renklerin/sanatçıların olduğu bir firmada yelpaze daha geniş tutulabilirdi. Bu kadar ahkâm kesiyorum; fakat ‘Şehristan’, ‘Karabiber’, 'Hat’ ve ‘Boğaziçi’ şarkılarını dinledikten sonra albümün eksiği nedir, noksanı var mıdır gibi can sıkıcı analizleri unutuverdim. Anladım ki birine İstanbul’u anlatmak zorunda kalsaydım; ona bu albümü dinletirdim. Nitekim İstanbul’un resmi ancak bu kadar güzel çizilebilirdi. Dinleyin, hak vereceksiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-2530029227990858489?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/2530029227990858489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/bana-istanbulun-resmini-cizebilir-misin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2530029227990858489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2530029227990858489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/bana-istanbulun-resmini-cizebilir-misin.html' title='Bana İstanbul&apos;un resmini çizebilir misin?'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TT02usxpOxI/AAAAAAAAAPQ/8e2Ps9Gpv6U/s72-c/Doublemoon.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-5981041002126660740</id><published>2011-01-23T16:31:00.005+02:00</published><updated>2011-01-23T18:37:07.046+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ciara'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jazmine Sullivan'/><title type='text'>'İyi albüm' başka 'şöhret' başka</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTw8PVbSexI/AAAAAAAAAPA/5NN2urwSWGk/s1600/Jazmine%2BSullivan%2BKapak.JPG" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="318" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTw8PVbSexI/AAAAAAAAAPA/5NN2urwSWGk/s320/Jazmine%2BSullivan%2BKapak.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Jazmine Marie Sullivan 1987 ‘Philadelphia’ doğumlu. Henüz çok genç. Lakin ilk albümüyle şimdiden ‘En İyi Kadın Sanatçı’ kategorisi de dahil olmak Grammy’nin toplamda beş boncuğuna göz koydu. Ne yazık ki hiçbirini kazanamadı. Ama olsun. Eldeki ‘22 yaş ve ilk albüm’ verilerine bakarak geleceği dair ‘daha çok Grammy adaylıkları/ödülleri alır bu kız’ kehanetinde bulunabiliriz. Jazmine Sullivan’ın küçüklüğünde kilise korosunda şarkı söylemişliği artı çocuk yarışmalarında (ne yazık ki) boy göstermişliği var. 2008’in ortalarında ‘Need U Band’ şarkısıyla gündeme gelen Sullivan, başta ‘Missy Elliott’ olmak üzere çoğu kişinin dikkatini çekti. Âdet olduğu üzere hemen Alicia Keys, Lauryn Hill gibi isimlerle karşılaştırıldı. (Her yeni kadın r&amp;b sanatçısının kaderi bu olsa gerek.) Bu şarkıdaki başarılı performansını da arkasına alarak 2008’in sonlarında ‘Fearless’ albümünü yayımladı. İçerisinde ‘Bust Your Windows’, ‘Need U Bad’ gibi oldukça güzel şarkıların olduğu albüm, Türkiye’ye ise yeni uğradı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTw9XHzdzKI/AAAAAAAAAPI/2EbJtBL9onw/s1600/Ciara%2B%25281%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="213" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTw9XHzdzKI/AAAAAAAAAPI/2EbJtBL9onw/s320/Ciara%2B%25281%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Ciara’ da şu günlerin çok ses getiren isimlerinden. Teksaslı r&amp;b/pop sanatçısı, yeni albümü ‘Fantasy Ride’ ile dünya müzik piyasasının tozunu havaya kaldırmış durumda. Grammy’li genç hanım kızımız, üçüncü albümünde MTV’nin göz kamaştıran(!) dünyasından birçok yıldızı konuk etmiş. Tabii bunların başında ‘Justin Timberlake’ geliyor. İkilinin birlikte söylediği ‘Love Sex Magic’ şarkısı şu günlerde çok popüler. Ciara’nın gittiği bir gece kulübünden esinlenerek şarkıya çektiği video, son dönemde tv’lerde en çok gösterilen videoların başında. İyi bir pazarlama taktiği de diyebiliriz buna. Timberlake’in yanı sıra Ciara’ya “Turntables”da ‘Chris Brown’, “Never Ever”da ‘Young Jeezy’, “Work”de ise ‘Missy Elliott’ eşlik ediyor. Albüm için vasatın altında diyebiliriz. Şahsen “Fantasy Ride”da, benim‘Echo’ şarkısı haricinde dikkatimi çeken bir şey olmadı. Ha bir de, sanki Batman’dan çıkmış bir karaktermiş izlenimini veren fotoğraflar haricinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özü şu ki, ülkemizde henüz yeni yayımlanan bu iki r&amp;b albümünden birini alacak olsaydık; kesinlikle Jazmine Sullivan’ın “Fearless”ını tercih ederdik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-5981041002126660740?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/5981041002126660740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/iyi-album-baska-sohret-baska.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5981041002126660740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5981041002126660740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/iyi-album-baska-sohret-baska.html' title='&apos;İyi albüm&apos; başka &apos;şöhret&apos; başka'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTw8PVbSexI/AAAAAAAAAPA/5NN2urwSWGk/s72-c/Jazmine%2BSullivan%2BKapak.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-347805712072305898</id><published>2011-01-21T11:53:00.000+02:00</published><updated>2011-01-21T11:53:30.611+02:00</updated><title type='text'>Ahd-ı ikrarına vefalı kalan</title><content type='html'>İlla ki yeni çıkan albümleri yazma gibi bir kaidemiz olmadığına göre bu haftalık bu köşeyi eskilerden bir albüme ayıralım. Canciğer bir arkadaşım sayesinde dinleme şansına sahip olduğum Hüseyin Beydilli ve albümü ‘Girdap’tan konuşalım az biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTlXjhkYJlI/AAAAAAAAAOo/uPHtXtzy9KE/s1600/H%25C3%25BCseyin%2BBeydilli.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="227" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTlXjhkYJlI/AAAAAAAAAOo/uPHtXtzy9KE/s320/H%25C3%25BCseyin%2BBeydilli.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;‘Hüseyin Beydilli’ 1969’da Kayseri Sarız’ın ‘Küçükkabaktepe’ köyünde doğar. Çocukluğunu, kendileri gibi birçok ailenin göç ettiği Ankara’da geçirir. Aileden gelen bir şey olsa gerek küçük yaştan beri bağlama çalar. Üniversiteyi ODTÜ’de okuduğu dönemlerde ‘ODTÜ Halk Müziği Birimi Başkanlığı’ görevini yapar. Ayrıca çeşitli yerlerde -Musa Eroğlu Müzik Merkezi gibi- bağlama dersleri verir. En nihayetinde 2007’nin sonlarına doğru, otuz senelik bir çalışmanın meyvesi ‘Girdap’ı yayımlar… Girdap, Ankara’da “Stüdyo TINI” da kaydedilmiş. Kayıt sürecinde Hüseyin Beydilli’ye bağlamada Rıza Kılıç, akustik basta Abdurrahman Tarikçi, bendirde ise Suat Kuş yoldaşlık etmiş. Rıza Kılıç ve Abdurrahman Tarikçi albüme sazlarının yanı sıra seslerini de katmışlar. Albümde sözleri Pir Sultan’dan Kul Yusuf’a, Şah Hatayi’den Gedayi’ye ait “aşığın sözü Kuran’ın özü” misali 11 deyiş var. Bu deyişlerden altısı Hüseyin Beydilli’nin büyük dayısı Haydar Bayrak’tan derlenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Girdap’ı diğer albümlerden farklı kılan iki temel husus var. Bunlardan ilki, deyişlerin belli bir coğrafyayı yansıtması. Orta Anadolu platosu ile Torosların güneyindeki Doğu Akdeniz coğrafyası arasında kalan bu geçiş bölgesinin yarattığı kültürel dinamizm, albümde de hissediliyor. Geçmişten beri şiire, romana konu olmuş; Yörükler, Ermeniler, Kürtler, Aleviler gibi her dilden/dinden/ırktan insanların bir arada yaşadığı ve birçok ozanın, pirin, dedenin beslendiği bu topraklar yine işbaşında. İkincisi ise deyişlerin aslına sadık kalarak en saf hâliyle albümde yer alması. Günümüzdeki türkü albümlerinin birçoğunun zayıf halkası olan bu nokta; Girdap’ın özgünlüğünün belki de en önemli dayanağı. ‘Modern zamanlara türküleri taşıyoruz’ kisvesi altında, aslında türkülere ne çok zarar verildiğini tokat gibi suratımıza vuran Girdap, Alevi müziği formunu popülizm tuzağına düşmeden özgün bir şekilde yansıttığı için bir kez daha teşekkürü hak ediyor. Son olarak albümdeki deyişlerin detayına girmediğimi; çünkü bunun deyişlerin hakkını teslim edemeyeceğini yazayım. Fakat yine de ‘Girdab-ı Bela’ türküsüne özellikle kulak kesilmekte fayda var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-347805712072305898?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/347805712072305898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/ahd-ikrarna-vefal-kalan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/347805712072305898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/347805712072305898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/ahd-ikrarna-vefal-kalan.html' title='Ahd-ı ikrarına vefalı kalan'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTlXjhkYJlI/AAAAAAAAAOo/uPHtXtzy9KE/s72-c/H%25C3%25BCseyin%2BBeydilli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-3058260396722845928</id><published>2011-01-19T09:34:00.001+02:00</published><updated>2011-01-19T09:37:28.282+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oi Va Voi'/><title type='text'>Aman Tanrım neler oluyor!</title><content type='html'>Sanki başlık, biraz reklam amacıyla atılmış gibi; ama değil. Sanki başlık, biraz abartılı gibi; ama öyle de değil. Ne karınca kararınca yazdığımız şeyler için reklama ihtiyacımız var ne de var olanı çarpıtarak farklı bir şeymiş gibi göstermeye. Elbette ki kişisel beğenilerimizi yansıtıyoruz bu sayfaya. Olaya bu tarafından bakarsak -kim ne derse desin- egoist bir tarafı var yazı yazmanın. Aslında çok militanca bir şey bu. Yıkıcı bir şey. Tabii söylediğim gibi neresinden ve nasıl baktığınıza göre. Aman Tanrım, neler yazıyorum ben böyle! Biri beni durdursun. Konu yazı yazmanın nasıl bir şey olduğu değil. Konu dinleyeni kıskıvrak yakalayan harika bir grup olan ‘Oi Va Voi’. Peki o zaman, buyurun esas mevzuya:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTaT8fvhYSI/AAAAAAAAAOY/7CTuQDLzVcs/s1600/Oi%2BVa%2BVoi%2B%25283%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTaT8fvhYSI/AAAAAAAAAOY/7CTuQDLzVcs/s320/Oi%2BVa%2BVoi%2B%25283%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Oi Va Voi, Yiddish dilinde ‘Aman Tanrım’ anlamında kullanılan bir kelime. Hani kimi zaman büyük bir sevinçten kimi zaman derin bir üzüntüden kimi zaman da şaşkınlıktan elimizi ağzımıza götürür ve refleks olarak ‘Aman Tanrım’ nidası atarız ya, işte siz farklı duygu anlarını ifade eden bu nidaları alın, notalarla birleştirin, bin bir kültürle de güzelce soslayın; ortaya tadından yenmez süper bir müzik çıkartın. Karşınızda Oi Va Voi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Londralı altı kafa denginin birlikteliğinden doğan Oi Va Voi, demo cdleri ‘Digital Folklore’ ile tanındı tarafımızdan. Yahudi kökenli ailelerin çocukları olan bu mahir gençler, 2003 yılında ‘Laughter Through Tears’ albümünü yayımladılar. Esas kıyametin kopması bundan sonradır. Demo cd’deki şarkıların bir kısmının da yer aldığı albüm, konuk ettiği ‘KT Tunstall’ ve Özbek vokal ‘Sevara Nazarkhan’ ile epey popülarite kazandı. Fakat albümün başarısını sadece bu isimlere bağlamak gruba büyük haksızlık olur. Klezmer müziğinin yanı sıra çingene ve balkan müziğinin trip hop/ska/soul ile sıra dışı bir şekilde harmanlandığı albüm deyim yerindeyse tavan yaptı. BBC de dahil olmak üzere birçok farklı yerden ödül alan grup, 2007’de kendi isimlerini taşıyan albümlerini yayımladı. Grubun son albümü ‘Tavelling The Face Of The Globe’ ise şu günlerde ‘Numoon Records’ etiketiyle vitrinlerde boy gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTaUEQqyxHI/AAAAAAAAAOg/fvrw_DQV3KQ/s1600/Oi%2BVa%2BVoi%2BKapak.JPG" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTaUEQqyxHI/AAAAAAAAAOg/fvrw_DQV3KQ/s320/Oi%2BVa%2BVoi%2BKapak.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Oi Va Voi, bu albümde Grammy ödüllü iki farklı prodüktörle çalışmış. Albümün kapağı ise, grubun çok kimlikliliğinin bir ispatı adeta. Farklı şehirlere ait binaların yer aldığı kapak, albümün nasıl bir şey olduğunun ipuçlarını veriyor. Albüm klasik bir Oi Va Voi havası sezdiğimiz ‘Waiting’ ile açılıyor. Bridgette Amofah’ın ön plana çıktığı “I Know What You Are”dan sonra, albüme ismini veren ‘Tavelling The Face Of The Globe’ şarkısı geliyor. Hareketli balkan ritimleriyle açık havadaki bir şenliği andırıyor bu şarkı. Peşi sıra ise dinleyende buruk bir tat bırakan, -bana göre- albümün en öne çıkan şarkısı ‘Every Time’ geliyor. ‘Agi Szaloki’ tarafından Yidce yorumlanan “S’brent” ile ‘Foggy Day’ de albümün iyileri arasında. Kapanış ise Dick Rivers’ın seslendirdiği ‘Photograph’ ile yapılıyor. Kapanış yapılıyor; fakat biz cansiperane bir şekilde bu kozmopolit cd’yi tekrar moduna alıp başlıyoruz ikinci kez dinlemeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da yazayım ki ‘Oi Va Voi’, müzik yapan bir grubun alabileceği en güzel isimlerden biri. Şu yaşıma geldim, koskocaman da adam oldum; ama hâlâ ‘Oi Va Voi’ ve ‘Ojos de Brujo’ isimlerini duyunca hınzırca bir gülümsemeden alıkoyamıyorum kendimi. Bu iki isimle aramda ilginç bir elektrik söz konusu. Ama tek değilim, bu elektriği hisseden binlerce kişi var. Kâh yerinde duramayan kâh sessiz sakin uzaklara dalan binlerce kişi. Ayrıca bir vakit grubu karşıma alıp ‘Hulusi Kentmen’ edasıyla ‘yahu siz çok yaşayın, ömrümüze ömür kattınız’ filan demek istiyorum herkes adına. Gerçekten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-3058260396722845928?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/3058260396722845928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/aman-tanrm-neler-oluyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/3058260396722845928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/3058260396722845928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/aman-tanrm-neler-oluyor.html' title='Aman Tanrım neler oluyor!'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTaT8fvhYSI/AAAAAAAAAOY/7CTuQDLzVcs/s72-c/Oi%2BVa%2BVoi%2B%25283%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1336677835348792517</id><published>2011-01-17T10:06:00.001+02:00</published><updated>2011-01-17T10:08:58.705+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lusavoriç Korosu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adnan Karaduman'/><title type='text'>Kimdi giden kimdi kalan</title><content type='html'>Zilyon tane albümün dolaştığı şu piyasada, pek çoğumuz Kalan Müzik’in ne kadar önemli bir yerde durduğunun farkında bile değil. Sağ olsunlar öyle güzel, öyle paha biçilemez albümler çıkarıyorlar ki tekrar tekrar teşekkür etmek boynumuzun borcu oluyor. Bundan 20-30 yıl sonra geriye dönüp baktığımızda yaptığı işlerin değerinin daha iyi anlaşılacağından eminim. Daha nice orijinal albümlere temennisinden sonra kısaca Kalan’dan çıkan ve çok beğendiğim iki albümden bahsetmek istiyorum. İlki Lusavoriç Korosu’nun konser kaydı,  ikincisi de Adnan Karaduman’ın Meçhul’ü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTP4_YXb8HI/AAAAAAAAAOA/y9hC48JCOTk/s1600/Lusavori%25C3%25A7%2BKapak.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTP4_YXb8HI/AAAAAAAAAOA/y9hC48JCOTk/s320/Lusavori%25C3%25A7%2BKapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Lusavoriç Korosu, 1929 yılında Elmadağ’daki Lusavoriç Kilisesi’nin korosu olarak kurulmuş. (Koronun tarihçesi bu köşeye sığmaz; geniş bir şekilde albümün kitapçığında bulabiliriz; fakat şunu belirteyim ki şuanda Divan Oteli’nin bulunduğu yer, eskiden Lusavoriç Kilisesi’ymiş.) Daha önceden Aya İrini, Cemal Reşit Rey gibi mekânlarda boy gösteren grup, Türkiye’den Ermenistan’a gidip konser veren ilk koro olma unvanını da elinde bulunduruyor. Bu koronun 2007 yılında Beyoğlu Surp Yerrortutyun Kilise’sinin 200. yılı vesilesiyle Lütfi Kırdar’da verdiği konserin kaydı ise geçtiğimiz günlerde cd+dvd olarak yayımlandı. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Sanatçıları ile birlikte Ermeni Koro Müziği ve Avrupa Klasikleri’nin seslendirildiği konser kaydı, sadece bir albüm olmanın ötesinde bu topraklarda neler olduğunun unutulmaması için tarihe düşülmüş bir not adeta. Albümdeki dokuz numaralı ‘Şadakhi Bar’ eseri eşliğinde hafızaları tazelemekte fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTP5Fu2mjLI/AAAAAAAAAOI/jB2iqEsYtas/s1600/Adnan%2BKaraduman.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTP5Fu2mjLI/AAAAAAAAAOI/jB2iqEsYtas/s320/Adnan%2BKaraduman.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Gelelim ikinci albümümüz olan Meçhul’e: Adnan Karaduman, İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı mezunu olup bugüne kadar birçok değerli sanatçıya/gruba kemanıyla eşlik etmiş başarılı bir müzisyen. Sanatçının uzun yıllardır sürdürdüğü müzik hayatının ilk solo albümü ‘Meçhul’ nihayet vitrinlerdeki yerini aldı. İbrahim Tatlıses’ten (beste: Burhan Bayar) ‘Yalnızım’, Metin-Kemal Kahraman’dan ‘Göç’, Erol Sayan’dan ‘Ağlatırsa Mevlam’ eserleri ile ‘Aware’ gibi birçok coğrafyanın anonim ezgilerini görünce insan bir an duraksıyor. İlk dinleyişte albümün hazmı oldukça zor, bu konuda anlaşalım. Şarkılara geçişlerde sorun yaşanıyor. Bu kadar çeşitli türlere ait parçaların olduğu bir albümde sanırım bu aksaklık ‘doğal’ karşılanabilir. Doğal karşılıyoruz. Benim asıl değinmek istediğim nokta, Aynur Doğan’ın o muhteşem sesiyle “Göç”ün nasıl farklı bir boyuta taşındığı. Tek kelimeyle; büyüleyici… Lisedeki kompozisyon sınavları mantığından yola çıkarsak ‘sonuç olarak, ben bu iki albümü de beğendim’ diyebilirim. Nokta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1336677835348792517?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1336677835348792517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/kimdi-giden-kimdi-kalan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1336677835348792517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1336677835348792517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/kimdi-giden-kimdi-kalan.html' title='Kimdi giden kimdi kalan'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTP4_YXb8HI/AAAAAAAAAOA/y9hC48JCOTk/s72-c/Lusavori%25C3%25A7%2BKapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1446082142136200533</id><published>2011-01-13T10:02:00.001+02:00</published><updated>2011-01-17T12:21:51.038+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alev Lenz'/><title type='text'>Kuracağımız tüm düşler için</title><content type='html'>“Her şeyin hem birbirinden farklı hem de birbirinin aynısı olan bir paralel evren düşleyin. Köklerin göklerin ta tepesine uzandıkları, ‘insanların gitmek istedikleri yerlere gidebildikleri’, şarkıcıların yaşam öykülerini dizelerde anlattıkları ve uzaklarda, çok uzaklarda, kentlerin yeniden birer yuvaya dönüştükleri bir evren.” Bu güzel cümle, Alev Lenz’in kendi internet sitesindeki pasajlardan birinde geçiyor. Basit gibi görünse de aslında insanı serseme çeviren çok vurucu bir cümle. Kentlerin yeniden yuvaya dönüştüğü, çocukların kurşunlanarak değil de oyun oynayarak düşe kalka büyüdüğü bir evren artık mümkün mü?.. Kurduğumuz düşlerde yaşayamamak; ama inatla düş kurmak, sabırla o günü beklemek güzel bir şey. Olur ya belki bir gün gerçekleşir. Belki bir gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTQYO1mz5FI/AAAAAAAAAOQ/ccqc4ZscSk4/s1600/Alev_Lenz_%25283%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="320" width="214" src="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTQYO1mz5FI/AAAAAAAAAOQ/ccqc4ZscSk4/s320/Alev_Lenz_%25283%2529.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Alev Lenz, Alman bir baba ile Türk bir annenin kızı. Müzikle büyüyen, daha doğrusu büyütülen, aileden gelen telkinlerle yeni isimlerle tanışan, her yaş döneminde farklı müzikleri keşfeden, bunu da müziğine yansıtan dünyalar güzeli biri… Alev, çocuk yaştan itibaren piyano eğitimi almış. Öğrendiğimiz kadarıyla da Chopin’e ayrı bir ilgi duyuyormuş. Gel zaman git zaman Alev büyümüş ve yola kendi adını taşıyan bir rock grubuyla çıkmış. Hem de piyanoyla bu kadar haşır neşir olmasına rağmen. Almanya başta olmak üzere birçok yerde konser verdikten sonra sıra albüme gelmiş ve beynelmilel ilk albümleri olan “We Live in Paradise”ı yayımlamışlar. Sonrasında ise ismini gruba bırakarak müzik hayatına tek başına devam etme kararı alarak yeni albüm için kolları sıvamış. Daha önceden Türkiye’ye gelip çeşitli televizyon programlarına katılmış da olsa benim onu tanımam yeni albümü vesilesiyle oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Storytelling piano playing fräulein’ isminden de anlaşılacağı gibi piyanoyla hikâyelerin anlatıldığı kendin pişir kendin ye tarzında hazırlanmış eşine az rastlanır eklektik bir albüm. Her ne kadar Alev’in gidecek yolu çok olsa da sıradanlığa düşmeden başarıyla kotarılmış bir iş. Eksiği yok fazlası var. Ayrıca piyano ve hikâye sözcükleri yan yana durunca benim aklıma ister istemez ‘Tori Amos’ geldi. Zaten hanım kızımızda böyle bir havada sezinlemedim değil. Albüm, yaylıların Arcade Fire’ı andırdığı ‘Breathe’ ile açılıyor. Alev’in kırılgan/yorgun sesini tüm çıplaklığıyla duyduğumuz “Don’t Watch Me Go” şarkısı sadece albümün değil, son günlerde duyduğum şarkıların en acıtanı. Bu iki şarkı başta olmak üzere ’Storytelling piano playing fräulein’ beni fena yakaladı; kolay kolay da bırakmıyor. O derece. Ve tekrar başa dönecek olursam, bu albüm, serin bir yaz akşamında kurduğumuz mavi düşlere yardım ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1446082142136200533?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1446082142136200533/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/kuracagmz-tum-dusler-icin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1446082142136200533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1446082142136200533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/kuracagmz-tum-dusler-icin.html' title='Kuracağımız tüm düşler için'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TTQYO1mz5FI/AAAAAAAAAOQ/ccqc4ZscSk4/s72-c/Alev_Lenz_%25283%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-544530161607635371</id><published>2011-01-12T10:51:00.002+02:00</published><updated>2011-01-12T10:55:30.755+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Göksel'/><title type='text'>"Issız Adam"a inat ille de Göksel</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TS1schAc-gI/AAAAAAAAANY/aASW4l6SpI8/s1600/G%25C3%25B6ksel.JPG" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="334" width="400" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TS1schAc-gI/AAAAAAAAANY/aASW4l6SpI8/s400/G%25C3%25B6ksel.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Göksel’in yeni albümüne geçmeden önce kısaca ‘anakronizm’ kelimesinden bahsetmek istiyorum. Anakronizm, Fransızca bir kelime olup Büyük Larousse’da “bir olayı, yanlış bir tarihe ya da çağa yerleştirmekten kaynaklanan yanılgı, değişik çağları birbirine karıştırma” şeklinde tanımlanır. Örneğin Jean-Jacques Rousseau’nun hayatının anlatıldığı bir belgeselde onu ‘Das Kapital’ okurken görüyorsak bilelim ki o belgesele bir tutam anakronizm bulaşmıştır. Yönetmenin kafası karışıktır, belki de kıyaktır. Niye mi? E yani o dönemde ‘Das Kapital’ vardı da Jean-Jacques Rousseau mu okumadı? Anakronizm, işte budur: Yaşlı bir teyzenin ‘ah o metrobüslü günler’ diye iç geçirmesidir. Şimdi buradan Göksel’e geçeyim. Biraz ‘daldan dala gel bu yana’ oldu, olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi şu ki, Göksel farklı bir yerde duruyor. İkincisi, onu kimselerle kıyaslamıyorum. Canım memleketimin en nevi şahsına münhasır sanatçılarının başında. Bir parantez açıp şu ‘sanatçı’ meselesinde aklımı kurcalayan bir konuya değineyim. Uzayda yaşamadığımıza göre neyin popüler olduğu, neyin tavan yaptığı belli. Belli olmasına belli; fakat herkesten de ‘müthiş sanatçı’ diye bahsedilmesi beni dumura uğratıyor. Bu; her şeyin fütursuzca metalaştığı bir çağda, sanatçı kavramının da içinin boşaltılarak yeni bir tanımla önümüze konmasıdır.  Ya bu dayatmayı kabul edip ‘evet, sanatçı böyle bir şey’ diyeceğiz ya da topyekün bir ‘red’ çığlığı atacağız. Konuyu fazla dağıtmadan soruyorum: Duyduğumuz her sesin sahibine ‘müthiş sanatçı’ deniliyorsa Göksel’e ne diyeceğiz? Yok, eğer Göksel’e sanatçı diyorsak etrafımızdakiler de kim? Onlara ne diyeceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göksel’i 90’ların sonunda ‘sabırla’ tanıdık. 2001’de ‘depresyondayım’ diyerek bilumum herkesin diline dolandı. Krizin teğet değil de tam ortamızdan geçtiği bir senede yedisinden yetmişine depresyondaydık, banka soymayı düşündük. Kimi bu şarkının tamamını ezbere söyledi kimi de nakaratlarını. Öyle güzel, öyle kendine has söylemişti ki birazcık Müslüm Gürses birazcık da Beth Gibbons havası vardı. 2003’te ise depresyondan çıkıp bu kez de ‘hastasıyımla’ geldi. Bir şey vardı Göksel’de. Şarkılarında açığa çıkan bir şey. İki sene sonrasında, kuş olup gökte uçmaya ‘karar verdik’, ‘arka bahçede’ seher vakti bir telaş varken umarsızca ‘dünya’ dedik. Albümün ve Göksel’in en kötü iki şarkısından biri olan “Bir Seni Konuşurum”u pas geçiyorum, aramızda kalsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göksel’i en son, 2007’deki “Ay’da Yürüdüm” albümünde bırakmıştık. İki senelik süre zarfında o da biz de çok değiştik. 2007’den bu yana Göksel’in iş ve aşk hayatında köklü değişiklikler oldu: Hem bugüne kadarki albümlerinde beraber çalıştığı eşi Alper Erinç’ten boşandı hem de Sony Music’ten ayrılarak Avrupa Müzik’e geçti. Ve hatırlatayım ki bu albümün kadrosu diğer albümlerden neredeyse tamamen farklı. Normal şartlarda “Göksel’in söz ve müziklerinden oluşan bu albüm” cümlesini kurardık. Fakat ‘Mektubumu buldun mu?’ albümü Göksel’in diğer beş albümünden bağımsız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel olarak retrodan pek hoşlanmasam da albüm, kendimi sorgulamama vesile oldu. Issız Adam’ın çığır açtığı bir dönemde sağımız/solumuz, önümüz/arkamız 70’ler, 80’ler olmuştu. Hâliyle böyle bir ortamda nostaljik (nostaljik?) bir albüm yapmak hem zor hem kolay. Zor; çünkü etrafımızda böyle bir dolu albüm varken yeni bir albüm kimselerin dikkatini bile çekmeyebilir. Kolay; çünkü sekiz dokuz tane eski şarkıyla pekâlâ bir albüm yapılabilir. Tabii sözüm meclisten dışarı. Göksel bu. Hiç öyle olur mu? Hiç alelade bir albüm yapar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ağlamak Güzeldir’, ‘Dudaklarında Arzu’, ‘Sen Bensiz Ben Sensiz’ ve ‘Çaresizim’ de dâhil olmak üzere çoğu 70’lere ait 12 şarkı var albümde. Sezen Aksu’dan Fikret Şeneş’e, Zeki Müren’den Gönül Yazar’a Seyyal Taner’den Bora Ayanoğlu’na kadar eski zamanlara damga vuran isimleri bir şekilde görmek/duymak mümkün. Hele bir de sözleri Âşık Sait’e ait olan ‘Bilemedim’ şarkısı var ki dinlediğim vakit gözüme toz kaçmadıysa, yağmur da yağmamışsa; evet ağladım. Ayrıca albümün kartonetindeki fotoğrafları gördükten sonra oturup düşündüm ve birilerinin Göksel’i 20-30 sene öncesinden alıp buraya koyduğuna kanaat getirdim. Yoksa başka türlü izah edilemez bu albümün orijinliği. Yani burada tarihin bizzat kendisi anakronizm yapıyor. Peki bundan şikâyetçi miyim? Asla. Aksine çok mutluyum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-544530161607635371?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/544530161607635371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/issz-adama-inat-ille-de-goksel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/544530161607635371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/544530161607635371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/issz-adama-inat-ille-de-goksel.html' title='&quot;Issız Adam&quot;a inat ille de Göksel'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TS1schAc-gI/AAAAAAAAANY/aASW4l6SpI8/s72-c/G%25C3%25B6ksel.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-8388277489601467164</id><published>2011-01-10T08:51:00.000+02:00</published><updated>2011-01-10T08:53:02.793+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öykü Berk'/><title type='text'>Yeniden Öykü Berk kardeşler</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TSqsvI5llKI/AAAAAAAAANA/rHl-cr6-CCc/s1600/%25C3%2596yk%25C3%25BC%2B%2526%2BBerk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TSqsvI5llKI/AAAAAAAAANA/rHl-cr6-CCc/s400/%25C3%2596yk%25C3%25BC%2B%2526%2BBerk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5560446615785149602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Popüler kültürün bir kez olsun çekim alanına girmişseniz artık kolay kolay geriye dönemezsiniz. Tekrar eskiye dönecek yolları bulamazsınız. Yürüdüğünüz yollar, geçtiğiniz köprüler heder olmuştur artık. Hoş dönseniz bile; ne siz eskisi gibi olabilirsiniz, ne de geride bıraktıklarınız. Çok değişmişsinizdir, çook. Öykü ve Berk’e bu sitemler; daha ziyade, iki sene içinde nereden nereye gittiklerine veya gidemediklerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malumunuz Öykü ve Berk, başbakanın bile alenen girdiğini söylediği Youtube’a koydukları ‘Evlerinin Önü Boyalı Direk’ klibiyle kısa zamanda çok büyük(!) işler yaptı. Klip, kaldırılana kadar bilmem kaç milyon kişi tarafından tıklanarak/izlenerek o sene dilden dile dolaşmaya başladı. Tıklandıkça dilden dile dolaştı, dilden dile dolaştıkça tıklandı. Bu rüzgârı da arkasına alan ikili, vakit kaybetmeden ilk albümleri “Kısmet”i yayımladı. Sonrasında yeni klipler çekildi ve bu klipler ekranlarda dönmeye olanca hızıyla devam etti. Yetmedi; memleketin en ünlü eğlence/şov programlarında boy gösterdiler. O da yetmedi; kendileri bir program hazırladı. Gündüz kuşağı olsun, gece kuşağı olsun sağımız solumuz Öykü ve Berk oldu. Çok hızlı bir şekilde kardeşleri tanımaya başladık. Kardeşlerden Berk, Bilgi Üniversitesi’nde ses mühendisliği okuduktan sonra Sevilla’ya gidiyor, Öykü ise İTÜ Devlet Konservatuarı Şan bölümüne. Benim anladığım kadarıyla iyi bir eğitim aldıkları tartışılmaz. Sorunlardan biri de burada zaten. Katıldıkları her programda ‘biz şu eğitimi aldık, bunları öğrendik, şunları da zaten biliyoruz’ diye üzerine basa basa söylemeleri biraz itici oluyordu. Tamam, aldıkları eğitime sonuna kadar saygı duyuyoruz; tebrik de ediyoruz. Ama insanın gözüne soka soka da söylenmez ki bunlar. Neyse, albüme geçelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni albüm ‘İki Arada’ içinde, ‘Evlerinin Önü Boyalı Direk’ gibi bir hit barındırmadığından olsa gerek, ilk albüm gibi fazla ses getirmedi; fakat yine de albümü çok satanlar rafında görmek mümkün. Albüm, dinlenebilirlik açısından “Kısmet”ten farklı değil. Berk’in hünerlerini sergilemesi haricinde -üzülerek söylemeliyim ki- ilk albümden pek bir farkı yok. Sadece türkülerin/şarkıların adları değişmiş. Kendi adıma ‘Yaktın Yandırdın Beni’ albümün en hoşuma giden türküsü oldu. Bir Neşet Ertaş klasiği olan ‘Ah Yalan Dünya’ ise bu vasat albümü ayakta tutan bir diğer türkü olarak dikkat çekiyor…  Öykü’nün o acayip -ama artık eskisi gibi olmayan- vokali ve de ‘Yaktın Yandırdın Beni’ hatırına albümü alalım, dinleyelim; fazla bir şey beklemeden.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-8388277489601467164?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/8388277489601467164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/yeniden-oyku-berk-kardesler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8388277489601467164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8388277489601467164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/yeniden-oyku-berk-kardesler.html' title='Yeniden Öykü Berk kardeşler'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TSqsvI5llKI/AAAAAAAAANA/rHl-cr6-CCc/s72-c/%25C3%2596yk%25C3%25BC%2B%2526%2BBerk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-2799988795875011838</id><published>2011-01-06T09:58:00.003+02:00</published><updated>2011-01-06T10:03:49.321+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lisa Ekdahl'/><title type='text'>İsveç'in sıcaklığı, soğukluğu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TSV2wBK6r-I/AAAAAAAAAM4/u7z4xPE3Gu0/s1600/Lisa_press-8cmyk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TSV2wBK6r-I/AAAAAAAAAM4/u7z4xPE3Gu0/s400/Lisa_press-8cmyk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5558979882378768354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Galiba bazı insanlar, bulundukları toprakların karakteristik özelliklerini bire bir taşıyorlar. Size ‘İsveç’ desem, siz de bana hemencecik ‘kışların çok soğuk geçtiği, sarı saçlı, sakin; pek derdi gamı olmayan insanların yaşadığı kendi hâlinde mutlu bir İskandinav ülkesi’ diye cevap vereceksiniz, tahmin ediyorum. Her daim yanılma payımı da göz önüne alarak ‘evet, haklısınız’ diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsveç’in ikliminden bahsettikten sonra “Lisa Ekdahl”a geçelim. Düşündüğünüz gibi Lisa Ekdahl, İsveçli. Sıcak bir soğukluk var fotoğraflarında/sesinde. 1971 Stockholm doğumlu. Acayip güzel ‘caz’ söylüyor. Bir çocuğun sesi kadar masum bir sesi var. Yumuşacık, battaniye gibi. Ya da tam uyurken hayal meyal hatırlanan seslerin doyumsuz lezizliği gibi. O leziz sesiyle şuana kadar on albüm çıkardı. Evet, on albüm. Şarkılarını kimi zaman İsveççe kimi zaman da İngilizce söylüyor. 1994 yılında kendi adını taşıyan ilk albümüyle, özellikle de ‘Vem Vet’ şarkısıyla epey bir popüler oldu İskandinav coğrafyasında. Daha geniş kesimler tarafından tanınması, buralarda da dikkati çeken ‘Heaven, Earth and Beyond’ albümüyle oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü gitarist ‘Salvadore Poe’ ile evli olan Ekdahl’ın ‘Give Me That Slow Knowing Smile’ adlı son albümü ise Türkiye’de geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Albümdeki tüm şarkıların söz ve müzikleri Lisa Ekdahl’a ait. Albümün prodüktörlüğünü ‘Mattias Blomdakl’ yapmış. Tıpkı Ekdahl’ın sesi gibi albümün kapağı ve içi de hiç abartıya kaçılmadan çok doğal bir şekilde hazırlanmış. Bu sadelikten ben çok etkilendim. Şarkılar hakkında da kısaca şunları söyleyebilirim: Sanki bir an Andrew Bird’ün ıslıklarını duyduğumuz, albüme ismini de veren ‘Give Me That Slow Knowing Smile’ şarkısı, havaların bozduğu şu günlerde sıcak ve neşeli bir güneş gibi geliyor. ‘I Don't Mind’, “I'll Be Around” şarkılarıyla yavaş yavaş kaslarımızın gevşediğini hissedip omuzlarımızdan ağır bir yük kalkıyor. Peşi sıra gelen şarkılarla küçücük bir odada bir başımıza saatlerce tembellik hakkımızı kullanıyoruz. Canımız hiçbir şey yapmak istemiyor, zamandan ve mekândan bağımsız olduğumuzu hissediyoruz… Her şeyiyle dört dörtlük olan ‘Give Me That Slow Knowing Smile’ albümünü alıp dinlemek kimseye bir şey kaybettirmez, aksine kazandırır. Hiç yoktan bedavaya İsveç’e gidip geliriz, ülkeler arası ruhsal bir yolculuk yaparak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-2799988795875011838?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/2799988795875011838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/isvecin-scaklg-soguklugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2799988795875011838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2799988795875011838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2011/01/isvecin-scaklg-soguklugu.html' title='İsveç&apos;in sıcaklığı, soğukluğu'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TSV2wBK6r-I/AAAAAAAAAM4/u7z4xPE3Gu0/s72-c/Lisa_press-8cmyk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-4633456713106869755</id><published>2010-12-31T09:16:00.008+02:00</published><updated>2011-04-25T08:27:58.912+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Leonard Cohen'/><title type='text'>Geleceği gördüm birader, gelecek: cinayet</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TR2D751hQoI/AAAAAAAAAMw/T00iOrvbheM/s1600/Leonard%2BCohen%2B%25281%2529.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 278px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TR2D751hQoI/AAAAAAAAAMw/T00iOrvbheM/s400/Leonard%2BCohen%2B%25281%2529.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556742580405879426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok iyi hatırlıyorum: 11 Mart 2008’de Leonard Cohen’in 5-6 Ağustos tarihlerinde İstanbul’da konser vereceğini söylemişti bir arkadaşım. İlk duyduğumda -ne yalan söyleyeyim- pek ihtimal vermemiştim. Amma velakin haber doğruydu. Cohen, ilk kez buraya gelecekti. Cohen İstanbul’a gelecek ve biz o tarihlerde, göğe merdiven kurup Tanrı’ya bir adım daha yaklaşacaktık. Ama olmadı, Cohen gelmedi. Sonra biz üzüldük. Kendimize kızdık. O’nu bir kez olsun canlı dinleyemeden/izleyemeden kaybedeceğimizi düşündük. Ve sorduk birbirimize: O sene bu imkâna sahip olamadıysak hangi sene olacaktık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leonard Cohen’ler, Bob Dylan’lar, Joni Mitchell’lar. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi duruyorlar. Benden önce de vardılar, benden sonra da var olacaklar, eminim. Zamanın tersi yönünde ilerliyorlar. Sonsuzluk gibiler. Yaşları hiç yokmuş gibi. Hiç yaşları olmamış gibi. Yılların toplamından daha fazla hayatları. Hayatları ömürlerinden daha uzun. Düşünüyorum da acaba Cohen, bu yaşına kadar kaç kişilik hayat yaşamıştır? Benim için, sizin için, hepimiz için. Sayısı kaçtır, sırları nedir? Yahut sır var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9xfYw_vCRpo/TbUFsAfvEEI/AAAAAAAAAU8/oiqG7ivpAFk/s1600/Leonard%2BCohen.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="256" width="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-9xfYw_vCRpo/TbUFsAfvEEI/AAAAAAAAAU8/oiqG7ivpAFk/s320/Leonard%2BCohen.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Benim sıkça referans gösterdiğim, acıyı, yası okuruna bir bıçak gibi saplayan, hayattan öcünü sözcüklerle alan, en güzel şairlerin en başında gelen Bejan Matur, ‘Ada, Ben ve Defne’ şiirinde “Derinlik kendine bakmasındadır insanın / Gözlerini içine daldırmasında” der. Leonard Cohen’i bu iki dizeyle özetleyebilirim; ama bir farkla. O, sadece kendisinin içine değil hepimizin içine daldırıyor gözlerini. Dünyanın göbeğine daldırıyor. Dünyayı özetliyor gözleriyle. Gözleri bir dünya zaten. İçinde herkesin bir şeyler bulduğu, içinde her şeyin bulunduğu ucu bucağı olmayan bir dünya. Bu yüzden sordum kaç kişilik hayat yaşadı Cohen diye. Yüzündeki çizgilerde kaç kişinin hikâyesi görülüyor? Kaç hikâye o çizgilerde başladı, bitti; mutlu veya mutsuz? Kaç hikâye eksik kaldı, sonunu getiremedi? Peki daha kaç hikâyeyi okuyacağız o çizgilerde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Live In London’, Cohen hikâyelerinin okunduğu benim gördüğüm en güzel hazine. O çizgileri oluşturan şarkıların yer aldığı, elimizi uzatıp yakaladığımız/yakalayamadığımız düşlerin saklandığı bir kayıt. Gözümüzden dahi sakınacağımız, başucumuza koyacağımız; nefes alabilen, duyabilen, kayıttan öte adeta bir can. Candır can.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cohen’in 12 Temmuz 2008’de Londra O2 Arena’da verdiği konserin kayıtlarından oluşan ‘Live In London’, iki farklı şekilde yayımlandı. Biri, iki cd’li versiyonu, diğeri de yaklaşık iki buçuk saat süren dvd’li versiyonu. Tavsiyem, elbette ki dvd’li özel versiyon. O2 Arena’da, tarihe tanıklık edenleri daha da kıskandım dvd’yi izleyince. ‘Keşke’ dedim, ‘keşke ben de orada olsaydım’; fakat ‘keşke’leri kaldırmak gerek hayattan. Hayat pişmanlıklarla daha güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-jZqSJtzoIs4/TbUGXFV4OGI/AAAAAAAAAVU/4tcf_3yhVGw/s1600/Live%2Bin%2BLondon%2B%25281%2529.JPG" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="181" width="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-jZqSJtzoIs4/TbUGXFV4OGI/AAAAAAAAAVU/4tcf_3yhVGw/s200/Live%2Bin%2BLondon%2B%25281%2529.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Albümde hangi şarkıların olduğunu tek tek yazsam, inanın bu köşenin en az üçte birlik bölümü gider. Pek uzatmayalım.‘Dance Me To The End Of Love’ ile açılıyor bu muhteşem konser albümü. Peşi sıra “I’ve seen the future, brother: it is murder” (geleceği gördüm, birader: gelecek, cinayet) dediği “The Future’ geliyor. Cohen’in en sevdiğim, sözlerini en beğendiğim şarkılarının tepesinde olan ‘The Future”u, o yaşta Cohen’den bir kez daha duymak inanın ağzımın açık kalmasına vesile oldu. ‘Şapkasız çıkma abi’ye saygım katlanarak büyüdü. Ben sarsılmışken, Leonard Cohen külliyatının en sevilen şarkıları, örneğin ‘Ain’t No Cure For Love’, ‘Everybody Knows’,‘Anthem’, ‘Suzanne’, “I’m Your Man”, ‘Sisters Of Mercy’ ekranda dönmeye devam ediyordu. Tanrım, ne büyük bir şans! Televizyonun karşısında ellerimi dizlerimin altında unutmuş, öylece kalakalmışım iki buçuk saat boyunca. Ayağa kalktığımdaysa şu küçücük kalbimle dünyayı kucaklayabilmenin dayanılmaz ağırlığını hissettim. Daha ne diyeyim Hallelujah.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-4633456713106869755?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/4633456713106869755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/gelecegei-gordum-birader-gelecek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4633456713106869755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4633456713106869755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/gelecegei-gordum-birader-gelecek.html' title='Geleceği gördüm birader, gelecek: cinayet'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TR2D751hQoI/AAAAAAAAAMw/T00iOrvbheM/s72-c/Leonard%2BCohen%2B%25281%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-2030955179689982560</id><published>2010-12-29T20:26:00.005+02:00</published><updated>2011-01-10T20:33:04.641+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Franz Ferdinand'/><title type='text'>Franz Ferdinand hatırına</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRt9q3KKc1I/AAAAAAAAAMo/eNxIpgfMqK8/s1600/Franz%2BFerdinand.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRt9q3KKc1I/AAAAAAAAAMo/eNxIpgfMqK8/s400/Franz%2BFerdinand.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556172740606194514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnsanı çok fena dans ettiriyor ‘Franz Ferdinand’. Hem de öyle böyle değil. Hele de bizim gibi kapı gıcırtısında bile yerinde duramayanlar için biçilmiş kaftan gibiler. (İnanmayanlar için bakınız: zaman ötesi ilk albümleri “Franz Ferdinand”a) Belki de onları bu kadar çok sevmemizin arkasında bu var. Alışılagelen rock’tan, punk’tan çok farklılar. Müziklerindeki ‘milleti dans ettirme dürtüsü’ onları bir iki adım, hatta üç dört adım öne çıkarıyor. Adamlar hiç çekinmeden ‘bakın, bizim müziğimizle de dans edebilirsiniz; hem de çok güzel, çok deli dolu’ diyebiliyorlar. Vallahi söylediklerinin hakkını da sonuna kadar veriyorlar, tebrik edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avusturya-Macaristan arşidükü ‘Franz Ferdinand’, bize okutulan tarih derslerinde I. Dünya Savaşı’nın çıkma sebebi olarak gösterilirdi. Çocuk aklımız, sadece bize söylenenlere inandığı için çok da anormal bir durum gibi gözükmezdi, koskoca dünya savaşının başlama sebebi olarak Franz Ferdinand’ın suikaste kurban gitmesi. Yazıya dans ile girip cihan harbine uğramak biraz tuhaf oldu; ama yapacak bir şey yok. Adamlar kendilerine ‘Franz Ferdinand’ ismini taktıktan sonra bu olayı anmadan geçmek olmazdı. Bu yazıda bahsi geçen/geçecek olan ‘Franz Ferdinand’ ise İskoçyalı bir grup. Savaşla filan alakası yok yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup 2004 yılında kendi isimlerini taşıyan ilk albümleri ‘Franz Ferdinand’ ile dünya müzik piyasasına öyle bir giriş yaptı ki hakikaten muazzam. Albümde bir ‘Take Me Out’ ile ‘The Dark of the Matinée’ şarkıları var ki; yüz metre uzaktan duyulsa kolları sallandırmaya yetiyor. O derece enerjik şarkılardı. Bir sonraki yılda ise grubun ikinci albümü ‘You Could Have It So Much Better’ yayımlandı. İki sene içerisinde yayımlanan bu iki albüm; önce bir boşluğu (rock’un pop müzikle soslanıp insanları ayağa kaldırması ve/fakat bunu yaparken de retroya düşmemesi, gayet yeni bir şey olarak önümüze konulması) doldurması bakımından gayet başarılıydı; sonrasında ise sürekli aynı şeyleri dinlettirme hissine yol açtığı için birbirinin tekrarı gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tonight: Franz Ferdinand” ise önceki iki albümden, biraz daha ileri gidelim, bildiğimiz Franz Ferdinand stilinden çok farklı bir çalışma. Zaten albümün böyle olacağının donelerini grubun cancağızı “Alex Kapranos”tan almıştık. Haklıymış da. Albüm, grubun dance-rock’tan başka neleri ne kadar yapabileceğini göstermesi açısından iyi bir sınav olmuş. Elemanlar kimi sorulara o kadar güzel cevap vermişler ki insan direkt yüz verip geçirmek istiyor. Bazı sorularda vasatın bile altında kalmışlar ki bu kâğıt elliyi bile zor alır diyorsunuz… Albümün ilk single’ı ‘Ulysses’, daha albüm çıkmadan ortalığın şöyle bir toz dumanını almıştı. Yine de bir ‘Take Me Out’ etkisi bırakamadı hayranlarında. ‘Turn It On’, ‘No You Girls’ içinse söylenecek pek bir şey yok, gayet sıradanlar. ‘Twilight Omens’ ise bu saydıklarımızın arasından sıyrılıyor. Diğer tüm ‘Franz Ferdinand’ şarkıları arasından sıyrılıp gelmesi de muhtemel. İstanbul’a selam gönderen yaklaşık sekiz dakikayla albümün en uzun süren şarkısı olan “Lucid Dreams”in ise ikinci kısmı için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Kapanışa yakın duyduğumuz ‘Dream Again’ ve ‘Katherine Kiss Me’ şarkıları, sanki slow-motion bir çekim gibi: ağır aksak, kör topal. Velhasıl Franz Ferdinand’ın yüzü suyu hürmetine albümü beğendik diyebiliriz. Peki içimize sindi mi? Hayır, sinmedi. Peki çok mu kötü bir albüm? Kesinlikle hayır, oldukça güzel; ama yine de eksik olan bir şey var. Tam olarak ben de bil(e)miyorum. Fakat bundan daha iyisini yapabileceklerini biliyorum, bekliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-2030955179689982560?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/2030955179689982560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/franz-ferdinand-hatrna.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2030955179689982560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2030955179689982560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/franz-ferdinand-hatrna.html' title='Franz Ferdinand hatırına'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRt9q3KKc1I/AAAAAAAAAMo/eNxIpgfMqK8/s72-c/Franz%2BFerdinand.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-113067024232415295</id><published>2010-12-27T10:43:00.001+02:00</published><updated>2010-12-27T10:46:32.827+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İncesaz'/><title type='text'>Kalpteki masmavi bir deniz</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRhSZM72LtI/AAAAAAAAAMg/AUDL-pNoDrs/s1600/%25C4%25B0ncesaz.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 315px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRhSZM72LtI/AAAAAAAAAMg/AUDL-pNoDrs/s400/%25C4%25B0ncesaz.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5555280733283954386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Başka türlü bir şey İncesaz’ın yaptığı müzik. Ne ağaca benzer ne de kuşa. Başkadır, bambaşkadır: Yabancılaşan şehrin yabancılaşan insanlarının aynadaki eski yüzleridir. Onların eskiyen hayallerinin yolculuğudur. Ruhun İstanbul’da kaybolmasıdır. Ruhun İstanbul’da kendini bulmasıdır. Hayata ara vermektir. Birazcık dinlenmek, kuş tüyü kadar da hafif olmaktır. Velhasıl son albümlerinin isminden aşırarak yazarsak ‘kalpteki denizdir’…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1997 yılında Murat Aydemir, Derya Türkan ve Cengiz Onural üçlüsünün yola çıkmasıyla ilk kıvılcımları çakılan İncesaz’ın hayatımıza girişi, bundan tam on yıl önce ‘Eski Nisan’ albümüyle oldu. Tanburun, kemençe ve kemanın modern zamana inat sesini duyduk bu albümde. Albümdeki ‘Bilge’ parçası bile, ‘İncesaz’ hayranı olmak için tek başına yeterli bir sebepti. ‘İkinci Bahar’ dizi müzikleri ise İncesaz’ın kalbimizdeki yerini sağlamlaştırdı. Peşi sıra ise kâh Melihat Gülses’li ‘Eylül Şarkıları’, kâh Cengiz Özkan’lı ‘Elif’ albümü arz-ı endam eyledi. Derken günümüze, “Kalbimdeki Deniz”e geliverdik. Tabii buraya, yıllardır ailecek izlediğimiz ve bize güzel bir anı olarak kalan ‘Ekmek Teknesi’ dizisinin müziklerinin de İncesaz’a ait olduğunu yazmam gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Kalbimdeki Deniz’ İncesaz’ın altıncı albümü. İki yıllık aradan sonra özlediğimiz/beklediğimiz İncesaz albümü. Her albümde evlerinin kapılarını sonuna kadar açan İncesaz’ın bu seferki misafirleri “İstanbul’a Dair” ve “Mazi Kalbimde” albümlerinde de sesini duyduğumuz ‘Dilek Türkan’ ile Oya-Bora ikilisinden tanıdığımız Bora Ebeoğlu. (Dilek Türkan’ı nasıl hayran hayran dinlediğimi, inanın buradan anlatamam, anlatsam bile buraya sığdıramam) Misafirlerle ev sahipleri, ustalarla çıraklar, görünenlerle görünmeyenler, sesini duyduklarımızla duymadıklarımız toplamda 14 şarkıyı denizden gün ışığına çıkardı bu albümde. İncesaz’ın kendi şarkılarının yanı sıra Neveser Kökdeş, Muhlis Sabahattin Ezgi ve Sadi Işılay'ın da birer şarkısı yer alıyor “Kalbimdeki Deniz”de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümde, “klasik İncesaz duruşu”ndan sonra benim dikkatimi çeken en önemli husus ‘sözler’ oldu. Sözleri acayip şekilde beğendim. Nedendir bilmem ama bazı sözleri duyduğum vakit, iki üç dakika öylece düşünmeye başladım. Düşünürken başka bir boyuta taşındığım için kaçırdığım şarkıları tekrar dinlemek zorunda kaldım. Albüme ismini veren, açılış şarkısı da olan “Kalbimdeki Deniz”de geçen ‘dünya bölündü, ortasında ikimiz’ cümlesi nedendir bilmem ama tuhaf bir şekilde aklımı meşgul etti, ediyor da. Harikulade. Daldan dala atlayıp en sona, yani kapanış şarkısına “Yalnızız”a geleyim ve ‘kandırdın ah İstanbul hepimizi’ sözü üzerine de kafa yorduğumu yazayım. Dilek Türkan’ın bir ay ışığı gibi parladığı ‘Tam Zamanı’ şarkısına da ayrıca dikkat çekmek istiyorum. ‘Bir yara merhemin buldu günden / Onun yerinde sonra yeşerdi çiçekler’ derken kalbimizdeki bam teline dokunuyor açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir grubu hele de İncesaz’ı kâğıda dökmek, onu bu sayfada anlatmaya çalışmak gerçekten çok zor. Çok klasik olacak ama bazen bazı şeyleri kelimelerle anlatamıyorsunuz. Bence en iyisi sokağa çıkmak, dışarı çıkmak. Çünkü ben İstanbul’un her yerinde ve her şeyinde bir tutam “İncesaz müziği”nin olduğuna inanıyorum. Sultanahmet’te yürürken, vapurla karşıya geçerken; gecenin karanlığında üşürken, gündüzün sıcağında terlerken; susarken, konuşurken, dinlerken; rakı masasında bir teklik atarken, eski günlerden dem vururken; gülerken, ağlarken bir şekilde duyacaksınız o müziği. İnanın duyacaksınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-113067024232415295?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/113067024232415295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/kalpteki-masmavi-bir-deniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/113067024232415295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/113067024232415295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/kalpteki-masmavi-bir-deniz.html' title='Kalpteki masmavi bir deniz'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRhSZM72LtI/AAAAAAAAAMg/AUDL-pNoDrs/s72-c/%25C4%25B0ncesaz.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-5329955839685398614</id><published>2010-12-24T10:05:00.002+02:00</published><updated>2010-12-24T10:07:38.406+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='MGMT'/><title type='text'>Einstein'a selam denemeye devam</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRRUwibF8OI/AAAAAAAAAMY/_Oz3T5RBOvQ/s1600/MGMT%2B%25281%2529.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRRUwibF8OI/AAAAAAAAAMY/_Oz3T5RBOvQ/s320/MGMT%2B%25281%2529.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5554157433305559266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sadece 2008’in değil son zamanların en uçuk kaçık, en deneysel albümlerinden biri olan ‘Oracular Spectacular’ hakkında geç de olsa bir şeyler yazabilmenin dayanılmaz tuhaflığını hissediyorum sayın okurlar. ‘Muhteşem Kehanet’ diye Türkçeye çevirebileceğimiz ‘Oracular Spectacular’ nedir ne değildir diye soracak olursanız çok kısa bir şekilde özetlemeye çalışayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MGMT, New York’lu Ben Goldwasser ile Andrew VanWyngarden ikilisinin bir projesi. İkili 2005 yılında ‘The Management’ adıyla ‘Climbing to New Lows’ diye bir albüm çıkarmıştı. Şimdi ise adlarında ufak bir harf cambazlığı yapıp MGMT adıyla ‘Oracular Spectacular’ albümünü çıkardılar. Albüm daha öncesinden pek de rastlamadığımız bir tarzda. ‘Daha ilginç neler yapabiliriz?’ mottosuyla bilgisayarın başına geçip teknolojinin de nimetlerinden yararlanan ikili sanki post modern bir deney yapmışlar bu albümle. Güzel mi olmuş? Bence güzel olmuş, tabii biraz tuhaf olduğu da bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümün en büyük hiti ‘Time to Pretend’ ünlü (Oasis’den Noel Gallegher gibi) ünsüz (benim gibi) birçok kişiye göre 2008’in en iyi şarkılarının başında geliyor. Klibiyle de ‘ateşi bulan ilk insanlar’ izlenimi veren bu pagan gençlerin ikinci single’ı ‘Kids’ ise FIFA 09 oyununun soundtrack’inde yer alıyor. Böyle de acayip yelpazesi var grubun. Daha bitmedi. Albümdeki bir diğer şarkı “Electric Feel”in ise interaktik oyunu dahi bulunuyor. Hatta bu şarkıyı yine son zamanların çok konuşulan ismi Katty Perry’nin BBC için yorumlamışlığı da var. Albümün bu ağır toplarından sonra ‘Weekend Wars, ‘Pieces of What’ benim dikkatimi çeken ilk şarkılar. Gerçi albümdeki her parça ayrı bir güzelliğe/ilginçliğe sahip. Hepsinin de tek tek ele alınıp incelenmesi ileriki yıllar için elzemdir. Zira ben son yıllarda böyle sıra dışı bir albüm görmedim. Göreceğim de yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-5329955839685398614?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/5329955839685398614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/einsteina-selam-denemeye-devam.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5329955839685398614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5329955839685398614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/einsteina-selam-denemeye-devam.html' title='Einstein&apos;a selam denemeye devam'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRRUwibF8OI/AAAAAAAAAMY/_Oz3T5RBOvQ/s72-c/MGMT%2B%25281%2529.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1226192896392134089</id><published>2010-12-22T16:27:00.003+02:00</published><updated>2010-12-22T16:39:36.908+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Ting Tings'/><title type='text'>Açılın, The Ting Tings geldi</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRINh4rIcBI/AAAAAAAAAMM/AOplW_TF-dc/s1600/We%2BStarted%2BNothing%2BKapak.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRINh4rIcBI/AAAAAAAAAMM/AOplW_TF-dc/s320/We%2BStarted%2BNothing%2BKapak.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5553516166301380626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İngiltere’de yolda yürürken herhangi bir sanatçıya denk gelmeniz oldukça yüksek bir olasılık. Hele de ‘Glastonbury’ gibi bir yerde dolaşırsanız emin olun düşe yazarkenki çarptığınız kişi sanatçı çıkar. Böyle verimli topraklardan bu kadar çok sanatçı çıkmasına çıkar; ama kimileri de -hatta çoğu- unutulur gider sessiz sedasız… Sonlarının bu şekilde olmamasını istediğim bir grup ‘The Ting Tings’. Ortalamanın üstünde bir kaliteye sahipler. Ama bu ayakta kalabilmeleri için yeterli bir sebep değil. Zira müzikal rekabetin had safhada olduğu, irili ufaklı birçok grubun bulunduğu bir yerde ayakta kalabilmek pek kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Ting Tings’in en önemli demirbaşı, vokalist ‘Katie White’. Bu sarışın kızımız, çoğu kişinin dikkatini çektiği gibi Blondie’ye benziyor. Grubun bir diğer demirbaşı ise Jules De Martino. Grup üyelerinin müzikal geçmişleri baya kabarık. İkili bir araya gelmeden önce çeşitli gruplarda yer almışlar. Nihayetinde de bir araya gelerek birbirlerini tamamlamışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk albümlerinden anlaşılana göre ikilinin gayet dolu dolu enerjisi var. Patlamaya hazır bomba gibiler: Punk’ın o azgın sularından diskonun baş döndüren danslarına, indie popun yerelliğinden elektro popun tuhaflığına kadar geniş sularda yüzmek hiç kolay olmasa gerek. Bunu gayet başarılı bir şekilde yapmak daha da zor olsa gerek. Albümün açılış şarkısı ‘Great DJ’, peşi sıra gelen ‘That’s Not My Name’, klibinin White Stripes’dan araklandığın düşündüğüm ‘Shut Up and Let Me Go’, ‘We Walk’ ve albüme ismini veren ‘We Started Nothing’ bir albüm için oldukça ses getirecek şarkılar. Tabii benim gibi bu kadar çok enerjisi olmayanlar için ‘Be The One’ parçası gayet güzel bir tercih dedikten sonra bir kez daha ‘umarım kalıcı olurlar’ temennisinde bulunayım. Ve yazıyı da bu temenniyle bitireyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1226192896392134089?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1226192896392134089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/acln-ting-tings-geldi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1226192896392134089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1226192896392134089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/acln-ting-tings-geldi.html' title='Açılın, The Ting Tings geldi'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TRINh4rIcBI/AAAAAAAAAMM/AOplW_TF-dc/s72-c/We%2BStarted%2BNothing%2BKapak.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-9055691262560186378</id><published>2010-12-20T16:52:00.004+02:00</published><updated>2010-12-22T10:35:35.709+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Carla Bruni'/><title type='text'>Kaideleri bozan bir 'first lady'</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ9uOx4CYEI/AAAAAAAAAKU/EuI3L5lCGrg/s1600/Carla%2BBruni%2B%25283%2529.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 273px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ9uOx4CYEI/AAAAAAAAAKU/EuI3L5lCGrg/s400/Carla%2BBruni%2B%25283%2529.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5552778065756708930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;‘Mankenlikten şarkıcılığa geçiş’ rekortmeni ülkemizin bünyelerde yarattığı tahribatı silip atmak kolay olmuyor. En azından ben silip atamıyorum. Maalesef, ulusal ve uluslararası alanda isminin önüne bu etiketi alan herkese hep şüpheyle yaklaşıyorum. Onlara karşı bazı önyargılarım oluyor. Peki bunun sorumlusu ben miyim? Sanmam. Bu benim suçum mu? Hayır. Ya kimin suçu? Sanırım hepimizin. Etrafımızda o kadar çok örnek var ki, etrafımızda o kadar çok kötü örnek var ki ister istemez insanın bilinçaltına yerleşiveriyor bu düşünceler/şüpheler/önyargılar. Ama hani bazı istisnalar da yok değil. Carla Bruni gibi, Micky Green gibi. Onlar sayesinde, Freud’a gerek kalmadan bilinçaltımı temizleyip ‘mankenden de şarkıcı olur’ diyeceğim bir gün. Hadi inşallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Carla Bruni, Camille ve Olivia Ruiz’le birlikte son yıllarda beğenip baş tacı yaptığım Fransız vokallerin en başında geliyor. (Tabii first lady’nin aslen İtalyan olduğunu hatırlatırım) Fakat o, ne Camile gibi uçuk ne de Olivia gibi hareketli. Sadece olduğu gibi. Göründüğü gibi. Olduğu gibi görünüyor. Sanki doğuştan bir ‘cool’luğa sahip. Aslında ne çok iyi bir sesi var ne de çok kötü. Sadece abartısız, temiz ve saf. Yani büyü sesinde, güzelliğinde değil. Belki de bundandır bir nehir duruluğundaki sesine hastalığım. Belki de bundandır onu bu kadar çok sevmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Carla’nın ilk albümü “Quelqu'un m'a dit” beni olduğum yere mıhlamıştı. Kendisini çok güçsüz hissedip hayatta hiçbir şey yapamayacağını düşünen biri. Soğuk bir kış günü. Dışarıda usul usul yağan kar. Pencereden umutsuz bir şekilde dışarıya bakan gözler. Karamsarlık, umutsuzluk. Boşa geçen yıllar vs. Albümün bendeki halet-i ruhiyesinin bir yansımasıydı bunlar. Sanırım Carla, bilinçli bir şekilde böyle melankolik olmasını istemişti ilk albümünün. ‘Hayattan hiçbir beklentisi olmayan; şömine başında oturmaktan canı sıkılan birinin eline gitarı alıp bir şeyler mırıldanması; ama çok güzel mırıldanması sonucunda oluşmuş bir albüm’ izlenimi veriyordu “Quelqu'un m'a dit”. Ama son albüm ‘Comme si de rien n’était’ (Hiçbir şey olmamış gibi) ilk albüme göre daha ‘güneşi görmüş’ bir albüm. Evde oturmaktan sıkılıp güneşli/neşeli bir yaz gününde kasabaya inen; küçük bir göl kenarında yürüyüşe çıkan birinin albümü ‘Comme si de rien n’était’ (Albümün kapağındaki fotoğraf da hemen hemen böyle)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Comme si de rien n’était’ Carla’nın İngilizce deneyiminden sonra tekrar Fransızca’ya geçtiği bir albüm. 2007 yılında İngilizce seslendirdiği ‘No Promise’ albümü biraz yapay duruyordu Carla’nın üstünde. Sanırım o da bunun farkında ki tekrar eski hâline döndü son albümüyle. Albüm 1950’lerdeBob Dylan’ın da söylediği ‘You Belong to Me’ dışında Fansızca sözlerden oluşuyor. İlk albüme nazaran daha iyimser, daha melodik. Bir şekilde sizi içine alıveriyor. Yorgunluk, dert tasa falan unutuluveriyor bir anda. Satış rakamlarının hiç de iç açıcı olmamasına rağmen (diğer iki albümün çok gerisinde) bence Carla’nın en iyi albümü. ‘Déranger les pierres’, ‘Notre grand amour est mort’ ve özellikle de ‘La possibilité d'une île’ şarkıları bir başka güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu kadar Carla’cı olmama rağmen bazı hayal kırıklıklarım da yok değil. Malum ‘Sarkozy’ meselesi. Böyle birinin nasıl olur da öyle biriyle evlendiğine akıl sır erdiremiyorum. Hani nerede Mick Jagger’lar, Eric Clapton’lar? ‘Böyle mi olmalıydı, başka türlü olamaz mıydı?’ gibi sorularım hâlâ cebimde duruyor; fakat fazla kurcalamamak lazım. Neticede kişisel tercihlere sonsuz saygım var; ama yine de ‘olmasaydı keşke’ demeden duramıyorum… Son olarak da benim aklıma her daim ‘Pelin Batu’ geliyor ‘Carla Bruni’ denilince. Neden? Bilmem. Ama öyle işte. İkisine de sevgiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-9055691262560186378?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/9055691262560186378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/kaideleri-bozan-bir-first-lady.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/9055691262560186378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/9055691262560186378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/kaideleri-bozan-bir-first-lady.html' title='Kaideleri bozan bir &apos;first lady&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ9uOx4CYEI/AAAAAAAAAKU/EuI3L5lCGrg/s72-c/Carla%2BBruni%2B%25283%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-5467162845202939018</id><published>2010-12-16T18:47:00.001+02:00</published><updated>2010-12-16T18:50:09.720+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nil'/><title type='text'>Orhan Veli'yi aratmayan albüm</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQpDNs0tBXI/AAAAAAAAAKM/24AWnPzLVTw/s1600/nil_15.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 274px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQpDNs0tBXI/AAAAAAAAAKM/24AWnPzLVTw/s400/nil_15.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5551323393337132402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Belki merak edenler olabilir o yüzden kendi kişisel görüşümü yazının başında belirteyim. Hatta kimse merak etmese bile en azından bu yazı için bir itiraf niteliği taşır. Evet, Nil Karaibrahimgil’in müziğini beğeniyorum. Hem de çok. Ne zaman bir albümünü dinlesem ya da bir şarkısını duysam acayip seviniyorum, mutlu oluyorum. Ve eğer ki bu yazıda kişisel beğenilerim çok ön plana çıkarsa şimdiden özür dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nil’in hep ‘bir elinde cımbız / bir elinde ayna / umurunda mı dünya!’ modunda olduğu düşünülüyor. Dahası sebepli/sebepsiz yere çok eleştiriliyor. Fakat birini eleştirirken bazı şeyleri görmezden gelip bir çırpıda silip atmak çok adil bir tutum olmaz. Nil’i sevmiyor olabilirsiniz, olabiliriz. Ama birini sevmemek çok farklı bir şey, sevmediğin kişinin takdir edilmesi gereken bazı başarılarına sırt çevirip onları görmezden gelmek başka bir şey. İlki makul karşılanabilir; ama ikincisinde bir adaletsizliğin olduğu ortada. Hadi adaletsizliği de geçtim; bu durum kimseye bir fayda sağlamaz ki. Olduğumuz yerde saymamıza sebep olur. E o zaman ne farkımız kalır ki kuyruğunu yakalamaya çalışıp da etrafında dönüp duran kedilerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette Nil’in de eleştirilecek tarafları vardır, var da. Fakat kimse mükemmel değildir ki. Hem o kadar mükemmeliyetçi olmaya gerek var mı ki? Bence Nil artılarının yanı sıra zaafları sayesinde Nil oluyor. Neleri yapabileceğini, neleri de yapamayacağını çok iyi biliyor. Kendini olduğu gibi kabul edip hiç çekinmeden ‘ben böyle biriyim’ diyebiliyor. En büyük artısı da bu zaten… Evet, bu uzuuun girişten sonra “Nil Kıyısında”ya dönebiliriz artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Nil Kıyısında’ yolun yarısına gelen birinin çıkarabileceği bir albüm. ‘Ben Özgürüm’ reklam filmiyle tanıdığımız o ‘küçük/özgür/şirin’ kızın yaşı otuz beşe dayanmışken yayımladığı manifesto adeta. Bir nevi ‘Dante gibi ortasındayız ömrün’ albümü. Eminim ki Nil 20 küsurlu yaşlarında böyle bir albüm yapamazdı. Şimdi diğer albümlerini kötülemek gibi olmasın da bu albümden önceki albümler biraz havada kalıyordu. Kek tarifi veriyordu, biz unutuyorduk. Hem çocuk hem de kariyer yapıyordu, ‘burada öyle bir şey mümkün değil’ diyorduk. Dahası tek taşını kendi alıyordu, biz de ‘bu memlekette kaç kadın tek taşını kendi alabilir ki’ diyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nil, bu albümde birçok şeyi değiştirmiş. Prodüktöründen fotoğraflarına kadar her şeyiyle yepyeni bir albüm ‘Nil Kıyısında’. Diğer üç albümünden daha iyi, daha nostaljik, daha melodram. Bu kadar ‘olmuş’ bir albüm, ilerisi için Nil’in kullanabileceği yolları daraltıp virajları daha mı keskin hâle getirir, bilemem. Hoş o ne yapsa da fazla yadırgamam. ‘Delidir ne yapsa yeridir’ dediğim yegâne kişidir kendisi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Seviyorum Sevmiyorum’ albümün en yerinde duramayan şarkısı. Açılış şarkısı, çıkış parçası. Klibi de cabası. Klip çok çılgın olmuş. Rahatlıkla Nil’in en seksi olduğu klip diyebilirim. Ama şarkının sözlerinde bir çelişki var. Bu konuya bir açıklık getirirse sevinirim gerçekten. Peşi sıra gelen ‘Çok Canım Acıyo’ ve ‘Yalnızlardanım’ şarkıları ‘İşte Nil, bence böyle biri’ dememe vesile oluyor. Zira ben Nil’in neşeli görünmesine rağmen çok hüzünlü/duygusal biri olduğuna inanmışımdır. ‘Ne Garip Adam’ ise benim favori iki şarkımdan biri. Mazhar Alanson ile düet yaptığı ‘İlla’ şarkısı ise üzülerek söylemeliyim ki albümün en zayıf şarkısı. ‘Eminim Sevmediğine’ yaylıların en yakıştığı hit olabilecek bir şarkı. ‘Duma Duma Dum’ albümdeki bir diğer favorim. ‘Kırık’ ise acıtan tuhaf bir şarkı. Arkasından gelen ‘Aşkımız Her Zamanki Gibi Tehlikede’ albümün en macera sever, en uçuk kaçık, en zirzop şarkısı. ‘Yalnız Kalpler de Atarlar’ kapanışın yapıldığı şarkı. Nil bu şarkının sözlerini Simpsons’ın ‘Bart the lover’ bölümünü izledikten sonra yazmış. İroniyle de olsa Dest-i İzdivaç’a bir selam gönderiyor. Oldukça güzel bir şarkı, bunu bir kenara not edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geçmiş Nil durulmuş, dinmiş. Biraz ağır başlı, oldukça da dokunaklı bir renge boyamış kendisini/albümünü. Adımlarını biraz daha temkinli atıp yere biraz daha sert basmış. Hayat da boş durmamış tabii. Nil’in bazı yönlerini törpülemiş, bazılarını da öne çıkarmış. Ve Nil yine/yeniden birilerinin kafasını karıştırmış. Unutmadan söylemeliyim ki biri birilerinin kafasını karıştırıyorsa bence bazı şeyleri başarmıştır. Ayrıca kafa karışıklığı da iyi bir şeydir. Nokta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-5467162845202939018?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/5467162845202939018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/orhan-veliyi-aratmayan-album.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5467162845202939018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5467162845202939018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/orhan-veliyi-aratmayan-album.html' title='Orhan Veli&apos;yi aratmayan albüm'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQpDNs0tBXI/AAAAAAAAAKM/24AWnPzLVTw/s72-c/nil_15.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-4508591981188219495</id><published>2010-12-13T11:56:00.002+02:00</published><updated>2010-12-13T12:04:17.679+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miles Davis'/><title type='text'>Kind of Blue dinlemek ya da dinlememek</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQXvkWtzb4I/AAAAAAAAAKE/G2RqpLWr8qs/s1600/Miles-Davis-Kind-Of-Blue.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQXvkWtzb4I/AAAAAAAAAKE/G2RqpLWr8qs/s400/Miles-Davis-Kind-Of-Blue.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5550105523656028034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;En derin sırlar en basit doğal şeylerdedir. -Feuerbach-&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanın hükmedemediği şeyler vardır. Sözünü geçiremediği. Bazı şeyler tarihe inatla direnir. Ona meydan okurlar adeta. Örnek mi? Buyurun: Tekrar edilebilme hayali bile güzel olan 1968’in o eşsiz Mayıs ayı silinebilir mi tarihten? Maradona’nın ‘86 Dünya Kupası’nda İngiltere’ye attığı gerçek olamayacak kadar güzel o golü kim unutabilir? Ya Picasso’nun Guernica’sı. Hangi rejim veya hangi general durabilir bu resmin önünde? Peki Miles Davis’in ‘Kind of Blue’ albümüne ne demeli? Zaman yenebilir mi bu albümü, zaman yenebildi mi ki bu albümü? Hayır, yenemedi. Elli yıl oldu, hâlâ yenemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan düşünün ki hayatı boyunca müziğin/cazın akışını üç kez değiştirip onu yeniden tanımlasın. 1949’da ‘Birth of the Cool’ ile “cool caz”ı, 1959’da ‘Kind of Blue’ ile “modal caz”ı, 1969’da ise ‘Bitches Brew’ ile “fusion caz”ı keşfetsin. Bir insan düşünün ki hayatı “gel-git”lerle dolu olsun. Resim tutkunu olup sergi açsın; uyuşturucu kullanıp tedavi olsun; en verimli çağında müzikten uzak dursun. Bir insan düşünün ki yaptığı işin hem çok zor olduğuna inansın hem de sıradan basit bir şey olduğunu düşünsün. İşte o insan “Miles Davis”in ta kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarım asır önce caz, oldukça muhafazakârdı. Hepi topu belli başlı bazı akımlar vardı: Louis Armstrong’un geleneksel cazı, Dizzy Gillespie’nin bebop’u gibi. Açıkçası biraz köhnemişti caz. Kendini yenilemesi gerekiyordu. Fakat bunu kim nasıl yapabilirdi? Bu sorunun Miles Davis’den başka cevabı yoktu. Bu bir gerçekti. Çünkü Miles cesurdu, başına buyruktu, doğaldı ve hep yeni yollar bulurdu. Ama onun farkı, bu yolları aramasında değil; aramamasında idi. Çok ekstra bir çaba harcamadan sadece trompetini üflüyordu, o kadar. Olay bundan ibaretti. Aslında çok basit görünüyordu; fakat imkânsızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih 1959. Yer New York’taki ünlü Colombia Stüdyoları. Miles Davis ve kafadarları yine bir araya gelmişti. Oyun muhteşem olacaktı zira rüya takım toplanmıştı. Trompette Miles Davis’in, tenor saksafonda John Coltrane’in, alto saksafonda Julian “Cannonball” Adderley’nin, piyanoda Bill Evans’ın, basta Paul Chambers’ın, davulda da James Cobb’un olduğu bir takımdı bu takım. Ve yedekte de Wynton Kelly vardı (Sadece bir parçada piyanosuna geçmişti, Freddie Freeloader’da.) Miles Davis, bu oyunda takım arkadaşlarına çok güzel paslar atıp onlara kullanabilecekleri geniş alanlar açmıştı. Bazen de kendisi oynamıştı oyunu. Tıpkı bir ‘on numara’ gibi. Aynen Maradona gibi. Ama bazen de kenara çekilmişti. Oyunu dinlendirmişti bir nevi. Derin bir sessizlik, sonsuz bir boşluk bırakmıştı sahada…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kind of Blue, iki farklı tarihte kaydedilmişti. İlki 3 Mart 1959’da, ikincisi ise 22 Nisan 1959’da. İlk kayıtlarda Bill Evans’ın piyanosunu konuşturduğu ‘So What’, temasını gerçek hayattaki bir karakterden alan ‘Freddie Freeloader’ ve başrolünde Miles’in olduğu ‘Blue in Green’ kaydedilmişti. İkincisinde ise John Coltrane’in sahaya çıktığı ‘All Blues’ ile Doğu’nun izlerini taşıyan albümün en farklı eseri ‘Flamenco Sketches’ kaydedilmişti. İşbu kayıtların sonucunda ortaya çıkan ‘Kind of Blue’ tarihe yeni bir başlangıç yapıp “modal caz”ın doğumuna vesile oluyordu. Ve Tanrı’nın eliyle atılmış tüm zamanların en güzel golü olarak da hafızalara kazınıyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-4508591981188219495?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/4508591981188219495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/kind-of-blue-dinlemek-ya-da-dinlememek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4508591981188219495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4508591981188219495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/kind-of-blue-dinlemek-ya-da-dinlememek.html' title='Kind of Blue dinlemek ya da dinlememek'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQXvkWtzb4I/AAAAAAAAAKE/G2RqpLWr8qs/s72-c/Miles-Davis-Kind-Of-Blue.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-6322083013718372318</id><published>2010-12-10T19:06:00.002+02:00</published><updated>2010-12-10T19:10:56.447+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jehan Barbur'/><title type='text'>Beyrut'tan İstanbul'a</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQJfEucuuMI/AAAAAAAAAJ8/RgtxRKK8BGE/s1600/Jehan%2BBarbur%2B%2BUyan.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 313px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQJfEucuuMI/AAAAAAAAAJ8/RgtxRKK8BGE/s320/Jehan%2BBarbur%2B%2BUyan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5549102225666521282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Jehan İstiklal Barbur -ya da daha çok bilinen adıyla Jehan Barbur- bu haftaki köşemizin bir diğer duru sesli sanatçısı. Jehan Barbur’un ‘Uyan’ adını taşıyan yeni albümü, Sumru Ağıryürüyen’in ‘Issız’ albümüyle birlikte bu haftanın çok hoş iki albümünden biri. Beyrut’ta doğup İstanbul’un dört başı mamur bir semtinde albümünün dinleniliyor olması müzik dediğimiz o muhteşem büyünün nelere kadir olduğunun bir işareti galiba. Müziğin sadece müzik olmadığının; beynelmilel bir duygu olduğunun da en güzel örneği ayrıca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980’de Lübnan’da doğan 2000’li yılların hemen öncesinde Ankara’ya gelip öğrenim hayatına devam eden Jehan Barbur’un yeni albümü ‘Uyan’, Ocak ayının sonlarında ‘Ada Müzik’ etiketiyle görücüye çıktı. Albümde dikkat çeken ilk husus, Jehan Barbur’un caz söylerken ne kadar başarılı olduğu. Ayrıca ilk dinleyişte pek fark edil(e)meyen fakat daha sonra tekrar dinlediğimizde göze çarpan sözler de albümün bir başka dip notu: Örnek olarak çok güzel bir hikâyesinin de yazılabileceğine inandığım “Bir pencere pervazı ardında bir kadın, geç kalmış hayatı bekler; Şermin beklemekte, kim gelecekse” sözlerini verebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jehan’ın belki de en popüler parçası olan ‘Gidersen’ bu albümün de en ağır topu gibi duruyor; lakin bizim gönlümüzde ‘Yoluma Çıkma’ şarkısının yeri bambaşka. Atılan her gol güzeldir tamam; ama röveşatayla atılan golün tadına doyum olmaz ya, bu şarkıda aynen öyle. ‘Yine yasak suskun günler / Konuşmadan gelip geçer / İncelmiş bir şarkıda seni söyler’. Bu kadar saf ve yalın sözlerle dingin bir müzik bir araya gelince şapka çıkarıyoruz tabiri caizse. ‘Öylesine’, ‘Uyan’, ‘Neden’ yine albümün kuş gibi hafif ve özgür şarkılarından… Neticede Beyrut’tan çıkıp buralara kadar gelen Jehan Barbur’u, bu ağır, bu yorgun günlerde bizim gibi biraz dinlenmek ve biraz da durulmak isteyenlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebiliriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-6322083013718372318?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/6322083013718372318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/beyruttan-istanbula.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6322083013718372318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6322083013718372318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/beyruttan-istanbula.html' title='Beyrut&apos;tan İstanbul&apos;a'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQJfEucuuMI/AAAAAAAAAJ8/RgtxRKK8BGE/s72-c/Jehan%2BBarbur%2B%2BUyan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-699359934412070393</id><published>2010-12-07T11:23:00.004+02:00</published><updated>2010-12-07T11:27:56.335+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sumru Ağıryürüyen'/><title type='text'>Sessiz sakin ve ıssız</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TP3954tsK_I/AAAAAAAAAJ0/qWBEpgBbaVo/s1600/Sumru%2BA%25C4%259F%25C4%25B1ry%25C3%25BCr%25C3%25BCyen%2BIss%25C4%25B1z%2BKapak.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TP3954tsK_I/AAAAAAAAAJ0/qWBEpgBbaVo/s320/Sumru%2BA%25C4%259F%25C4%25B1ry%25C3%25BCr%25C3%25BCyen%2BIss%25C4%25B1z%2BKapak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5547869486908713970" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nihayet Sumru Ağıryürüyen’in ‘Issız’ adında güzel mi güzel bir solo albümüne kavuştuk. Henüz dumanı üstünde olan bu albüm, Sumru Ağıryürüyen’in bize verdiği en tatlı hediye oldu bu mevsimde. Ve bu kadar güzel bir hediye hakkında bir şeyler karalamak boynumuzun borcu oldu: Sumru Ağıryürüyen uzun ve ilginç bir hayat hikâyesine sahip: 1959’da Ankara’da doğar; üniversitede sosyoloji okur. Üniversite yıllarında bir yandan tiyatroyla bir yandan yayıncılıkla ilgilenirken diğer yandan da müzikle haşır neşir olur. Tiyatro müzikleri, editörlük, solfej dersleri derken birçok sanatçının/grubun albümünde yer alır mandolini ve sesiyle. Sertab Erener, Ezginin Günlüğü, Nekropsi, Ayşe Tütüncü ve daha birçok sanatçıyla ortak çalışmalara imza atar. Cazdan rock’a, halk şarkılarından protest müziğe kadar geniş bir yelpazeye hakim olan Sumru Ağıryürüyen, “Sonbahar Film Müzikleri”nin altına da imzasını atar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerinin çoğunu kendi yazdığı ‘Issız’ albümü ise Sumru Ağıryürüyen’in ‘el emeği göz nuru’ en son çalışması. Kendi yazdığı sözler dışında albümde Murathan Mungan’ın, Mehmet Güreli’nin, Meltem Ahıska’nın sözleri de yer alıyor. Albümün müziklerinde Ayşe Tütüncü’yü, Bülent Somay’ı ve yakın bir zamanda aramızdan ayrılan Tanju Duru’yu da görmek mümkün. Ayrıca albümde emeği geçen sanatçılardan bazıları da Erkan Oğur, Akın Eldes, İlkin Deniz, Yinon Muallem… Albümün çok yalın ve dingin olması açıkçası bizleri çok mutlu etti. Albüm, Sumru Ağıryürüyen’in kendine has o pamuk gibi vokalinden olsa gerek insanın tüm yorgunluğunu alıyor: Dinlerken yorulmayıp sessiz bir gölün üzerinde öylece duran kuğuyu seyrederken buluyoruz kendimizi. Sanırım bu söylediğim albüme ismine veren ‘Issız’da doruk noktasına ulaşıyor. Söz ve müziklerinin kendisine ait olduğu bu şarkı albümün en göze çarpanı. ‘Beyaz Gece’, ‘Terk Edilmiş Kent’, ‘Gecesefası’ ise ‘Issız’ile başa baş gidebilecek diğer şarkılar. Albümü tamamladıktan sonra cd çalarda bir kez daha döndürüyoruz; hafif gri olan, yağmakla yağmamak arasında kararsız kalmış havaya bakarken.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-699359934412070393?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/699359934412070393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/sessiz-sakin-ve-ssz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/699359934412070393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/699359934412070393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/sessiz-sakin-ve-ssz.html' title='Sessiz sakin ve ıssız'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TP3954tsK_I/AAAAAAAAAJ0/qWBEpgBbaVo/s72-c/Sumru%2BA%25C4%259F%25C4%25B1ry%25C3%25BCr%25C3%25BCyen%2BIss%25C4%25B1z%2BKapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1420614632245999637</id><published>2010-12-04T10:18:00.003+02:00</published><updated>2010-12-05T11:27:02.555+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sonbahar film müzikleri'/><title type='text'>Sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPn6adXifLI/AAAAAAAAAJk/fZ7iwhEWcTM/s1600/sonbahar1_web.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPn6adXifLI/AAAAAAAAAJk/fZ7iwhEWcTM/s400/sonbahar1_web.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5546739748550376626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Belki şehre bir film gelir&lt;br /&gt;Bir güzel orman olur yazılarda&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eka, bozuk Türkçesiyle Yusuf’a ‘Peki sen en güzel yılları sosyalizm istedin de hapiste yattın’ dedikten sonra, Yusuf’tan bir şeyler söylemesini bekliyordu hiç şüphesiz. Buna rağmen Yusuf, çaresiz bir şekilde susuyordu. Yusuf lal olmuş, ölümü bekliyordu. Yusuf ölecekti. Bardağındaki çayı bitiremeden, rüzgârın uğultusunu duyamadan, yağmurdan sonra toprağı koklayamadan ölecekti. Her an ölümü bekleyen biri, her an öleceğini bilen biri nasıl konuşabilirdi ki? Yusuf nasıl konuşabilsin ki? Konuşurken düğümlenmez mi boğazı, derin bir suskunluğa gömülmez mi yüreği? Hem Yusuf konuşsa da nasıl anlatacaktı ki Eka’ya, ‘Hayata Dönüş’ operasyonunu, cezaevlerindeki işkenceleri, hayatının baharında onlarca gencin sorgusuz sualsiz idama götürüldüğünü? Anlatamazdı. Yusuf ve Yusuf gibi binlerce gencin yaşadıkları anlatılamazdı. Nokta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin bir ağıdı vardır yakacağı. Ağıt, yakılmak için ölümü bekler. Öleni bekler. Bu yüzden kutsaldır. Ortaktır. Ortak olduğu içindir, “Sonbahar”ın gittiği her yerden ödülle dönmesi; filmin sonunda Ayşenur Kolivar’ın söylediği ‘Daim Yusuf Orti’ türküsünün bu kadar ilgi görmesi. Ve ortak olduğu içindir, “Sonbahar Film Müzikleri”nin Fransa’da 21.’si düzenlenen “Premiers Plans Festival Angers”de ‘En İyi Müzik’ ödülünü alması. Bir film, hemen herkesin yüreğine bu denli dokunuyorsa, bu denli kanatıyorsa yürekleri başka bir dille konuşmak gerekir. Sözlerle, kelimelerle değil de vicdanımızla, kalbimizle konuşmamız gerekir. Evet ben, “Sonbahar Film Müzikleri”nde vicdanın sesini duydum. Acıyı, sevinci; umudu, umutsuzluğu gördüm tüm çıplaklığıyla:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek suçları insan gibi yaşama isteği olan onlarca gencin direnişine tanık oldum Sumru Ağıryürüyen’in “Gençlik Marşı”nda. Yusuf’un annesiyle yıllardan sonra o ilk buluşmasının hüznünü yaşadım “Anne-Oğul”da. Gülefer Anne’nin yüzünde, oğluna hasret kalışının çizgilerini gördüm; sustum. Ruyi Ryadchenko’nun “Köyde Cenaze” eserinde köydeki cenazeye şahit olup Gürcü kadınların söylediği “Satripialo” türküsünü söyledim. “Şehre İniş” eserlerinde Yusuf’u şehre inerken hayal ettim. Uçurumun kenarına gelip de ‘aman Yusuf aman, atlama sakın’ dediğimi hatırladım buruk bir gülümsemeyle. Neyse ki Yusuf bırakmamıştı boşluğa kendini, sadece gücünün yettiği kadar bağırmıştı; bağırmasa boğulacaktı. Mikail’i duydum ‘Kar Yağar Karamişe’ türküsünde. Bir zamanlar deli dolu olan şimdilerde ise evlenip çocuk sahibi olan Mikail’i. Söylediği türküye eşlik etmeyen Yusuf’a, ‘E söyle da, sen de’ diye takılan Mikail, bilmez ki Yusuf’un ciğerlerinin iflas ettiğini. Ersin Çelik’in ‘Maa Aakag Maa’ türküsü eşliğinde yaylaya çıkarken gördüm bu iki kadim dostu. Onlar yaylaya çıkarken ben, Karadeniz’in bembeyaz bir örtüye sarılıp uyurkenki hâline hayran kaldım. Sonra Eka’yı tanıdım. Kızı için Artvin’e gelen halkın deyimiyle ‘kötü yola düşen’ Eka’yı. Her daim insan kalabilmiş Eka’nın kızından uzak, neler yaşadığının acısını hissettim. Bir kırtasiye dükkânında Yusuf’la ilk göz göze gelişine şahit oldum tıpkı eski filmlerdeki gibi. “Hey Gidi Karadeniz” türküsüyle, Eka’yla Yusuf’un kavuşamayacağını bir kez daha anladım: Hey gidi Karadeniz / Doldi da taşamadi / Etmiyelum sevdaluk / Edenler yaşamadi… Ve bir akşam Yusuf’un tulum çaldığını gördüm. Tulumdan çıkan o yanık ses Karadeniz’i, bizi esir almışken Ayşenur Kolivar’ın “Daim Yusuf Orti” ağıdını duydum. Hani Eka, Yusuf’a “Biliyor musun? Sen şimdiki zamanda yaşamıyor sanki” demişti ya, ben de şimdiki zamanda yaşamıyordum sanki. Zaman durmuştu benim için. Gördüklerime inanmıyordum. Miş’li geçmiş zamanlarda Yusuf’un hatıralarıyla kalmıştım. Kabullenemesem de Yusuf ölmüştü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf ölmüştü; ama yenilmemişti. Yusuf oyun oynamıyordu ki yenilsin. Pişman mıydı? Değildi; çünkü o, hayatın getirdiği her şeyi seviyordu. Ölümü de. Ve ben inanıyorum ki bir gün mutlaka ‘güzel günler göreceğiz, güneşli günler.’ İşte o zaman, kim bilir belki o zaman ‘motorları maviliklere süreceğiz’ Yusuflar, Denizler, Erdallar için; her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocukları için.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1420614632245999637?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1420614632245999637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/sabrszlk-zamannn-guzel-cocuklarna.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1420614632245999637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1420614632245999637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/sabrszlk-zamannn-guzel-cocuklarna.html' title='Sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPn6adXifLI/AAAAAAAAAJk/fZ7iwhEWcTM/s72-c/sonbahar1_web.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-8097517695297794762</id><published>2010-12-04T10:12:00.006+02:00</published><updated>2010-12-05T11:27:22.580+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayça Şen'/><title type='text'>Ayça Şen'le uzaya yolculuk</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPn4dpVB9HI/AAAAAAAAAJc/gb1AkvBQQa0/s1600/n663787495_1342748_1430.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 374px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPn4dpVB9HI/AAAAAAAAAJc/gb1AkvBQQa0/s400/n663787495_1342748_1430.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5546737604277433458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sanırım hepimiz çocukken ‘Büyüyünce ne olacaksın?’ sorusuyla karşılaşmışızdır. Muhtemelen herkes üç aşağı beş yukarı aynı cevabı vermiştir ‘doktor’, ‘öğretmen’, ‘büyük adam’ gibi. Aslında burada bizim ne düşündüğümüzden çok, soruyu soranların duymak istediği cevapları verebilmek önemliydi. ‘Çocuk aklımızla’ bu önemli(!) anekdotu öğrenip hangi sorulara hangi cevapları vereceğimizi bilirdik… Ben hep, ‘Astronot olcam’ derdim. Gerçi o zamanlar astronot nedir, ne iş yapar hiçbir bilgim yoktu; fakat çok eğlenceli bir şey sanıyordum astronotluğu. Astronotu çocuklarla oynayan, onları eğlendiren neşeli biri diye hayal ederdim. Benim gözümde astronot, ‘şirin baba’ gibi bir şeydi. Sonra ben büyüdüm ve yanıldığımı anladım. Astronot, çocukluğumda hayalini kurduğum şeylerden çok farklı olup “astronot olmak bana yakışmaz”da karar kıldım. Hoş yakışsa da bizde astronot olacak bilgi birikim de yok. İşte ben, astronot sözcüğünü kişisel tarihimden bu şekilde silmişken tam da çocukluğumdaki astronot imgesine yakışır bir astronot gördüm Ayça Şen’in albüm kapağında. Nedendir bilmem ama epey mutlu oldum bu kapağı görünce…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ayça Şen’ biraz tuhaf, biraz sıra dışı, biraz da deli dolu biri. Bazen çok neşeli biri olup her şeyle inceden inceden dalga geçiyor, bazen çok ciddi biri olup ‘dünya yalan’ diyor, bazen ‘Saatçi Bayırı’ adlı güzel bir kitap yazıyor, bazen Memo’nun annesi oluyor; ama her zaman kendisi oluyor, ‘Ayça Şen’ oluyor. Marifetleri de saymakla bitmeyecek cinsten. O’nun için ‘on parmağında bir üç yüz milyon tane marifet var’ diyebiliriz rahatlıkla. ‘Radikal’ gazetesinde, gazetenin cumartesi ekinde yazan da o; radyolarda, televizyonlarda program yapan da o. İşte tüm bunlara bir de yeni albüm eklendi ‘Astronot’ adında. Aslında bu oldukça karışık bir duygu: Birinin hem yazılarını okumak hem de albümünü dinlemek; dinlediğin albümü beğenip hakkında yazı yazmak ve yazdığın yazının ‘Ayça Şen’ tarafından okunuyor olma ihtimalini de göz önüne almak neresinden bakarsanız bakın tuhaf. En azından bana öyle geldi bu yazıyı yazarken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Astronot’, Ayça Şen’in ilk albümü. Mor ve Ötesi’nden tanıdığımız Burak Güven’in katkılarıyla (aynı zamanda albümün prodüktörü), Harun Tekin’in eşliğiyle ve buradan adını sayamadığımız birçok kişinin emeğiyle hazırlanmış bu şirin mi şirin ‘indie/rock’ albümü. Açıkçası çoğu kişi gibi ben de, Ayça Şen’den farklı bir albüm bekliyordum. Yazıları gibi insanı tebessüm ettiren, ‘yahu hakikaten de böyle, ben niye fark etmedim daha önceden’ diye beyin jimnastiği yaptıran eğlenceli bir albüm bekliyordum. Ama yanıldım, yanılacağımı da biliyordum. Çünkü bu albüm, Ayça Şen’indi. Beklenilmeyen anlarda beklenilmeyenleri yapan, beklenileni ise yapmayıp insanı her daim terse yatıran birinin albümüydü ‘Astronot’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümde 11 tane şarkı var. Şarkıların neredeyse hepsi belli bir kalibrenin üstünde olup fazla gel-git’ler yaşamıyoruz. Böyle olunca, ortaya ortalamanın üstünde yaklaşık elli dakika boyunca sürüp giden güzel bir albüm çıkıyor. ‘Son Zamanlarda’, ‘Aptal Gibi’, ‘Büyüdük’, ‘Sabotaj’, ‘Budur’, ‘Astronot’ albümde öne çıkan şarkılar. Sözler ise biraz yaralayıcı. ‘Sanki bir dert varmış da bu dert kimseyle paylaşılamayıp bu albüm beklenmiş’ diye düşündüm kendi kendime. Tabii burada yanılıyor da olabilirim… ‘Astronot’ piyasadaki çoğu albümden sıyrılıp onlara nedense hiç mi hiç benzemiyor. Dedim ya, bu albüm Ayça Şen’in diye; galiba albümün özgünlüğünün arkasında bu yatıyor. Kendisi yeni bir albüm çıkarır mı bilmem; ama ben ikinci albümü beklemeye başladım bile.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-8097517695297794762?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/8097517695297794762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/ayca-senle-uzaya-yolculuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8097517695297794762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/8097517695297794762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/ayca-senle-uzaya-yolculuk.html' title='Ayça Şen&apos;le uzaya yolculuk'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPn4dpVB9HI/AAAAAAAAAJc/gb1AkvBQQa0/s72-c/n663787495_1342748_1430.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1756280658379312638</id><published>2010-12-04T10:08:00.004+02:00</published><updated>2010-12-05T11:27:44.685+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fairuz Derin Bulut'/><title type='text'>Böyle olur 'Fairuz Derin Bulut' arabeski</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPn3j3waCwI/AAAAAAAAAJU/Y401_v18h7U/s1600/Fairuz%2BDerin%2BBulut%2B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 354px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPn3j3waCwI/AAAAAAAAAJU/Y401_v18h7U/s400/Fairuz%2BDerin%2BBulut%2B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5546736611717942018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geleneksel ile modernleşme arasında sıkışıp kalmış bu toplumun kılcal damarlarından birisi de arabesk müzik olsa gerek. Üzerinde yaşadığımız toprakları anlayabilmek için arabeskin çok önemli bir yerde olduğuna inanmışımdır hep. Ne modern olabilen ne de muhafazakâr kalabilen bu yekpare memleket için birçok şeyin simgesidir ‘arabesk’. Kırdan kente göçlerin yaşandığı bir dönemde arabesk, kitlelerin en büyük tesellisi olmuştur. Kent yaşamına uyum sağlamaya çalışan fakat eski yaşam tarzlarından da tam olarak kopamayan arafta kalmış bir kültürün yaşadığı bunalımın derin izleri saklıdır onda. Acılar onla dile geldi, dertler onla paylaşıldı, aşklar onla itiraf edildi, yaşanılan onca şeye çaresiz bir şekilde yine onla isyan edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafta sonu sinemaya gitmek varken çalıştığı atölyeden avans alamayıp da bir simit bir çay ile idare eden delikanlı ile kuaförde gördüğü kadınlara hayran hayran bakıp da saçlarını sarıya boyatma hayali kuran bir genç kızın ortak noktasıydı arabesk müzik. Biraz ajitatif de olsa aynı gerçeklikti bu iki gencin yaşadığı. Farklı hayatlar farklı şekillerde aynı düzlemde buluşuyordu arabesk müzik sayesinde. Ama gelin görün ki yıllar yılı küçümsenip hor görülmüştür arabesk müzik; çoğu zaman aşağılanarak alay edilmiştir ne yazık ki. Kaderin bir cilvesi olsa gerek son yıllarda baş tacı ediliyor bu müzik. Tabii burada dikkat etmemiz gereken husus; değerli hocam Fuat Ercan’ın da yazılarında belirttiği gibi, Müslüm Gürses’in ‘İtirazım Var’ şarkısından nasıl olur da ‘İhtiyacım Var’ repliği eşliğinde bir reklam yıldızı olduğu… İşte hâl böyleyken; her şey gibi arabesk müzik de mutasyona uğramışken ‘Fairuz Derin Bulut’ yeni albümleri ile çıkageldi ki bir nevi arabesk aslına rücu etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk albümleri ‘Kundante’ çıkalı yıllar yılı olmuş; biz “Fairuz Derin Bulut”tan yeni bir rock albümü daha beklerken onlar aramıza ‘Arabesk’ ile döndüler. Albümün isminden de anlaşılacağı gibi, albüm gayet arabesk. Aslında ‘Fairuz Derin Bulut’ Üsküdarlı psychedelic bir rock grubu. (Fairuz Derin Bulut: Demir Kerem Atay, Umut Üşen, Taha Rıza Özmen (Taharruz), Okan Yılmaz ve Güçlü Başarır’dan oluşuyor.) Ama telaşa mahal yok. Öyle herkesin her şeyi yapmaya çalıştığı kimsenin hiçbir şey yapamadığı şu günlerde piyasa şartlarının gerektirdiği şekilde hazırlanmış bir albüm değil bu albüm; gayet güzel gayet de orijinal. Gerçi “pop”un “arabesk”leştiği “arabesk”in “pop”laştığı bir çağda neyi nasıl ayırabileceğimiz; neye kime orijinal diyeceğimiz de ayrı bir tartışma konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Arabesk’ albümün en önemli sacayağı ‘Ali Tekintüre’ (Sanırım bu kısacık cümle bile albümün ne kadar nevi şahsına münhasır olduğunu açıklar.) Ali Tekintüre, arabesk dünyasının gizli kalmış kahramanlarından biri. Hemen hemen herkesin duyduğu ama mutlaka duyduğu birçok şarkının söz yazarıdır kendisi. İşte bu albümdeki şarkıların tümünün sözleri “Ali Tekintüre”ye ait. Anlayacağınız ‘Fairuz Derin Bulut’ bu albümde, sözleri Ali Tekintüre’ye ait 10 kült arabesk şarkısını cover’ladı. ‘Acı Gerçekler’, ‘Senden Vazgeçmem’, ‘Seni Yakacaklar’, ‘Canım Dediklerim’, ‘Sen Affetsen Ben Affetmem’, ‘Benim İçin Üzülme’ albümde yer alan cover’lardan sadece bazıları. Albüm ‘Acı Gerçekler’ cover’ı ile açılıyor. ‘Bu şarkıdaki ses kime ait’ diye merak ederken küçük bir araştırmayla bu büyülü sesin arkasında Gonca Öncel’in olduğunu öğrendim. Yani albümün “Ali Tekintüre”den başka ortakları da var. Albümün kapanışı ise bir ‘Müslüm Gürses’ klasiği olan ‘Senden Vazgeçmem’ ile yapılıyor. Grubun bu şarkıdaki performansını gördükten sonra ‘keşke hep arabesk yapsalar’ diye söylendim kendi kendime. Şahsen ben albümü dinlerken kendimi eski zamanlarda buldum: Eskiden okula giderken durakta yaşlı bir amca vardı bilet satan. Kentin kalabalığında işe yetişmeye çalışan yüzlerce insanı izleyip her daim elinde bulundurduğu sigarasıyla hep arabesk şarkısı söylerdi. ‘Amca sen niye arabesk söylüyorsun, çok mu seviyorsun?’ diye sorunca ‘Oğlum, bu memleketin kendisi arabesk, ben ne yapayım!’ demişti. Sanırım o amca haklıydı. Hem de çok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1756280658379312638?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1756280658379312638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/boyle-olur-fairuz-derin-bulut-arabeski.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1756280658379312638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1756280658379312638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/boyle-olur-fairuz-derin-bulut-arabeski.html' title='Böyle olur &apos;Fairuz Derin Bulut&apos; arabeski'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPn3j3waCwI/AAAAAAAAAJU/Y401_v18h7U/s72-c/Fairuz%2BDerin%2BBulut%2B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1111326337040239541</id><published>2010-12-01T15:29:00.004+02:00</published><updated>2010-12-05T11:27:53.258+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Keşfedilecek plaklar'/><title type='text'>Bir 'ıssız adam' ve eski şarkılar sorunsalı</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPZOVdUlTlI/AAAAAAAAAJM/pAEaGuagZZw/s1600/Ke%25C5%259Ffedilecek%2BPlaklar%2BKapak.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 360px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPZOVdUlTlI/AAAAAAAAAJM/pAEaGuagZZw/s400/Ke%25C5%259Ffedilecek%2BPlaklar%2BKapak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5545706121708523090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fransızların önde gelen öykü yazarlarından Guy de Maupassant’nın ‘Eyfel Kulesi’ ile ilgili ilginç bir anısı var. Daha doğrusu, ‘Eyfel Kulesi’ hakkında kendisine sorulan soruya verdiği bir cevap var ki bazı konularda çok açıklayıcı olabiliyor… Guy de Maupassant, Fransa’nın sembollerinden Eyfel Kulesi’ni hiç beğenmez, hep eleştirirmiş; fakat her gün kuleye gidip oradaki restoranda öğle yemeğini yermiş . Birgün biri çıkmış ve dayanamayıp yazara bu çelişkiyi sormuş. Guy de Maupassant ise hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş: ‘Oraya gidiyorum; çünkü Paris’te ona bakmak ve onu görmek zorunda kalmadığım tek yer orası.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman Taksim’de, Kadıköy’de yürüsem ya Ayla Dikmen’i duyuyorum ya da Semiramis Pekkan’ı. Dahası, memlekette kimle konuşsam hepsi ıssız adam olup çıkıyor. Geçen hafta İstiklal Caddesi’nde bir arkadaşımı gördüm. Normalde gayet neşeli biriyken o gün biraz üzgün görünüyordu. ‘Yahu sen eskiden böyle değildin, ne oldu sana’ diye soramadan “Issız Adam’ı izledin mi?” sorusuyla karşılaştım. ‘Yok izlemedim henüz’ diye cevap verdim. ‘Ya nasıl izlemezsin’ diye veryansın edip ‘Anlamazdın’ şarkısını söylemeye başladı. Biraz muhabbet ettikten sonra vedalaşıp Tünel’e doğru yürüdüm. Bu kez de karşıma okul arkadaşım çıktı. ‘Merhaba’ diyemeden “Az önce Issız Adam’dan çıktım, fena duygulandım; gel bir şeyler içelim de bu efkârı dağıtalım” dedi. ‘Peki gidelim seni mi kıracağım!’ diye karşılık verdim. Ve şaşırdım, benim ne kadar çok ıssız arkadaşım varmış da haberim yokmuş gibilerinden. Şaşkın şaşkın eve döndüm akşam. Daha kapıyı açmadan içeriden ‘Bana Yalan Söylediler’ şarkısını duydum. İçeri girer girmez “Ya bu ‘Issız Adam’ da ne güzelmiş” dedim aile baskısı yememek için. (Mahalle baskısı da buna benzer bir şey olsa gerek.) Biraz uzattığımın farkındayım ama şuraya gelmek istiyorum: Tüm bu yaşanılanlara kayıtsız kalamadım. Anladım ki çemberin dışında durmak çemberin içinde olmaktan daha zormuş. Ve çemberin içindeyken çemberin dışında olduğumu fark ettim. ‘Bu ne yaman çelişki’ demeyin sakın. ‘Anlamazdın’ şarkısını dinlerken kimse gelip size “Issız Adam’ı izledin mi?” diye sormuyor; esas dinlemeyince soruyor. Böyle de bir gerçek var önümde. Bu gerçekle, bir kez daha yüzleştim ‘Keşfedilecek Plaklar’ albümünü dinlerken. ‘Issız Adam Film Müzikleri’ çıkınca da aynı gerçekle yüzleşmiştim fakat yazmamıştım. Şimdiyse yazmak zorunda kaldım her nedense.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Issız Adam’ ile başlayıp sonrasında eski plakların gün yüzüne çıkmasıyla birlikte uzun süredir öyle bir rüzgâr esiyor ki karşı koyması gerçekten çok güç: Kimileri yeni bir pikap alıyor, kimileri eski plakları raflardan indirip tozunu alıyor; kimileri de günde üç öğün ‘Issız Adam’ izliyor. Plaklar, pikaplar, Issız Adamlar, 45’likler, 70’ler 80’ler havada uçuşurken biz de mecburen bu rüzgârın bir parçası olduk ‘Keşfedilecek Plaklar’ albümünü dinleyip hakkında yazı yazarak. ‘Keşfedilecek Plaklar’ albümünde yer alan şarkıların tarihi, 1975’ten başlayıp 1987’lere kadar uzanıyor. Albüm ‘Issız Adam’ filminin müziklerine de danışmanlık yapan Hakan Eren’in seçtiklerinden oluşuyor. Nükhet Duru, Sibel Egemen, Ömür Göksel, Lale Belkıs, Turgay Merih, Ayla Algan, Coşkun Demir albümde yer alan bazı isimler. Şarkıların kimi tanıdık olsa da kimilerini ilk kez dinledim. Sanırım bu kadar abartıdan olsa gerek albüme pek ısınamadım. Bir türlü samimi olamadım albümle… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümün arkasındaki “Ayla Dikmen - ‘Anlamazdın’, Nil Burak - ‘Yalnızım Ben’ ve diğerleri… Eski plaklarda kalmış şarkıları yeniden keşfetmek için bir film ya da bir dizi daha beklemeyin” yazısı ile ‘Issız Adam’ gişesinin neden her hafta arttığından çok ciddi analizler çıkarılabilir. Bu çerçeveden bakarak bir toplumun sosyal, kültürel normlarına dair bazı açıklamalarda bulunabiliriz. İçinde yaşadığımız sistemin özüne dair ipuçları da görebiliriz tüm bu furyanın sonuçlarına bakarak. Fakat son günlerde öyle bunalımlar yaşıyoruz ki teoriler, analizler pek de önem atfetmiyor. Yazılanlar açıklayamıyor bu günlerde yaşanılanları. Çoğu şey kâğıt üzerinde kalıyor ve siz ‘Hani hayat bu kadar basit değildi’ diyemiyorsunuz yaşanılanlar bir şaka gibi olup bitmişken. Tamam, albümün ticari boyutunu ayrı bir tartışma konusu yapabiliriz; fakat bu albüm sayesinde anılarını tekrar hatırlayanlar, o günlere dönenler, geçmişlerinde yolculuk yapanlar ve bu yolculuk sırasında da çok mutlu olanlar var. Bir yandan derin analizler yaparken diğer yandan da bu insanların gözlerindeki o sevinci görüp hayata karşı biraz daha iyimser olmak gerekiyor. Neticede Bejan Matur’un dizesiyle ifade edecek olursak ‘Pencereden göründüğü kadarmış hayat.’&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1111326337040239541?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1111326337040239541/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/bir-ssz-adam-ve-eski-sarklar-sorunsal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1111326337040239541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1111326337040239541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/bir-ssz-adam-ve-eski-sarklar-sorunsal.html' title='Bir &apos;ıssız adam&apos; ve eski şarkılar sorunsalı'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPZOVdUlTlI/AAAAAAAAAJM/pAEaGuagZZw/s72-c/Ke%25C5%259Ffedilecek%2BPlaklar%2BKapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-2658506259951857896</id><published>2010-12-01T15:25:00.004+02:00</published><updated>2010-12-05T11:28:02.940+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cem Adrian'/><title type='text'>Bir melek ne zaman ölür?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPZNY9J2QqI/AAAAAAAAAJE/e1zygIIzWCU/s1600/cem%2Badrian.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPZNY9J2QqI/AAAAAAAAAJE/e1zygIIzWCU/s400/cem%2Badrian.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5545705082281411234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kelimeler kirlendiğinde melekler gider. Yanlarına kelimeleri de alıp. Melekler kelimelere inanmadıklarında intihar ederler. Lacivert taşların suskunluğu bu yüzdendir. Kelimeler masum olmadığında lacivert taşlar susar, ölüm sıradanlaşır. Ölümün sıradanlaştığı bir yerde insanlar hayata inanmazlar. Oysa melekler, daha biz çocukken kulağımıza ‘hayat, kelimelere inanmaktır aslında’ diye fısıldamışlardı. Hayata inanmaya gerek kalmadığında kelimelerle beraber melekler de gider. Melekler gidince ölüm gelir. Ve ölüm, yeni sözcükler doğurur başka zamanlardaki çocuklar için. ‘Bir Melek Ölürken’ bir çocuğun sessiz kalması bundandır işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Emir’, ‘Cem Adrian’ sevenler için külliyatın en değerli hazinesi, sevmeyenler için ise bundan önceki diğer albümlerden hiçbir farkı olmayan sıradan bir albüm. Cem Adrian hakkında konuşurken temel problem de burada zaten. Genel olarak, hayata kendi pencerelerimizden bakıp kalan her şeyi yok sayan bir zihniyetimiz var. Kendi düşündüklerimizin doğru olduğuna inanan ben merkezci bir tavır sergileriz… Hep konuşur, hep bağırır ama hiç duymayız. Hiç susmadan konuşuruz ne konuştuğumuzu bile bilmeden. Hep dinlenen olmak isteriz. Karşımızdakileri dinlemeye gerek bile görmezken ‘birileri bizi dinlesin, yeter ki dinlesin’ deriz. Tamam, kimsenin kimseyi sevme zorunluluğu yok; ama en azından karşımızdakileri anlamak gerekiyor. Hiç olmazsa anlamaya çalışmak. Bizim gibi olmayanları, bize benzemeyenleri ötekileştirip hemen yaftalamak sanırım ‘buraların’ en büyük problemi. Bu problemi henüz çözebilmiş de değiliz. Heyhat uzunca bir sürede çözülecek gibi değil ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Lejyonersin kendi topraklarında’ diyor ya Murathan Mungan, işte ‘Cem Adrian’ da kendi topraklarının lejyonerlerinden. Ya çok beğeniliyor ya da nefret ediliyor. Ortası yok yani. Birinin birinden hoşlanmama sebebini anlayabilirim biraz düşününce. Anlayamadığım şey, insanların birbirlerinden neden bu kadar nefret ettikleri. Söylemek istediğim şey, ‘Cem Adrian’ sevmeyenlerin kullandığı yıkıcı dil. Bu dili kullanırken kullandıkları argümanlar da cabası. ‘Sesi de şu kadar oktavmış, yok canım o kadar olur mu? Bak bence en fazla bu kadardır, gel bir test yapalım istersen’ diye başlayan alaycı tavır “Cem Adrian’ı kim dinler, tabii ki de ergen merakından kurtulamamış toylar” diye aşağılanan bir dile dönüşüyor. Sonrasındaysa gelsin ‘Soyadı da ne biçimmişler’, gitsin ‘Zaten ben söylemiştim ondan bir şey olmazlar’. Kabuğumuza çekilip ördüğümüz ağlar kendi sonumuzu getiriyor farkında değiliz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar sitemden sonra tekrar ‘Emir’ albümüne dönmek gerekirse şunu söyleyebilirim: ‘Bir Melek Ölürken’ şarkısından sonra yazacak hiçbir şey olmadığını düşündüm bu albüm hakkında. Yazsam bile yazdıklarımın pek bir değeri olmadığına kanaat getirdim. İnsan kendine bile laf anlatamadıktan sonra başkalarına neyi nasıl açıklayabilir ki diye sordum kendime. Bir melek ölürken bir çocuk giderse ve biri daha kirletilirse bu yaşanılanlar yazıya nasıl dökülür ki? Bilemedim… Varlığı bilinen ama anlatılamayan şeyler vardır ya: Tanrı, vicdan, aşk gibi; işte öyle bir şey bu albüm. Mutluluğun resminin çizilememesi gibi bir şey. Yaşarken anlaşılan, büyülü olduğuna inanılan bir sır gibi. ‘Tanrı çok mu üzgün ki’ diye sorabilen bir albüm ‘Emir’ albümü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümün duygularını belki buradan bütünüyle aktaramam; ama hakkındaki bazı tartışmasız gerçekleri yazabilirim: Öncelikle albümün misafirleri var. ‘Anladım’ şarkısında Pamela Spence, ‘Kelebek’ şarkısında da Hayko Cepkin ile düet yapıyor Cem Adrian. “Tanrı’nın Elleri” şarkısının ise iki küçük konuğu var Lara ve Sare adlı. Albümdeki tüm sözlerin, müziklerin, aranjelerin Cem Adriana ait olduğu; albümün Ankara’da “Midas’ın Kulaklığı” stüdyosunda kaydedildiği ise diğer gerçekler… Albüm hakkındaki en temel eleştirim ise kartonetteki fotoğraflar. ‘Aşk emirdir tanrı’dan… ve ben çırılçıplak bir itaat etten, kemikten, candan’ derken belli ki Tanrı’ya olan teslimiyetini anlatmak istemiş Cem Adrian. Ancak fotoğraflar ne yazık ki bu temayla pek uyuşmamış. Açık konuşmak gerekirse David Beckham vari pozlar vermiş. Biraz daha masum, biraz daha yalın ve biraz daha anlamlı kareler çekilebilirdi diyerek albüm hakkındaki en olumsuz yargımı belirtivereyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bir melek ölürken böyle sessiz durulmaz çocuk’ diye bir söz yazabilen, Ankara’da yaşamayı İstanbul’da yaşamaya tercih edip orada daha disiplinli bir şekilde çalışabildiğini anlatan; ‘Emir’ albümünün ilk şarkısını kaydederken âşık olan fakat son şarkıyı (Bir Melek Ölürken’i) kaydederken aşkının bittiğini itiraf eden, yeni yılın ilk günlerinde siyah bir örtü gibi üstümüzü örten Cem Adrian, ‘Bir Melek Ölürken’, ‘Yine Geldi Sonbahar’, ‘Aşk Hep Sende’, ‘Nereye Gidiyorsun’ şarkıları eşliğinde kanayan yaramıza bir kez daha ortak oluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-2658506259951857896?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/2658506259951857896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/bir-melek-ne-zaman-olur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2658506259951857896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/2658506259951857896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/12/bir-melek-ne-zaman-olur.html' title='Bir melek ne zaman ölür?'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPZNY9J2QqI/AAAAAAAAAJE/e1zygIIzWCU/s72-c/cem%2Badrian.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-638472040671665978</id><published>2010-11-28T16:08:00.005+02:00</published><updated>2010-12-05T11:28:09.950+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sabahat Akkiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mustafa Özarslan'/><title type='text'>Bir elin nesi var iki elin sesi var</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPJjVqJ8FXI/AAAAAAAAAI8/5fyZBNeMa0w/s1600/Sabahat%2526Mustafa%2B-%2BBirlikte%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler%2BS%25C3%25B6yl%25C3%25BCyoruz.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 318px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPJjVqJ8FXI/AAAAAAAAAI8/5fyZBNeMa0w/s320/Sabahat%2526Mustafa%2B-%2BBirlikte%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler%2BS%25C3%25B6yl%25C3%25BCyoruz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544603314990880114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir süredir birlikte çalışan Sabahat Akkiraz ile Mustafa Özarslan, bugünlerde yeni bir albümle aramıza döndüler. Türkülerin medar-ı iftiharı Sabahat Akkiraz’ın ve yeni neslin temsilcilerinden Mustafa Özarslan’ın biraraya gelip çıkardığı ‘Birlikte Türküler Söylüyoruz’ albümü geçtiğimiz günlerde yayımlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahat Akkiraz, yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da türküleri başarıyla temsil eden nadir sanatçılarımızdan. Birçok farklı çalışmanın altında da imzası bulunan, yaptığı her işi sesiyle/tavrıyla farklı bir boyuta taşıyan Sabahat Akkiraz; deyişler, semahlar denilince ilk akla gelen isimlerden biri (En azından benim aklıma gelen ilk isimlerden biri.) Türkülerin bu değerli temsilcisi, ‘henüz yeni bir albümle’ tekrar bizlerle buluştu. ‘Birlikte Türküler Söylüyoruz’ adını taşıyan bu albümde, Sabahat Akkiraz’a Mustafa Özarslan’ın eşlik ettiğini görüyoruz. Mustafa Özarslan, Grup Çığ’ın daimi elemanlarından olup ‘Salkım Söğüt’ projesinde de yer alan, daha sonrasındaysa yoluna solo albümleriye devam eden genç kuşağın dikkat çeken temsilcilerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Birlikte Türküler Söylüyoruz’ albümünde, türküler bazen tek başına bazen de birlikte söyleniliyor. Albümde yok yok: Bir yandan uzun havalar diğer yandan potporiler vs. eşliğinde bir saatin nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Albümdeki ‘Kör Kader (Gökteki Yıldızı Sayan Olur Mu?) uzun havası sayesinde Sabahat Akkiraz’ın o yanık ve farklı sesini bir kez daha duyuyoruz derken ‘Yine Gam Yükünün Tüccarı Geldi’, ‘Kirpiklerini Ok Eyle’, ‘Karadır Dağlar’ gibi türküleri ise yeni hâlleriyle dinlemenin ayrıcalığını yaşıyoruz. Albümün kapanışı ise ‘Halaylar’ eşliğinde yapılıyor… Bu albüm vesilesiyle Sabahat Akkiraz’ı tekrar dinlemek çok mutlu etti bizi. Her ne kadar eski albümlerinin yerini tutmasa da albümü edinmekte fayda var; zira memlekette Sabahat Akkiraz’lar kolay yetişmiyor. Değerini bilmek gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-638472040671665978?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/638472040671665978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/bir-elin-nesi-var-iki-elin-sesi-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/638472040671665978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/638472040671665978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/bir-elin-nesi-var-iki-elin-sesi-var.html' title='Bir elin nesi var iki elin sesi var'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPJjVqJ8FXI/AAAAAAAAAI8/5fyZBNeMa0w/s72-c/Sabahat%2526Mustafa%2B-%2BBirlikte%2BT%25C3%25BCrk%25C3%25BCler%2BS%25C3%25B6yl%25C3%25BCyoruz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-3735263980903242587</id><published>2010-11-28T16:03:00.003+02:00</published><updated>2010-12-05T11:28:18.169+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Last Shadow Puppets'/><title type='text'>Ahir zamanlara inat 'The Last Shadow Puppets'</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPJh684CzYI/AAAAAAAAAI0/RtnVcgcTPPU/s1600/The%2BLast%2BShadow%2BPuppets%2B%25281%2529.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 301px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPJh684CzYI/AAAAAAAAAI0/RtnVcgcTPPU/s400/The%2BLast%2BShadow%2BPuppets%2B%25281%2529.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544601756648000898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: ‘The Age Of The Understatement’ son günlerde dinlediğim en güzel albüm. Zaten albüm, çoğu kişinin değil de bazılarının, her mevsimin değil de yalnızca sonbaharın albümü; hüznü sevenlerin, hayallerinde boğulanların albümü. Şöyle bir şey tasavvur edelim: Yağmurlu bir sonbahar gününe şehir zamansız yakalanmış, hava soğuk ve sıkıntılı: İnsanlar telaşlı bir şekilde yağmurdan kaçıyor, köşe başındaki simitçi, simitlerinin ıslanmaması için çabalıyor, tartışan bir çift adımlarını daha da hızlandırırken sahibinin kucağındaki kedi kayıtsız bir şekilde uyuyor, sıcak bir yuva arayan kuş soğuktan titriyor; korna sesleri şehrin uğultusunda kayboluyor, yağmur dinmemekte ısrar ediyor, trafik ise bir türlü açılmıyor. Kaldırımdaysa şehre/insanlara yabancı biri, elleri cebinde usul usul yürüyor, olup bitenleri hiç umursamıyor, vitrinlere bakıp şaşırıyor, insanları seyredip hayret ediyor, varlığına bir türlü anlam veremiyor, yokluğunun ise hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini düşünüyor.  İşte ‘The Age Of The Understatement’, böyle bir şehrin böyle bir yabancısının dinlediği albümün ta kendisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik bir giriş, gelişme, sonuç yazısı yerine yukarıdaki girizgahı canlandırmak, albümün nasıl bir şey olduğunu en güzel şekilde anlatır. Fakat bu albüm hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki hemen başlamak gerekiyor: The Last Shadow Puppets, Arctic Monkeys’den ‘Alex Turner’ ile The Rascal’dan ‘Miles Kane’ birlikteliğinden oluşuyor. Grup, 2007’deki bir telefon görüşmesinden sonra kuruldu. Çiçeği burnunda bu grubun tanışması da bir hayli ilginç: 2005 yılında Miles Kane, o zamanki grubu ‘The Little Flames’ ile Arctic Monkeys’in ön grubu olarak sahneye çıkıyor. Grubun performansından oldukça etkilenen ‘Alex Turner’ için bu ilk kıvılcım oluyor. Miles Kane ile Alex Turner’ın yolları iki sene sonra bir turnede yine kesişiyor. Bu turnenin hemen ertesinde -bir cumartesi gününde- Miles’i arayan Turner, beraber çalışmak istediğini anlatıyor ve böylece grubun temeli o telefon görüşmesinde atılmış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çift yumurta ikizlerini andıran bu ikili, daha sonra, ‘James Ford’ ile birlikte Fransa’daki ‘Black Box’ stüdyosuna giriyor. Daha önce ‘Arctic Monkeys’ ile çalışmış olan James Ford, albümün hem prodüksiyon koltuğunda oturuyor hem de baterileri çalıyor. Böyle bir albümün ortaya çıkmasındaki başrollerden biri de ‘Owen Pallet’ öncülüğündeki 22 kişilik London Metropolitan Orchestra’sı. 22 kişilik bu dev orkestra, Alex Turner’dan sonra albümdeki en etkileyici performansa imza atıyor. Sanırım bu orkestranın etkisinden olsa gerek, albümün müzikal aurası çok ciddi bir şekilde Beatles’ı ve Abba’yı hatırlatıyor. Kim bilir belki de bu, bizim 60’lara/70’lere duyduğumuz özlemden ileri geliyordur. Fakat ikili kıyafetleriyle, saçlarıyla ister istemez Beatles’ın yansıması gibi duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan 2008’de İngiltere’de listelere 1 numaradan giriş yapan ‘The Age Of The Understatement’ albümü, nihayet geçtiğimiz günlerde Türkiye’de de raflardaki yerini aldı. Her ne kadar internet üzerinden albümü dinleyip, çekilen üç video klibi izlemiş de olsam; albümü bizatihi kendim gidip almak beni çok heyecanlandırdı bu modern zamanlarda. Her şeyin ‘net’ üzerinden hallolduğu bu global dünyada, albümü cd çalara koyup tekrar tekrar dinlemek benim için bir başka keyif… ‘The Age Of The Understatement’ albümünde on iki şarkı bulunmasına rağmen albümün 35 dakika gibi kısa bir sürede bitmesi, biraz hayal kırıklığı yaratıyor insanda. Ama bu on iki şarkının on ikisinin de standartların üstünde olması, zaman problemini bir nebze olsun geri plana atmamızı sağlıyor. Albüm, ‘The Age Of The Understatement’ şarkısıyla açılıyor. Soğuk bir kış gününde tanklar eşliğinde çekilen video klibiyle bu şarkı kendisinden bir hayli söz ettirdi. Akabindeyse bir başka ‘hit’ ‘Standing Next To Me’ geliyor. İkili asıl sükseyi geçmiş zamanlara selam gönderen ‘My Mistakes Were Made You’ şarkısıyla yaptı. Bizim buralarda da izlenebilen bu şarkıyla ‘Black Plant’ şarkısı bana göre albümün en güzel iki şarkısı. Hani aşk acısı yaşayan birinin şehri terk ederken dinleyeceği şarkılar, muhtemelen bu şarkılar olur; o derece güzel, o derece kasvetli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘The Age Of The Understatement’ gibi zaman ötesi bir albüm yapmış grup için beklentileri yüksek tutmak, sanırım bizim en doğal hakkımız. Şimdiden konuşmak çok mu erken tam olarak bilmiyorum ama The Last Shadow Puppets gelecek on yıla damga vuracak gibi. Özellikle Alex Turner’ı dikkatle takip etmek gerekiyor. Ayrıca yazıyı yukarıdaki girişe bağlamak gerekirse yağmurlu bir günde kaldırımda yürümekte olan bir yabancı, elinde ‘The Age Of The Understatement’ albümü, dudağında da ‘Black Plant’ şarkısı, şu günlerde insanın başına gelebilecek en güzel üç şey olsa gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-3735263980903242587?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/3735263980903242587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/ahir-zamanlara-inat-last-shadow-puppets.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/3735263980903242587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/3735263980903242587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/ahir-zamanlara-inat-last-shadow-puppets.html' title='Ahir zamanlara inat &apos;The Last Shadow Puppets&apos;'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TPJh684CzYI/AAAAAAAAAI0/RtnVcgcTPPU/s72-c/The%2BLast%2BShadow%2BPuppets%2B%25281%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-4978703467243326378</id><published>2010-11-26T13:47:00.004+02:00</published><updated>2010-12-05T11:28:25.130+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güldünya şarkıları'/><title type='text'>Kadınım, söyle sen mutlu oldun mu?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO-e-3J40vI/AAAAAAAAAIs/BbJ5aNRptpI/s1600/Turkce_logo.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 330px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO-e-3J40vI/AAAAAAAAAIs/BbJ5aNRptpI/s400/Turkce_logo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543824469110870770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Birileri bizden sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmamızı istiyor. Gözlerimizi kapatıp görmememizi, kulaklarımızı tıkayıp duymamamızı, sessiz kalıp konuşmamamızı istiyor. Üç maymunu oynatmak istiyorlar bize. Daha düne kadar neler olup bittiği ayan beyan ortadayken, biri çıkıp ‘Polise kimlik sorun’ telkininde bulunuyor, sanki alay edercesine. Sizi bilmem ama ben, ‘Güldünya Şarkıları’ albümünün arkasındaki telefon numarasını görünce yukarıdaki telkini hatırladım nedense. Bu numara, aile içi şiddete son amacıyla kadınların arayabileceği bir numara. Eminim bu sayede birçok kadına el uzatılmıştır lakin madalyonun bir de öteki yüzü var. Özlem Arslan diye bir gerçek var hayatımızda. Özlem henüz 19 yaşındaydı. Kocasından yediği dayağa daha fazla dayanamayıp polise sığınmıştı. Polis ise, Özlem’i kocasıyla barıştırıp evine göndermişti. Birkaç gün sonra Özlem’in cesedi dere kenarında bulundu. Özlem’in başına yakın mesafeden ateş edilmişti. Şimdi bu albüm bana Özlem’i nasıl anlatabilir? Özlem’in gerçeği bu albümün neresine düşer? Sahi hangi hayatlar gerçektir, kaç ‘gerçek’ vardır hayatta? Güldünyalar, Özlemler neyin simgesidir? Böyle bir dünya soru sorulabilir söz konusu ‘kadın’ olunca. Çıkmazda da olsak karamsarlığa kapılmayalım ve ‘bir gün mutlaka’ umuduyla bu anlamlı albüm hakkındaki görüşlerimizi yazalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Güldünya Şarkıları’ 25 Kasım’da yani Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü’nde piyasaya çıktı. Önce amcasının oğlunun tecavüzüne uğrayan, sonra hastanede abileri tarafında öldürülen ‘Güldünya Tören’ bu albümün çıkış noktası oldu. Albüm için (proje için demek daha doğru olur) Sezen Aksu’dan Aynur’a, Zuhal Olcay’dan Şevval Sam’a, Aylin Aslım’dan Rojin’e kadar Türkiye’nin önde gelen 13 kadın sanatçısı biraraya geldi. Albümden elde edilecek gelir ise, bir yıl önce kurulmuş olan ‘Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na aktarılacak. Albümde üçü yeni olmak üzere toplam 14 şarkı yer alıyor. Genelde konsepte uygun şarkılar seçilmiş. Ama bazı şarkılar var ki insan şaşırıyor. ‘Bu şarkıların burada ne işi var’ diye sormadan edemiyorum. Şarkılara kötü demiyorum ancak albümün temasına pek uymadığını söylüyorum. Albümün eksileri/artıları tartışılır ama albüme saygı duyulması gerektiğine inanıyorum. Erkek egemen söylemin hakim olduğu bir coğrafyada; kadının meta olarak görüldüğü bir toplumda kadına dair birşeyler söylemek başlı başına önemli bir olay olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Güldünya Şarkıları’ Koro’nun söylediği ‘Kadınlar Vardır’ marşıyla açılıyor. ‘Susmamız oturmamız/Hep boyun eğmemiz/Hayatı seyretmemiz/İstendi bugüne dek/Suskunduk ve bekledik/Yaşandı seyrettik/Sonunda yeter dedik/Bir daha susmayana dek/Kadınlar vardır/Kadınlar her yerde’ derken ‘Fatma Teyze’ geliyor aklıma. Sabah erkenden minibüse binen, sekiz buçukta işe başlayıp akşam yedide eve dönen; dönerken de evdeki boş tencereyi nasıl kaynatacağını düşünen ama hayata gururla bakan ‘Fatma Teyze’ geliyor aklıma. Ve ben de eşlik ediyorum şarkıya; ama bu kez daha gür çıkıyor sesim, daha dik duruyorum hayata karşı… Aylin Aslım’ın yazdığı Güldünya’yı Sezen Aksu söylüyor. ‘Canım abim vurma beni/Bu dünyadan alma beni/Dökülür mü kardeş kanı?’ diye soruyor ‘Güldünya Tören’. Albümde Emel Müftüoğlu ‘Adım Kadın’, Aynur ’Qumrike’, Zuhal Olcay ‘Neyse’, Aylin Aslım ‘Karar Verdim’, Nilüfer ‘Sana Ne Kime Ne’, Şebnem Ferah ‘Masum Değiliz’, Rojin ‘Sil Baştan’, Ayten Alpman ‘Ve Tanrı Aşkı Yarattı’, Funda Arar ‘Dünden Sonra Yarından Önce’ şarkılarını seslendirdi. Ayrıca Şevval Sam’ın söylediği ‘Kibritçi Kız’, Nazan Öncel’in bir işçi kızını anlattığı ‘Leyla’,  sözlerini Şehrazat’ın yazıp Ajda Pekkan’ın yorumladığı ‘Kadın Değilim’ albümdeki yeni şarkılar olarak dikkat çekiyor. (Özellikle Şevval Sam’ın yorumu dinlenilmeye değer.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde biri ‘Güldünya kimdi?’ diye sordu. O an utandım. Vicdanımızdaki yaraların ne çabuk kabuk tuttuğuna şaşırdım bir an. Birileri göz göre göre ölüme gönderilirken hiçbir şey yap(a)mamış olmanın kadim sancısını duydum yeniden. Cevap vermeden eve doğru yürümeye başladım. Geri getirmeyeceğini bilsem de Güldünya’dan, Özlem’den bir kez daha özür diledim; ‘Gitti Güldünya/Kim farkında/Kimin umrunda/Söndü bir dünya’ diye mırıldanırken.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-4978703467243326378?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/4978703467243326378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/kadnm-soyle-sen-mutlu-oldun-mu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4978703467243326378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4978703467243326378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/kadnm-soyle-sen-mutlu-oldun-mu.html' title='Kadınım, söyle sen mutlu oldun mu?'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO-e-3J40vI/AAAAAAAAAIs/BbJ5aNRptpI/s72-c/Turkce_logo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-6192411538932191839</id><published>2010-11-26T13:44:00.004+02:00</published><updated>2010-12-05T11:28:32.957+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kings of Leon'/><title type='text'>Ölmen gerektiğini hatırla</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO-eRon6HXI/AAAAAAAAAIk/d1JIjYBWpok/s1600/kings%2Bof%2Bleon.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 399px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO-eRon6HXI/AAAAAAAAAIk/d1JIjYBWpok/s400/kings%2Bof%2Bleon.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543823692116139378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kings of Leon, -açık konuşmak gerekirse- beklediğimizden çok daha büyük bir çıkış yakaladı yeni albümleriyle. Grup ve son albümleri ‘Only By The Night’ son günlerde dünya müzik piyasasında pek revaçta. Hatta albümün ilk single’ı olan ‘Sex On Fire’ İngiltere listelerinde bir numaraya kadar yükselmiş durumdaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tennessee’li Caleb, Nathan, Jared kardeşler ile kuzen Matthew Followill’den müteşekkil bir grup Kings of Leon. İlk kez 2003 yılındaki ‘Holy Roller Novocoine’ adlı EP ile tanıdık bu dörtlüyü. Kıyafetleriyle, saçlarıyla sanki 70’lerden/80’lerden çıkmış gibiydiler. Üstelik vokal Caleb Followill ilginç bir ses rengine sahipti. Tuhaf bir tonda şarkı söylüyordu; fakat -nedendir bilinmez ama- bazı zamanlar, insanı sinirlendiriyordu bu ses tonu. Sonra alıştık, zamanla müptelası olduk. İlk albümleri ‘Youth and Young Manhood’ bizim gibi başkalarının da dikkatini çekmiş olmalı ki yarım milyona varan satış rakamlarına ulaştı. Ardından U2’yla, Bob Dylan’la aynı sahneyi paylaşıp; vakti zamanında tahayyül edilmesi bile zor olan başarılara imza attılar. Bu albümün peşi sıra gelen ‘Aha Shake Heartbreak’ ve 2007’deki ‘Because Of The Times’ ile kendilerine saygın bir yer edindiler. Bu iki albümle ne kadar ‘sağlam’ bir grup olduklarını ve yakaladıkları başarının sadece günübirlik rastlantılarla açıklanamayacağını kanıtladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007 senesinde özellikle ‘On Calm’ şarkısıyla listeleri alt üst eden grup, çekildiği inzivadan yeni albümleriyle döndü. 2008’in ilk aylarında stüdyoya giren Kings of Leon, yaklaşık sekiz aylık uzun bir dönemden sonra dördüncü albümleri Only By The Night’ı yayımladılar. Albümün bu kadar geç yayımlanmasının sebebi vokal Caleb’in albümün hazırlanış sürecinde geçirdiği rahatsızlığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Only By The Night’ hayatın karanlık yanlarını anlatma çabasında. Hayatın daha çok görünmeyen/bilinmeyen yanlarıyla uğraşıyor. Hayat karanlıktır diyip hakkındaki pek çok şeyin bilinmediğini ifade ediyor. Soğuk bir kış günü insanın kendisini sorgulamasına sebep oluyor; açıkcası biraz tedirgin ediyor insanı. Grubun da söylediği gibi bu albüm, öncekilerden daha sert. Açılış şarkısı ‘Closer’, listelere hızlı bir giriş yapan ‘Sex On Fire’, Temmuz ayında internet üzerinden paylaştıkları ‘Crawl’ bu sertliğin bir yansıması olsa gerek. Aşk acısının sorgulandığı, kaderin ele alındığı bir albüm Only By The Night. Bireyi yalnız başına bırakıp geçmişiyle hesaplaşmasına vesile oluyor. İfade etmeye çalıştığımız şeyi, albümün kapanışındaki ‘Cold Desert’ fazla söze gerek bırakmadan anlatıveriyor yaklaşık altı dakikalık bir sürede. Tabiri caizse gitarın ağladığı, vokalin ağıt yaktığı bir şarkı ‘Cold Desert’. Üstelik şarkının kahramanının boynunda bir de ip var. Evet, intiharı düşünen birinin ballad’ı bu şarkı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rivayet o ki; Antik Çağ’da Romalı bir genarel kazandığı savaş sonrası şehirde gövde gösterisi yaparmış. Genarel şehri yürüyerek zafer sarhoşluğunu kutlarken arkasındaki köle ‘Memento mori’ demiş. Memento mori latince bir deyiş. Ve Türkçe’ye ‘ölmen gerektiğini hatırla’ şeklinde çevrilebilir. ‘Only By The Night’ tam da böyle bir albüm işte. Bazı gerçekleri çok acımasız bir şekilde dile getirip, karanlığa açılıveriyor bir anda. Ve Antik Çağ’daki o kölenin sesini duyuruyor bize.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-6192411538932191839?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/6192411538932191839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/olmen-gerektigini-hatrla.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6192411538932191839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6192411538932191839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/olmen-gerektigini-hatrla.html' title='Ölmen gerektiğini hatırla'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO-eRon6HXI/AAAAAAAAAIk/d1JIjYBWpok/s72-c/kings%2Bof%2Bleon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-6493625863222634494</id><published>2010-11-24T17:21:00.005+02:00</published><updated>2010-12-05T11:28:49.843+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Orient Expressions'/><title type='text'>Kırık kalplerin yolculuğu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0uBFx6x_I/AAAAAAAAAIc/5g69VrkRLRI/s1600/OrientExpressions-KirikKalplerAlbumu-1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0uBFx6x_I/AAAAAAAAAIc/5g69VrkRLRI/s320/OrientExpressions-KirikKalplerAlbumu-1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543137312629245938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İstanbul ‘ara’dadır her anlamıyla. Ne batı ne de doğudur; ama aynı zamanda hem batı hem de doğudur. Her ikisini de barındırır içinde; fakat her ikisi de değildir neticede.Velhasıl ikisinden de farklıdır… İşte böyle bir şehrin sözcüsüdür ‘Orient Expressions’. Şehrin kendini anlatabilmesidir bir nevi. Dj Yakuza (Can Utkan), Richard Hamer, Murat Uncuoğlu ve Cem Yıldız dörtlüsünden oluşan Orient Expressions, ‘Kırık Kalpler Albümü’ ile yeniden aramıza döndü 2008’in sonlarında. (Aslında grup elemanlarının solo projeleri de gözden kaçmamalıdır, Cem Yıldız’ın 2007 yılındaki ‘İmkânsız Aşk’ albümü gibi.) Çeşitli dizi ve film müziklerinin yanı sıra Sabahat Akkiraz, Aynur Doğan, Adile Yargı gibi sanatçılarla çalışan, yurt dışında başarılı konserler veren grup yine İstanbul’a saygı duruşunda bu albümle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Kırık Kalpler Albümü’nde bazı misafirler de var. ‘Angels’ şarkısında Orient Expressions’a; Babylon’a da konuk olmuş Jhelisa’nın eşlik ettiğini görüyoruz. Bir diğer konuk ise perküsyonu ve vurmalıları dile getiren Levent Güzel. Ayrıca vokallerde Berrin Koç’un da olduğunu hatırlatalım. Albüm her zamanki gibi yine kozmopolit bir kimlikte açıkcası. Cazın, elektroniğin, türkünün bir araya geldiği albümde; Boş Pavyon, Poyraz, Derde Düştüm gibi Orient Expressions kültü olabilecek parçalar var. Albümün iki tane de bonus parçası var. Bunlardan biri ‘Rewind Me’ diğeri de albümdeki ‘Su Gibi’ parçasının enstrümantal hâli. Ayrıca Cem Yıldız’ın harika yorumladığı, öfkeyle sitem arasında gidip gelen ‘Şehristan’ da cabası. Bir şehirle nasıl yolculuğa çıkılır ve bir şehirde kaç ‘hayat’ yaşar diye sorarsanız ‘Kırık Kalpler Albümü’ bu sorunun cevabıdır diyebilirim rahatlıkla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-6493625863222634494?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/6493625863222634494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/krk-kalplerin-yolculugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6493625863222634494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6493625863222634494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/krk-kalplerin-yolculugu.html' title='Kırık kalplerin yolculuğu'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0uBFx6x_I/AAAAAAAAAIc/5g69VrkRLRI/s72-c/OrientExpressions-KirikKalplerAlbumu-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1749168103698389169</id><published>2010-11-24T17:18:00.003+02:00</published><updated>2010-12-05T11:28:55.364+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kul Ahmet'/><title type='text'>Nefesine sağlık Kul Ahmet</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0talttdDI/AAAAAAAAAIM/jchDiCWTzlM/s1600/kul1za7.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 319px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0talttdDI/AAAAAAAAAIM/jchDiCWTzlM/s320/kul1za7.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543136651186631730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Âşık’lık geleneği Alevilikte önemlidir. Âşık, sazıyla sözüyle geçmişi bugüne taşırken bugünü de geleceğe bağlar. Âşıklar bir kültürün, bir halkın taşıyıcısıdır bu anlamda. Sözü edilen halkın asırlarca kültürlerini, kimliklerini saklamak zorunda kaldığı unutulmamalıdır burada. Sivas’ta yakılıp Maraş’ta katledildikleri de. Bugünlerde Âşık Kul Ahmet’in ‘İsmini Sevdiğim’ albümünü dinlerken bir kez daha fark ettim bunları. Ve tekrar anladım ki bu topraklar yüzleşemiyor kendi gerçekleriyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalan Müzik, bugünlerde çok değerli bir arşivi daha gün yüzüne çıkardı. 1996 yılında aramızdan ayrılan Âşık Kul Ahmet’in deyişleri derlenerek ‘İsmini Sevdiğim’ albümü adıyla yayımlandı Kalan Müzik aracılığıyla… Kul Ahmet, 1932’de Maraş’ın Pazarcık ilçesinde doğar. Henüz bir yaşındayken babasını kaybeder. Üvey babasının yaptıklarına, sevdiği kızla evlenememesine daha fazla dayanamaz ve sazını yanına alıp diyar diyar gezer Anadolu’yu. Dost muhabbetlerinde hasbıhal eder. Sazını çalıp sözünü söyler dost meclislerinde. Kul Ahmet’in deyişleri televizyon ve radyolarda yayımlanır daha sonraları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz günlerdeyse içinde ‘Bülbül İdim’, ‘Biz Muhabbet Aşığıyız’, ‘Ömrüm’, ‘Gelen Dostlar’, ‘Sen Arifsin’, ‘Dedi Ki Yoh Yoh’ gibi her biri birbirinden değerli on altı deyişin yer aldığı bir albüm çıktı piyasaya. ‘İsmini Sevdiğim’ adını taşıyan bu albüm, bir döneme tanıklık etmiş; Davut Sulari, Muhlis Akarsu gibi ozanlarla büyüyen bir kuşak için son derece saygıdeğer. Bir türlü çekmeyen radyo istasyonlarından, sipariş üzerine doldurulan kasetlerden türkü dinleyerek büyümüş bir kuşağın heyecanla ve özlemle dinleyeceği bu albüm vesilesiyle bir kez daha ‘Sazına, sözüne sağlık Kul Ahmet’ diyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1749168103698389169?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1749168103698389169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/nefesine-saglk-kul-ahmet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1749168103698389169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1749168103698389169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/nefesine-saglk-kul-ahmet.html' title='Nefesine sağlık Kul Ahmet'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0talttdDI/AAAAAAAAAIM/jchDiCWTzlM/s72-c/kul1za7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-4705068793272568862</id><published>2010-11-24T17:13:00.003+02:00</published><updated>2010-12-05T11:29:01.853+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Replikas'/><title type='text'>Yine yeni yeniden Replikas</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0sV0nOQ3I/AAAAAAAAAIE/DqkuLCgdF3o/s1600/IMG_5878.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0sV0nOQ3I/AAAAAAAAAIE/DqkuLCgdF3o/s400/IMG_5878.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543135469774979954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nihayet yeni albümleriyle tanışabildik Replikas’ın. Bu albümü Replikas’ın diğer albümleriyle karşılaştırırsak ‘epey bi yanılmış’ oluruz, bunu baştan söyleyelim. Zerre’den önceki dört albümü bir kenara, Zerre’yi de diğer kenara koymakta fayda var her şeyden önce. Hem böylece daha sağlıklı ve daha nesnel yorumlar yapabiliriz hem de dinlerken yadırgamamış oluruz bu güzelim albümü. Bu hususta anlaştıktan sonra yolumuza/yazımıza devam edelim: ‘Zerre’ albümü eskiden yarı açık bir cazeevi olan (evet yanlış duymadınız, cezaevi dedim) bir yerde kaydedildi. Bundan yaklaşık 40 küsur yıl önce (1960’larda) Gökçeada’da inşa edilen, şimdilerde ise inlerin cinlerin top oynadığı bir bina olan Gökçeada Yarı Açık Cezaevi, kelimenin tam ve gerçek anlamıyla bir stüdyoya dönüştürülerek Replikas’ın yeni mekânı oldu albümün hazırlanış aşamasında (Grup üyeleri, bunun yeni sesler duyabilmek artı farklı akustiklerden yararlanabilmek için izlenilmiş bir politika olduğunu belirtiyor. Albümün mastering’i ise ‘West West Side’ stüdyolarında yapıldı (Bu stüdyonun Franz Ferdinand’a da ev sahipliği yaptığını gözden kaçırmamak gerekir.) Albümün yapısal özelliklerinden daha doğrusu yapısal değişikliklerinden biri de, albümün Peyote Müzik tarafından çıkıyor olması. Ve ayrıca Replikas tarihinde ilk defa bir şarkı, albüme adını veriyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bu kadar teorik altyapının pratiğe yansıması nedir diye soracak olursanız buna nasıl cevap vereceğimi bil(e)miyorum. Zira ‘Zerre’ öylesine gizemli 12 (yazıyla:oniki) parçaya sahip ki bir defa dinlemeyle asla sırlarına vakıf olunamayacağı aşikâr. Şöyle ki, Replikas bu albümde söz yazabilme yeteneğini birkaç adım daha ileriye taşımış. Tabii burada, zamanın herkesi bir miktar da olsa derinleştirdiğini ve törpülediğini unutmamak gerekir. Aslında söylemek istediğimizi albümdeki şarkılardan yola çıkarak daha kolay anlatabiliriz: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albüme ismini veren ‘Zerre’ şarkısında geçen ‘Zerredir belki ama yok denilemez’ sözü, her zaman gördüğümüz ama çoğu zaman umursamadığımız onlarca şeyin varlığını hatırlatıyor bize. Böyle derin manalı sözlerle Replikas’ın kendine has sound’u birleşince ortaya yaklaşık dört buçuk dakikalık muazzam bir şarkı çıkıyor, bilginize (Albümün geneli için de bu kanıya sahibiz.) Zerre’den sonra gelen ‘Bugün Varım Yarın Yokum’ şarkısı ise açık konuşmak gerekirse oldukça karamsar sözlere sahip. Peşi sıra gelen Dulcinea’ya ise ayrı bir parantez açmak zorundayım. Giden sevgiliye yakılan bir ağıt gibi duran ‘Dulcinea’ hem vokal tarzı hem de sözler açısından bana göre albümün en iddialı şarkısı. ‘Bir yokluk ki ölüm, bilmez/Elleri bana değmez/Bir ihtimal asla olmaz/Hiç unutulmaz’ sözlerini duyar duymaz olduğunuz yerde kalakalıyorsunuz; zira ‘giden’ gitmekle, sadece kendisini götürmüyor, geride bıraktıklarından da bir şeyler koparıp götürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bitti Deme’ ise kendisinden bir önce gelen şarkıyı adeta yalanlıyor hayatta hiçbir şey için bitti demememiz gerektiğini vurgulayaraktan. ‘Bozuk Düzen’deyse  oldukça sağlam bir rock altyapısı var, haberimiz ola. ‘Boş Vücut’ ise ‘Gerçek, sessizliğin içinde’ diyor duvardaki saatin akrep ve yelkovanlarının dansı eşliğinde. ‘Gülmediğin Günler’, ‘Vakt-ı Kerahat’, ‘Ruh-Feza’ yine albümde kendilerinden söz ettiriyor gururla (Unutmadan ‘Ruh-Feza’ bünyesinde bir tane de hidden track barındırıyor.) Bitirmek gerekirse bu yazıyı, şunu söyleyebiliriz: Bu albüm, insanı bildiği fakat kabullenmek istemediği gerçeklerle yüzleştiriyor. İşte o zaman anlıyorsun, her geçen an ile biraz daha eskidiğini ve biraz daha eksildiğini.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-4705068793272568862?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/4705068793272568862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/yine-yeni-yeniden-replikas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4705068793272568862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/4705068793272568862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/yine-yeni-yeniden-replikas.html' title='Yine yeni yeniden Replikas'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0sV0nOQ3I/AAAAAAAAAIE/DqkuLCgdF3o/s72-c/IMG_5878.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-740096869424177776</id><published>2010-11-24T17:09:00.003+02:00</published><updated>2010-12-05T11:29:33.567+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Luxus'/><title type='text'>Ortada 'Luxus' var yandan geç</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0rgBwSLnI/AAAAAAAAAH8/IqG6QXut_to/s1600/Luxus.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0rgBwSLnI/AAAAAAAAAH8/IqG6QXut_to/s400/Luxus.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543134545589710450" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;'Dedim ayağım kaydı / Dedi ki hayatın kaydı.’ Böyle kimselerin aklına gelemeyecek çıkarımlar yapabilen, eğlenceli ve tuhaf sözler yazabilen içine de bir tutam ironi koyan yanına da bir demet felsefe ekleyen bir grup ‘Luxus’. Ne yaptıklarını kolay kolay tarif edemiyorum, nasıl yaptıklarını anlatmaya çalışıyorum pek başarlı olduğum söylenemese de. Anlatamıyorum çünkü bilinemezler dehlizindeyiz. Tam ‘ipin ucunu tuttuk bu işi çözdük’ diyoruz, bir bakıyoruz yine/yeniden kördüğüm olmuşuz. Yani: acayip, gerçekten çok acayip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerini ‘oriental blues’ yapıyoruz diye tanımlayan Luxus’ün kimlerden oluştuğunu öğrenelim bakalım, ilkokuldaki hayat bilgisi dersinde olduğumuzu varsayarak: Alper Bakıner var solo vokalde ve kemanda, Kamucan Yalçın klarnet ile vokalde, akordiyonda ve trompette Ozan Akgöz, perküsyonda İsmet Kızıl, gitarda Gökhan Barış Bölükbaşı, bas gitarda Ömer Erciyes, davulda ise Burak Beyrek var. (Hayat bilgisi zor bir şey, öğrenmiş olduk böylece.) Temelleri 2000 yılına dayanan Luxus, çeşitli evrimlerden geçerek nihayetinde yukarıdaki şekli almış. Aslında Luxus, İstanbul’daki underground camianın aşina olduğu bir grup. Balans ve Araf gibi mekânlardaki performanslarını çoğu kişinin unutmadığı gibi bir gerçek var ortada. Bilenler bilir: her yerde ‘aa Luxus diye bir grup var, dinledin mi hiç; yahu bunlar nasıl bir şey bir görsen, ah bir dinlesen’ gibi şehir hikâyelerinin gezdiğini. Velhasıl sekiz senelik uzunca bir dönemden sonra (sekiz sene çok uzun: taş olsa çatlar) ‘Acayip Şeyler’ albümünü çıkararak bu hikâyenin aslında gerçek olduğunu bizlere/şehre ispatlamış oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümde dördü cover olmak üzere dolu dolu on şarkı var. Aslında cover’ların isimlerini yazarak nasıl bir yelpazede müzik yaptıkları hakkında bazı fikirler edinebiliriz en azından, yazalım o zaman: Nesimi’nin Haydar Haydar’ı (ki hemen belirteyim: Müzeyyen Senar’dan sonra duyduğum en güzel Haydar Haydar yorumu olmuş), bir Müslüm Gürses klasiği olan ‘Yuvasız Kuşlar’ (girişteki yaklaşık bir dakikalık bölüm bünyeye zarar hakikaten), Tanju Okan’ın öncülüğünde birçok sanatçının seslendirdiği ‘Neden Saçların Beyazlamış Arkadaş’ ve de bir klasik/kült olan ‘Üsküdar’ (Üsküdar Üsküdar olalı böyle bir yorum görmemiştir, harikulade.) Albümdeki coverlardan sonra diğer parçalara merakla bakarsak ‘Acayip Şeyler’ adlı benim en beğendiğim şarkıyı görürüz açılış parçası olarak. ‘Bana birşeyler oluyor/Acayip şeyler oluyor’ diye ortak olduğumuz bu şarkıdan sonra bizim de başımızın en zonkladığı ‘Zonk’ şarkısını dinliyoruz sonlarına doğru kafayı yiyerekten. ‘Tutturamadım balansı/Yok mu bunun toleransı/Hatasız kul hiç olmaz ki/Budur dünyanın mayası’ diyerek Orhan Baba’nın kulaklarının çınlatıldığı ‘Balans ve Tolerans’ önemle ve özenle dinlenilmesi gereken bir diğer şarkı. ‘Mafyatik Roman’ ise Alaaddin’in sihirli lambasından çıkan cinin bile aklına gelmeyecek bir şarkı adı öncelikle. ‘Şirin baba bile bunalmış, biz nasıl dayanalım’ diyerek haklı haykırışımızı çocuksu bir saflıkla söylüyorlar. Pek de güzel söylüyorlar açıkcası. ‘Derdim Günüm’ ile ‘Zin Magazin’ şarkıları ise yine ince bir ayar veriyor, anlayana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümü dinledikten sonra şöyle bir fikre sahip oldum: Luxus, her ne kadar kendilerini oriental blues yapıyoruz diye tanımlasa da bu tanım onların yaptığı müziğe bazı sınırlar çiziyor anlamına geleceği için ben net bir ifadede bulunmuyorum ne tür müzik yaptıklarına dair. Bazen Sulukule’de göbek atıyorum, bazen sokakta çocuklarla ‘kutu kutu pense’ oynuyorum, bazen rakı masasında keyfe keder yapıyorum, bazen sıkışıp kaldığım trafikte sıkıntıdan patlıyorum/çatlıyorum, bazen de ‘komşuda noolmuş noolmuş’ diye dedikodu yapıyorum; bazen ‘şu’ oluyorum, bazen ‘bu’ oluyorum. Anlayacağınız, bu bazenlerin sonu yok; tıpkı yaptıkları müziğin sonu olmadığı gibi. Kısacası yaptıkları müzik sonsuz bir kuyu. İçinden kolay kolay çıkamayacağımız ve bundan da asla şikâyet etmeyeceğimiz bir kuyu hem de.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-740096869424177776?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/740096869424177776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/ortada-luxus-var-yandan-gec.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/740096869424177776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/740096869424177776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/ortada-luxus-var-yandan-gec.html' title='Ortada &apos;Luxus&apos; var yandan geç'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0rgBwSLnI/AAAAAAAAAH8/IqG6QXut_to/s72-c/Luxus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1054774299162536722</id><published>2010-11-24T17:03:00.005+02:00</published><updated>2010-12-05T11:29:40.068+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayo'/><title type='text'>Beynelmilel bir albüm</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0qetj6SHI/AAAAAAAAAH0/nMRY01a13Zc/s1600/1322922533_6289f9a6a8_o.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0qetj6SHI/AAAAAAAAAH0/nMRY01a13Zc/s320/1322922533_6289f9a6a8_o.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543133423477606514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Renkler önemlidir bu gezegende. Özellikle de siyah/beyaz renkler. Beyazsanız sorun yoktur, gerine gerine gezebilirsiniz gezegeni; ama ya siyahsanız ve de ‘siyah’ iseniz birazcık da muhalifseniz olmadık şeyler gelir başınıza. Hiç uzağa gitmeden Barack Obama’nın yaşadıklarına bakarsanız hemen anlaşılır yukarıdaki cümlenin vermek istediği mesaj (Gerçi Barack Obama’nın muhalifliği tartışılır; muhalif midir değil midir, muhalifse ne kadar muhaliftir değilse bu yazıda ne işi vardır?..) Yazının dördüncü cümlesini şöyle de kurabiliriz: Siyahsanız geçmişinizde bazı acılar vardır. Ama mutlaka vardır. İşte onlardan biri ‘Ayo’. Siz bakmayın isminin yerel dilde ‘sevinç’ anlamına geldiğine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980 doğumlu Ayo. Nijerya, Almanya, Fransa, Yoruba, Roman, Çingene gibi kimliklerin karışımı. Babası Nijeryalı ve Yoruba soyundan olup… diye gidebilecek kimlikler/cümleler toplamı yani. İlk bestesini henüz 15 yaşında iken yapan ve ayrı yaşamak zorunda kaldığı annesine ithaf eden Ayo’nun sesini ilk kez ‘Joyful’ albümüyle duyduk (Ayo’nun annesinin ve babasının boşandığını; annesinin bir zamanlar uyuşturucu bağımlısı olduğunu belirtmek gerek.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen Bob Marley, bazen de Sade olabilen Ayo’nun yaptığı müziği kategorize etmek gerekirse biraz soul, biraz reggae biraz da folk diye tarif edebiliriz memnuniyetle. Ayrıca çok da güzel şarkı sözleri yazabilen Ayo, bu yeteneğini ikinci ve son albümü olan ‘Gravity At Last’ta bir kez daha sergileyerek bu alanda ne kadar başarılı olduğunu tekrar tekrar gösterdi dinleyicilerine (Albümdeki 13 şarkının sözleri de ‘Ayo’ya ait.) Taa Bahamalar’da, Compass Point Studios’unda kaydedilen albümün prodüksiyonluğunu  Ayo’yla beraber Jay Newland üstlenmiş (Neresinden bakılırsa bakılsın takdire şayan bir albüm: söz yazarlığı, prodüksiyonluk, şarkıcılık hepsi bir koltukta.) Albüme baktığımızda bir çırpıda şunlar söylenebilir:  ‘I Am Not Afraid’ gibi gayet Afro-beat bir parçayla açılıyor ‘Gravity At Last’. ‘Slow Slow (Run Run)’ parçası ise oldukça ironik bir isme sahip öncelikle. Albümdeki ilk videosu çekilen klip olma özelliğini de taşırken albümün kalburüstü şarkılarından biri de diyebiliriz bu parçaya. ‘Maybe (Ayo Blues)’ ise isminden de anlaşılacağı gibi leziz bir blues parçası. Keşke hep blues söylese diye iç geçirmeden de edemiyoruz Ayo’nun bu şarkıdaki performansını görünce. Hüzünlü bir parça olan ‘Better Days’den sonra toparlanmamız biraz zaman alsa da şikâyetçi olmuyoruz bu duygu yoğunluğundan. ‘Change’ ve ‘Lonely’ ile neşeleniyoruz derken “What’s This All About” şarkısıyla/sorusuyla derin düşüncelere gark oluyoruz. Geçmişiyle olan bağlarını koparamadığı, annesine olan bağlılığını (kim annesine bağlı değildir ki zaten) ‘Mother’ şarkısıyla bir kez daha anlarken albümün kapanışını her şeye ve herkese ‘Thank You’ diyerek yapıyoruz Ayo’nun yine o naif sesi eşliğinde. Şöyle ilginç bir not düşmekte fayda var: Ayo’nun bugüne kadar iki albüm çıkardığını, iki albümdeki toplam parça sayısının 25 olduğunu, bu parçalardan yalnızca bir tanesinin 5 dakikayı geçtiğini, o yegane şarkının da tahmin edileceği gibi bu albümdeki ‘Mother’ parçası olduğunu kaşla göz arasında yazıvereyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Down On My Knees’ ile tanıdığım, kendisini dinlediğim için kendimi şanslı ve bir o kadar da mutlu hissettiğim; bunu yaklaşık 50 dakika süren ‘Gravity At Last’la daha iyi anladığım, kıvırcık saçlarına ve mütevazi tavrına hayran olduğum bu şahsın, kendisi de albümü de; herkesin topyekün çıldırmaya başladığı her şeyin tepetakla olduğu bir dönemde bulunmaz bir fırsat, depresif moddan kurtulabilmek için. Ha unutmadan ‘aman dikkat’ diyorum, tekrar depresif moda girme riskine karşı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1054774299162536722?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1054774299162536722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/beynelmilel-bir-album.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1054774299162536722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1054774299162536722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/beynelmilel-bir-album.html' title='Beynelmilel bir albüm'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0qetj6SHI/AAAAAAAAAH0/nMRY01a13Zc/s72-c/1322922533_6289f9a6a8_o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-5463862314547127555</id><published>2010-11-24T16:55:00.002+02:00</published><updated>2010-12-05T11:29:45.867+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Madita'/><title type='text'>Nihayet Madita</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0nrFBwm2I/AAAAAAAAAHc/9iJgIbyKvGk/s1600/Madita%2BToo.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0nrFBwm2I/AAAAAAAAAHc/9iJgIbyKvGk/s320/Madita%2BToo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543130337400363874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Edita Malovcic. Ya da bizim bildiğimiz adıyla ‘Madita’… Elimizdeki tek albümü 2005 çıkışlı ‘Madita’ ve ‘Ceylon’ parçasını 3 sene boyunca usanmadan habire döndürüp dururken öyle bir albümle (Too ile) aramıza döndü ki sevinçten yerimizde duramaz olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avusturya doğumlu Madita’nın marifetleri saymakla bitmeyecek cinsten: bir elinde sanatçı kimliği diğer elinde cımbız pardon aktris kimliğ vs. Yani pek maharetli bu kızımız, çok maharetli hem de. Bu maharetlerinin müzik ile ilgili kısmını ilk olarak Bosna-İsviçre-Avusturya harmanı olan dZihan &amp; Kamien adlı downtempo grubunun 2002 yılındaki ‘Gran Riserva’ albümünde gösterdi. Sonrasındaysa sahip olduğu vokal tekniğini 2005 yılındaki ilk albümü ‘Madita’da sergileyerek dimağımızda kendine sağlam bir yer buldu. 2008’deyse ikinci albümü ‘Too’yu yine dZihan &amp; Kamien prodüksüyonluğunda çıkardı. Albüme pop ,r&amp;b, funk, elektronik, caz karışımı desek ve hatta albümde yer yer Björk’ün  ve Billie Holiday’in seslerini duyduk diye bir not düşsek abartmamış oluruz. Albümün açılış parçası Better Brother, “You’ll be a better brother / You, you will be” diye giden nakaratıyla dikkat çekiyor. ‘Karma’ da ise girişteki melodi ve kırgın ses tonu Tori Amos vari bir performans ortaya koymasını sağlıyor Madita’nın. Sense, September, Shiver, Supertight gibi başı ‘s’ harfiyle başlayan şarkıların çoğunlukta olduğu bu albümü sipariş verip edinmek hiç de fena bir fikir gibi durmuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-5463862314547127555?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/5463862314547127555/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/nihayet-madita.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5463862314547127555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5463862314547127555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/nihayet-madita.html' title='Nihayet Madita'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0nrFBwm2I/AAAAAAAAAHc/9iJgIbyKvGk/s72-c/Madita%2BToo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-1549607376505388937</id><published>2010-11-24T16:52:00.001+02:00</published><updated>2010-12-05T11:29:53.592+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Senor Coconut'/><title type='text'>Elektronik Latin dostluğu</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0nSRWOPYI/AAAAAAAAAHU/uuBYThElIT8/s1600/Senor%2BCoconut%2BAround%2BThe%2BWorld.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0nSRWOPYI/AAAAAAAAAHU/uuBYThElIT8/s320/Senor%2BCoconut%2BAround%2BThe%2BWorld.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543129911210687874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Latin tınılarıyla elektronik melodiler yan yana gelince ne olur dersiniz? Ne olacak; hayal bile edilemeyecek güzellikte bir albüm çıkacak ortaya elbette. Senor Coconut’ın ‘Around The World’ albümünü kastediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğduğu şehrin (Frankfurt) ve ülkenin sınırlarıyla kalmayıp gezegeni özellikle de Latin topraklarını karış karış gezen; Şili’ye giden, Kosta Rika’ya uğrayan bu elektronik müzik dahisinin yeni alamet-i farikası ‘Around The World’ geçtiğimiz günlerde Doublemoon etiketiyle raflardaki yerini aldı. İçerisinde hemen herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bu ilginç ve çılgın albümde; Daft Punk’ın dillere pelesenk olmuş dans parçası ‘Around The World’ hem albümün en göze çarpan parçası oluyor hem de albüme ismini veriyor. Daft Punk dinlemiş midir bu coverı bilemiyoruz ama kıskanacakları muhakkak. Kendimizi  el kol hareketleri ile ritme kaptırdığımız bu egzotik ezgilerle bezeli coverı dinlemek/dinlettirmek boynumuzun borcu oldu sanırım. Üç farklı versiyonuyla karşımıza çıkan bu cover, albümde nelerin karşımıza çıkabileceğinin en açık ibaresi. Bir döneme damgasını vuran ‘Sweet Dreams’ parçası ise hem benim hem de çaça severlerin favorisi gibi duruyor. Böyle saymakla bitiremeyeceğimiz, bize zaman ve mekân kavramını unutturan, parçaların 32 kısım tekmili birdeni güzel olan bu albüm; başucumuzda uzunca bir süre duracağa benziyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-1549607376505388937?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/1549607376505388937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/elektronik-latin-dostlugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1549607376505388937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/1549607376505388937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/elektronik-latin-dostlugu.html' title='Elektronik Latin dostluğu'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0nSRWOPYI/AAAAAAAAAHU/uuBYThElIT8/s72-c/Senor%2BCoconut%2BAround%2BThe%2BWorld.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-6670966219351488982</id><published>2010-11-24T16:44:00.001+02:00</published><updated>2010-12-05T11:30:00.978+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bonnie Prince Billy'/><title type='text'>Şimdi sıra country'de</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0mGoQlTjI/AAAAAAAAAHM/sGwP9Sfvaq0/s1600/Bonnie%2BPrince%2BBilly.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 302px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0mGoQlTjI/AAAAAAAAAHM/sGwP9Sfvaq0/s320/Bonnie%2BPrince%2BBilly.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543128611690991154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Bonnie ‘Prince’ Billy” diye bir acayip adam var; gerçekten acayip bir adam. Zaten gerçek ismi de bu değil (gerçek ismi: Will Oldham), kendisi sürekli isim değiştiriyor her nedense. Bazen Palace Brothers oluyor bazen Palace Songs bazen de Bonnie Bily. Daha böyle bir sürü ismi var ama yazmaya ne benim takatim yeter ne de bu gazetenin bu sayfası. Biz ona bugün ‘Lie Down In The Light’ albümünü çıkardığı “Bonnie ‘Prince’ Billy” ismiyle hitap edeceğiz; hitap ederken de albümüne kısaca LDITL, kendisine de BPB diyeceğiz ki sayfayı doldurmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LDITL albümüne, BPB’nin 2006 çıkışlı ‘The Letting Go’ albümünden sonraki ilk albümü diyebiliriz. Aslında arada sadece iki yıl olmasına rağmen, bu albüm BPB külliyatından bariz bir şekilde sıyrılıyor hem olumlu hem olumsuz anlamda. Önce iyilerden başlayalım. Öncelikli olarak albümde çok ciddi bir şekilde prodüktör katkısı hissediliyor. Biraz araştırınca BPN’nin bu albümde Mark Nevers ile çalıştığını görüyorum, biraz daha detaya inince Mark Nevers’ın Nashville’li olduğunu da öğreniyorum. Hani şu country müziğinin cenneti varya, işte oralıymış Nevers. ‘Puzzle’ları yerleştirdikçe albümdeki sırları yavaş yavaş çözüyoruz, anlıyoruz ki diğer albümlerde hiç olmadığı kadar country kokan bu albüme Nevers’ın ruhu sirayet etmiş. Albümün sacayağında ise Paul Oldham (kendisi BPB’nin kardeşidir), Emmety Kelly ve Shahzad Ismaily gibi isimler var. Ayrıca albüme hayat veren bir canlı daha var, o da Kanadalı hanım hanımcık, çok çıtı pıtı bir sanatçı olan Ashley Webber (kendilerini yakın takibe almış olduk sesini duyunca.) Albümde bazı olumsuzluklar da var demiştik, işte onlardan biri de BPB’nin sesinin bazen çok arkalarda kalması. Bunu açılış şarkısı ‘Easy Does It’ ile daha iyi anlıyoruz. Bu şarkıda BPB’nin sesi enstrümanlar arasında kayboluyor ya da yakalamakta zorlanıyor alıp başını giden enstrümanları. (Burada Shahzad Ismaily’e dikkatinizi çekmek isterim. Albümde kullanmadığı enstrüman kalmamış: perküsyon, piyano, elektrik gitar, banjo vs.) Biraz sarsıldıktan sonra neyse ki kendimize geliyoruz ‘You Remind Me Of Something’ ile. ‘So Everyone’ da ise Ashley Webber’ın sesini duyuyoruz. BPB, Ashley ile yaptığı bu düette biraz müstehcen davranıp bir seks hikâyesinden söz ediyor; şarkıyı dinlerken hayret ediyorum bir ses diğer bir sese bu kadar mı yakışır ve bu kadar mı duygusal olur bir şarkı diye. Benim gibi Ashley Webber’a vurulanlar ‘You Want That That Picture’ şarkısında bir kez daha duyuyor Kanada’dan çıkıp evimize kadar gelen bu buğulu sesi. Biraz cesaretli davranırsam ‘albümün en güzel şarkısı da zaten bu’ diyebilirim. ‘(Keep Eye On) Other’s Gain’ parçasında ise şikayetçi olduğum enstrüman kalabalığının bazen işe yarayabileceğini görüyorum/duyuyorum. Ve muallakta kalıyorum BPB’ye gereğinden fazla dış ses eşlik etmeli mi etmemeli mi diye. Bir nevi ‘olmalı mı olmamalı mı’ durumu. Albümün son parçası ise bir Shannon Stephens coverı olan “I’ll Be Glad”. Bu parçanın ismini anmışken albümün kapağına da değinmeden geçemeyeceğim. Kapakta mitolojik göndermeler var belli ki. Kanat takan biri ve onla cebelleşen başka biri. Aman uzak duralım diyorum; zira oldum olası sevmemişimdir bu mitsel simgeleri. Buradan duyurulur BPB’ye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta tüm şarkıları dinlediğimde albüm ben de ‘tekrar kendini dinlettirme hissi’ uyandırmıyor ne yazık ki. İlk kez böyle bir şey oluyor BPB albümlerinde. Diğerlerine göre sanki biraz üvey evlat muamelesi görecek gibi bu albüm benim nezdimde. Ama yine de kötü albüm diyemiyorum bu albüme. Neticede BPB albümü bu. Herkes için, her şey için hikâyeler yazabilen birinin albümü. Sanırım onun sihri de bu. Bu sihirden/bu şapkadan bir tavşan çıkar mı bilmem; ama albümü dinlemekte fayda var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-6670966219351488982?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/6670966219351488982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/simdi-sra-countryde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6670966219351488982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6670966219351488982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/simdi-sra-countryde.html' title='Şimdi sıra country&apos;de'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TO0mGoQlTjI/AAAAAAAAAHM/sGwP9Sfvaq0/s72-c/Bonnie%2BPrince%2BBilly.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-6027643962831142763</id><published>2010-11-24T13:46:00.001+02:00</published><updated>2010-12-05T11:30:06.515+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Natacha Atlas'/><title type='text'>Atlas'tan akustik tınılar</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TOz7p0wYYQI/AAAAAAAAAHE/dlbgRBjQv9w/s1600/Ana-Hina-Front.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TOz7p0wYYQI/AAAAAAAAAHE/dlbgRBjQv9w/s320/Ana-Hina-Front.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543081937341014274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Doğu’yu mu anlatmak zordur yoksa Doğu’yu mu anlamak? Zor bir soru gerçekten; ama Belçika doğumlu Mısırlı müzisyen Natacha Atlas yeni albümü ‘Ana Hina’ ile geleneksel/modern eski/yeni arasındaki denklemleri çözmede bir hayli yardım ediyor bizlere. Akustik bir albümle suskunluğuna son veren Atlas, Abdel Halim Hafez ve Fairouz’a sıkça selam göndererek ustalara saygı duruşunda Ana Hina’da. Frida Kahlo’nun şiirlerinden oluşan ve Clara Sanabras ile düet yaptığı ‘La Vida Callada’ parçası, açılıştaki ‘Ya Laure Hobouki’, Harvey Brough’un da katkısının olduğu ‘Black Is The Colour’ ile ‘Beny Ou Benak Eih’ özellikle dikkat edilmesi gerekenlerden. Bizden söylemesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-6027643962831142763?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/6027643962831142763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/atlastan-akustik-tnlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6027643962831142763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6027643962831142763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/atlastan-akustik-tnlar.html' title='Atlas&apos;tan akustik tınılar'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TOz7p0wYYQI/AAAAAAAAAHE/dlbgRBjQv9w/s72-c/Ana-Hina-Front.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-6668561546312828583</id><published>2010-11-24T13:43:00.001+02:00</published><updated>2010-12-05T11:30:11.835+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erdal Erzincan'/><title type='text'>Türküler bir arada</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TOz64oTpuiI/AAAAAAAAAG8/i7qIno_oeMk/s1600/1nzc04.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TOz64oTpuiI/AAAAAAAAAG8/i7qIno_oeMk/s320/1nzc04.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543081092185700898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de bağlama denilince akla gelen birkaç isimden biri Erdal Erzincan. Bağlamayı eline alıp çalmaya başlamasıyla ‘yahu bağlamaya resmen can veriyor’ dedirten bu büyük usta 13 parçalık tamamı enstrümantal eserlerden oluşan yeni bir albümle karşımızda. ‘Giriftar’ ismiyle raflardaki yerini alan bu albüm isminin anlamına yakışır bir şekilde sizi ‘tutup yakalıyor’. Kariyerinde birçok albüme ve projeye imza atmış olan bu büyük şelpe ustasının albümünde, hemen hemen herkesin aşina olduğu Kırmızı Buğday, Beşik, Meyrik gibi türküler yeniden derlenmiş ve yeni birçok parçayla başka bir tada bürünmüş.  Dostlarla hasbıhal eylerken dinlenebilecek güzel bir albüm daha Erdal Erzincan’dan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-6668561546312828583?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/6668561546312828583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/turkuler-bir-arada.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6668561546312828583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/6668561546312828583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/turkuler-bir-arada.html' title='Türküler bir arada'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TOz64oTpuiI/AAAAAAAAAG8/i7qIno_oeMk/s72-c/1nzc04.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3957146328546851168.post-5114710581712869414</id><published>2010-11-24T13:11:00.001+02:00</published><updated>2010-12-05T11:30:20.970+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mircan Kaya'/><title type='text'>Meleklerin sesini duyar gibi olduk</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TOz4ZLNCNII/AAAAAAAAAG0/_ckR-umFIAk/s1600/mircankaya.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 147px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TOz4ZLNCNII/AAAAAAAAAG0/_ckR-umFIAk/s320/mircankaya.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5543078352774116482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen konuşamazsınız. Konuştuğunuzu sanırsınız. Çoğu zaman susarsınız. Sözcüklerinizi kaybedersiniz. Konuşmaya çalıştığınız sözcüklerinizi bulamazsınız. Aramakla bulamazsınız kaybettiklerinizi. Sizin sözcükleriniz kayıptır. Kayıp sözcüklerle konuşmaya çalışırsınız. Konuşamazsınız. Bir şey vardır içinizde boğulan. Boğarsınız. Boğulursunuz. Sizin sözcükleriniz yoktur. Boğulursunuz kayıp sözcüklerinizde. Sessiz çığlıklar atarsınız. Nihayetinde karalar bağlarsınız. Bir ömür susarsınız. Lal olursunuz. Ya da siz öyle sanırsınız. Sonra bir ses duyarsınız. Mircan çıkar karşınıza. Kadim bir suskunluğun sesini bulursunuz sesinde. Sözcüklerinizi bulursunuz. Dile gelirsiniz. Ve böyle bir girizgâhla başlarsınız yazıya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batum göçmeni Megrel bir ailenin kızı olan Mircan Kaya, Doğu Karadeniz’in Gürcistan sınırına yakın bir dağ köyünde doğmuş. Belki de bulunduğu coğrafyadan ötürü farklı bir çocukluk dönemi geçirmiş; her türlü sesi merak edip anlamaya çalışması, seslerle konuşması, seslerle arkadaş olması, 12 yaşında gitar çalmaya başlaması, şarkı söylemesi, insanların şaşkınlıkla ve merakla dinlemesi. Tıpkı masallardaki gibi. Gerçek bir masal gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincilikle biten ortaokul döneminden sonra Nişantaşı Kız Lisesi’ne kaydını yaptıran Mircan, artık daha güzel cümleler kurabiliyordu daha mutlu olabiliyordu. Yeni bir gitar almıştı. Çok istediği gitarı alabilmişti nihayet. Ama biraz acımasız davranıyordu hayat;  17 yaşındayken gitar öğretmeniyle beraber Tünel’den aldığı siyah caz gitarının buruk bir sevinci vardı. Zira kısa bir süre önce babasını kaybetmişti. Ama Mircan’ın yaşadığı ilk travma bu değildi. Henüz 13 yaşında iken ağabeyi Mehmet Emin’i kaybeden Mircan ikinci kez alacaklı oluyordu hayattan. İlk besteleri, ingilizce şarkı sözleri yine bu gitar sayesinde daha farklı anlamlar kazanıyordu. Elinde yeni bir gitar, aklında onlarca ezgi, kalbinde derin bir acı, omuzlarında ağır bir yük, yüzünde ise hiç eksik olmayan bir gizem eşliğinde üniversite hayatına başladı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği okuyan Mircan, arkadaşlarıyla kurduğu senfonik rock grubunda kendi bestelerini söyleme devam etti. Diğer yandan başarılı bir öğrenim hayatını sürdürüp, burslu olarak gittiği Ürdün’de yine kendisinden beklenileni yaparak sahnede arz-ı endam eyledi ‘Yesterday’ ile. Boğaziçi Üniversitesi’nde Deprem Mühendisliği master’ıı yaparken ise iki çocuk sahibiydi. Evet iki çocuk annesiydi Mircan. Hayatta bazı şeylerin aynı anda gidebileceğini adeta ispatlıyordu; iyi bir anne, iyi bir öğrenci, iyi bir sanatçı olunabileceğini. Hem zamana hem de hayata inat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2004’e gelindiğinde ‘Bizim Ninniler’ albümünü yayınlayan Mircan, 2005 yılında bu toprakların gördüğü en güzel albümlerden biri olan dokuz parçadan oluşan ‘Kül’ albümünü çıkardı (Bu albüm 2007 yılında yeniden düzenlenerek Mircan’ın kurduğu Ucm’den Kül &amp; Ashes adıyla tekrar yayınlandı). Albümde hiçbir enstrüman kullanılmadan kaydedilen Tuşuti bölgesine ait olan ‘Tuşuri’ manisi, yürekleri burkan ‘’Osman’um’’ ağıdı gibi harikulade parçalar yer alırken peşi sıra çıkan ‘Sala’ albümünde ise daimi dostlarıyla birlikte farklı yerlere farklı zamanlara tıpkı çocukluk yıllarındaki gibi yolculuğa çıkıyordu. Kısa bir sessizlik döneminden sonra 2008 yılında ‘Numinosum’ albümünü yayınladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008’in Eylül ayında ise Once Upon a Time in Mingrelia – OUTIM (Bir Zamanlar Megrelya’da) albümüyle karşımıza çıktı. Aslında bu albümü sırf ‘albüm’ demekle geçiştirmek çok büyük haksızlık olur; nitekim elimizde albümden çok daha ötesi var. Albümün yanında Pelin Özer’in haikularından, Mircan’ın yazdığı hikâyelerden, Arzu Başaran’ın resimlerinden ve sayamadığımız onlarca şeyden oluşan 145 sayfalık bir kitapçık var keşfedilmeyi bekleyen. Kayıtları Bristol’de caz grubu Limbo ile gerçekleştirilen albümde yer alan parçalar Megrelce/Lazca dilleri ile seslendirildi.  ‘Tcinkhaşi Meseli ‘ ile açılan bu büyülü albümde bizim pek bi beğendiğimiz ‘Karmatte Gola Gza’ parçasında yaklaşık dokuz dakikalık bir ayin yapıyoruz ağır ağır giden melodiler eşliğinde. Parçaları dinledikçe kâh cinlerle haşır neşir oluyoruz (korkuyoruz-gülüyoruz), kâh uykuya dalıyoruz ‘Mircanişi Nani’ ile. Bazen de haykırıyoruz ‘Ne Yapalım Ey Oğul’ diyerek, ama çoğu zaman Bristol’ün o sıkıntılı sokaklarında dolaşıyoruz, kimi zaman da Cxala’ya gidiyoruz ‘Yamo’ ile. Kısacası çok doğal ama çok farklı şeyler hissediyoruz OUTIM albümünü tamamlayınca. Şairin de dediği gibi bir teneke parçasını eğip büküyoruz gün boyu, dışarıda usul usul yağan yağmurun sesiyle Mircan’ın sesi dans ederken. Öylesine mutlu. Öylesine hüzünlü. Nedenini bilmeden. Nedenini sormadan. Kayıtsız. Şartsız. Kayıtsız. Şartsız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3957146328546851168-5114710581712869414?l=birazsesver.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://birazsesver.blogspot.com/feeds/5114710581712869414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/meleklerin-sesini-duyar-gibi-olduk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5114710581712869414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3957146328546851168/posts/default/5114710581712869414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://birazsesver.blogspot.com/2010/11/meleklerin-sesini-duyar-gibi-olduk.html' title='Meleklerin sesini duyar gibi olduk'/><author><name>Cemil Koz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08634298356638690877</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='17' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TQ93zQGTM8I/AAAAAAAAAK8/EAvuyuNoWYg/S220/tevess%25C3%25BCl.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_qevnHrwAPtA/TOz4ZLNCNII/AAAAAAAAAG0/_ckR-umFIAk/s72-c/mircankaya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
